Abdülkadir Selvi gazeteciliği…

Abdülkadir Selvi gazeteciliği…

Kadir ÇELİK yazdı...

Köşe yazılarını okuyun, ekranlardan takip edin ve göreceksiniz ki Türkiye’deki medya yapılanmasında Abdülkadir Selvi, bir köşe yazarından ziyade, siyasal iktidarın bürokratik karar mekanizmalarını meşrulaştıran bir onay memuru işlevi görmektedir. Selvi’nin bütün pratiği, kamuoyuna bilgi aktarmaktan ziyade, iktidarın dar bir kadro tarafından belirlenen ajandasını toplumsal kabule tahvil etme çabasıdır...

Bu bağlamda Abdülkadir Selvi’nin yaptığı iş gazetecilik değil; devlet imkanlarını ve medya gücünü kullanarak yürütülen bir psikolojik bariyer inşasıdır. Çok açık ki Selvi, iktidara dayanmanın kendisine sağladığı dokunulmazlık zırhını, doğrudan doğruya güç merkezlerinin halkla olan iletişiminde bir "tampon bölge" kurmak için kullanmaktadır...

Sistemin sunduğu ekonomik ve siyasi imtiyazlardan beslenme hali, Selvi’nin yazılarında sadece bir üslup sorunu değil, bir varoluşsal bağımlılık olarak tezahür eder. Onun temel görevi, iktidarın en tartışmalı ve toplumsal maliyeti yüksek hamlelerini, rasyonel birer proje gibi paketleyerek kitlelere sunmaktır. Burada karşımıza çıkan, mesleki ilkelerini iktidarın pratiklerine feda etmiş, gazetecilik bilgisini ise sadece bu pratikleri tahkim etmek için seferber eden bir teknokratik yanaşma tipolojisidir. Hiç şüphesiz böyle bir kalem, toplumun haber alma hakkını değil, yönetenlerin iktidarını konsolide etme hakkını savunmaktadır...

Selvi’nin operasyonel dili, yanaşmacılığın bir metot olarak benimsendiği ilkesiz bir zemine oturmaktadır. Geçmişteki siyasi konumlanışları ile bugünkü pratikleri arasındaki uçurum, onun herhangi bir entelektüel tutarlılığa ya da etik değere sahip olmadığının en somut deşifresidir. İktidarın her politika değişikliğinde, eski konumunu saniyeler içinde terk edip yeni rotaya en önde selam durması, onu gazetecilik tarihinin en tanınan ‘çarkçısı’ haline getirmektedir. Bu durum, analitik bir derinlikten değil, güce olan mutlak ve koşulsuz eklemlenme ihtiyacından kaynaklanmaktadır...

Abdülkadir Selvi tipi gazeteciliğin asıl tehlikesi, sunduğu bilgiden ziyade yok ettiği mesleki ahlaktır. O, bir gazeteci gibi görünerek gazeteciliği içeriden imha eden bir Truva atıdır. Selvi’nin yazıları, halkın gerçekle olan bağını koparıp yerine iktidarın kurgusunu yerleştiren bir perde işlevi görüyor. Bu anlayışın deşifre edilmesi, sadece bir köşe yazarının eleştirilmesi değil; medyanın bir denetim mekanizması olmaktan çıkıp, iktidarın bir halkla ilişkiler dairesine dönüşmesine karşı durmaktır. Sonuçta Selvi, basın tarihine bir fikir işçisi olarak değil, gücün diliyle konuşan bir sessizleştirme aygıtı olarak geçecektir...

Sonuç olarak, Abdülkadir Selvi ismi, bu toprakların basın tarihinde hiçbir zaman dürüst ve bağımsız düşünce boyutuyla anılmayacaktır. Onun yazıları, hakikatin peşinden koşan bir zihnin ürünü değil, tamamen iktidar sofrasından pay alma gayretiyle kurgulanmış birer sadakat deklarasyonudur...

Kendisine sunulan nimetlerin bedelini, mesleğin onurunu ve halkın gerçeğe ulaşma hakkını satarak ödeyen bu tip, Türkiye siyasal tarihinin en karanlık dönemlerinin en net yansımasıdır. O, gazetecilik tarihinin değil, siyasal teslimiyetin ve ilkesiz yanaşmacılığın ibretlik bir vesikasıdır…

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Erol Köse’ye ben de hakkımı helal etmiyorum!
Benzer Haberler