Suriye kürt gerçekliğine yaklaşımda eksen kayması!!

Suriye kürt gerçekliğine yaklaşımda eksen kayması!!

Kadir ÇELİK yazdı...

Kürtlerin en temel, en doğal ve en insani hakkı olan özgür ve onurlu yaşama isteği karşısında Türkiye toplumunun içine düştüğü öfke, korku ve tahammülsüzlük hali artık sıradan bir politik refleks değil; derin, yapısal bir siyasal patolojidir. Bu patoloji, devletin reflekslerinden çok daha derinde, toplumun bilincine ve vicdanına işlemiş bir korku ideolojisidir...

Rojava ekseninde son günlerde yaşanan gelişmeler, bu patolojiyi bütün çıplaklığıyla yeniden ortaya koymaktadır. Aynı toplum, Filistin’in özgürlüğü için meydanlarda slogan atarken, aynı kalabalıklar Suriye Kürtlerinin kendi kaderlerini tayin hakkı söz konusu olduğunda adeta cinnet geçirmektedir. Filistin’de bağımsızlık “direniş”, Rojava’da ise “bölücülük” sayılmaktadır. Bu ikili dil, bu ikiyüzlü vicdan, siyasetin değil, zihinsel sömürgeleşmenin ürünüdür...

Bir yanda “mazlumların savunucusu” olduğunu iddia eden bir siyasi iklim, diğer yanda Suriye’nin kuzeyinde Kürtlerin, dün başına ödül konulan bir diktatörün rejimine teslim olmasını bekleyen aynı siyasal söylem… Bu, tarihsel bir çelişkinin değil, ahlaki bir çöküşün resmidir...

Türkiye toplumu, özellikle son yıllarda, Kürt meselesine dair tüm siyasal duyargalarını kaybetmiş görünmektedir. Her türlü Kürt öznesini, her türlü özgürlük talebini “terör” kategorisine hapseden bu refleks, aslında devletin güvenlik paradigmasının halkın bilincine sirayet etmiş halidir. Güvenlik siyaseti, ahlaki siyaseti çoktan boğmuştur. Artık mesele hak, hukuk, eşitlik değil; sadece kontrol, bastırma ve “tehdit” algısıdır...

Devletin resmi ideolojisiyle toplumsal bilincin bu kadar örtüştüğü bir dönemde, Kürtlerin varlık mücadelesi sadece bir kimlik mücadelesi değil, aynı zamanda demokratik bir varoluşun son savunma hattıdır. Çünkü bu ülkede Kürtlerin özgürlüğü bastırıldığında, aslında bütün toplumun nefes borusu kesilmektedir...

Filistin halkı, Arakan Müslümanları ve Uygur Türkleri için “ümmet” söylemiyle ağlayan bir devlet aklının, yüz yıldır aynı coğrafyayı, aynı kaderi paylaştığı Kürt halkına karşı bu denli düşmanca bir pozisyon alması, artık yalnızca politik bir tutarsızlık değil, siyasal ahlakın iflasıdır. Bu hegemonya dili, bir yandan “mazlumların yanında” poz verirken, diğer yandan kendi ülkesinde ve komşu topraklarda yaşayan bir halkı sistematik biçimde şeytanlaştırmaktadır...

Kürt halkının özgürlük talebine duyulan bu derin korku, aslında Türk siyasal aklının kendi kimliğine duyduğu güvensizliğin bir yansımasıdır. Rojava’da bir Kürt kendi kendini yönetmesin diye gösterilen bu öfke, tarihin aynasında Türk toplumunun kendi demokratik kapasitesizliğini deşifre etmektedir...

Bugün Rojava’da Kürtlerin kaderini tayin hakkını “tehdit” olarak gören bir anlayış, yarın kendi içindeki her farklılığı da tehdit saymaya mahkûmdur. Bu zihniyetin son durağı, tek sesli, tek kimlikli, tek itaatli bir toplum tahayyülüdür. Ve bu tahayyül, modern bir ulus değil, korkunun ve inkârın üzerine kurulmuş bir korku rejimi üretir...

Kürt halkı onuruyla yaşamak istemektedir. Bu talep, hiçbir ulusun tehdit olarak algılamaması gereken, evrensel bir insani taleptir. Kimse Kürt halkının aklıyla, umuduyla, onuruyla oynamaya kalkmamalıdır. Mazlumların savunucusu rolünü üstlenip Rojava’da teslimiyet dayatmak, tarihsel olarak kabul edilemeyecek bir aymazlıktır...

Kürt halkı bu onursuzluğu bu saatten sonra kabul etmeyecektir. Çünkü bu halk, yüz yıl boyunca inkârın, sürgünün ve zulmün karanlığında bile direnmenin ne anlama geldiğini herkesten iyi bilir...

8 Ekim 2025...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Fizik/Bilim ve Hayat:Yakın ve Uzak Tehditlere Karşı Bazı Çözüm Önerileri...
Sonraki Haber Eli Kanlı Bir İktidar...
Benzer Haberler
Rastgele Oku