Deldim gitti...

Deldim gitti...

Veli BAYRAK yazdı...

Siz siz olun, oğlunuza kız istemeye giderseniz yanınıza tecrübeli birini almayı unutmayın. Yoksa işler karışıyor. Yan komşumuz Bedri Bey akşamın ilerleyen saatlerinde eve gelip, hafta sonu oğluna kız isteneceğini, bunu da benim yapmamı istediğini söyledi. Bedri Bey çocukluğumu bilir. Ona yok demek imkânsız gibi bir şey ama benimde bu konuda hiçbir tecrübem yok. Ne yaptımsa anlatamadım ve sonunda hafta sonu oğlu Bilal’e, Şükran'ı istemeye gitmek için anlaştık...

İlk olarak telefonla bizim işletmeden çaycı Müslüm Efendi’yi aradım. Kendisi üç oğlan evlendirmiş biri. Kâğıdı kalemi hazırlayıp Müslüm Efendi’den kız istenirken söylenen o meşhur sözün tamamını söylemesini istedim. Biraz düşündü Müslüm Efendi, “Vallaha evlat!” dedi. “Ben sadece ‘Gelelim sebebi ziyaretimize’ olan kısmına kadar biliyorum. Gerisini bacanak biliyor istersen numarasını vereyim onu ara.”

“İyi akşamlar” deyip kapattım telefonu. Hemen yan apartmandan Selim Amca vardı onu aradım. Güngörmüş biri. Kim bilir kaç kez başından geçmiştir bu işler. Telefonla onu arayıp bana yardımcı olmasını istedim. Kem küm etti Selim Amca, “Doğrusu 3 oğlan evlendirdim ama ikisini amcası istedi. Öte ki de zaten dış devletten getirdi nereli olduğunu ben bile bilmiyorum. İstersen Kasap Nuri’ye sor.” dedi...

Onunda yüzüne kapattım telefonu. Bir umut Kasap Nuri’yi aradım. O da kafayı çekmiş zil zurna sarhoş:

“Sakın evlenme oğlum. O Bilal'e söyle o da evlenmesin. Hatta hiç kimse evlenmesin. Takıyı da kaldırsınlar. Elli kişiye takı taktık geri döneceği yok! Bizim mal oğlan evlenmeyince hepsi boşa gitti. Evlenme oğlum, sakın evlenme.”

Baktım olmayacak, geçtim bilgisayarın başına, Google’dan doğrusunu bulup kâğıda not ettim. Sonrada başladım ezberlemeye:

“Gelelim sebebi ziyaretimize. Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınız Şükran’ı oğlumuz Bilal’e istiyoruz.”

O gece rüyama girdi bu söz. Uyudum uyandım bu sözü tekrarladım. Ayrıca bir kâğıda güzelce yazdım ki unutursam eğer kız isteme esnasında cebimden çıkarıp okuyayım diye. Sonunda günü geldi ve Bedri Bey, karısı, Bilal ve ben atladık arabamıza kız evine gittik. Yolda Bedri Bey sürekli bir şeyler anlatıyor ama dinlemiyorum bile. Not elimde, o meşhur sözü tekrarlayıp duruyorum:

“Gelelim sebebi ziyaretimize.  Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınız Şükran’ı oğlumuz Bilal’e istiyoruz.”

Sonunda kız evine gittik. Sağ olsunlar iyi karşıladılar bizi. Zaten gençler aralarında anlaşmışlar bu yüzden iş kolay. Şükran’ın babası Kâmil Bey yaşı ilerlemiş biri. Konuşurken bağırmak zorunda kalıyorsun ama sorun değil. Ne de olsa iki laf edip bitireceğiz işi.

Bu arada sohbetler edildi, çaylar içildi, Bedri Bey ayağıma vurup, “Hadi iste kızı, şerbet kısmına geçelim.” dedi. Oturduğum yerde bir sağa bir sola sallandım. Sanırsın hayatım kız istemekle geçmiş! Sonra hafif öksürüp başladım kızı istemeye:

“Gelelim cebeci seyahatimize….”

Bedri Bey ayağıma vurdu. Anladım bir terslik olduğunu! Kâmil Bey de anlamış olmalı ki bana dönüp, “Olur olur. Daha gençsin öğrenirsin.” dedi. Kâmil Bey böyle deyince rahatladım. Fırsat bu fırsat deyip başladım tekrar konuşmaya:

“Gelelim ziyareti sebebimize….”

Bedri Bey tekrar ayağıma vurdu. Usulca kulağıma, “Saçma sapan yerlere gelip durma oğlum. Direk konuya gir.” dedi...

Öyle dedi ama girmeden de olmuyor ki o kadar çalışmışız! Kâmil Bey’de sürekli destek çıkıyor, “Genç adam öğrenir öğrenir.” diye. Yalnız bu arada ben de film koptu. Aklımda sözün doğrusuna dair hiçbir şey kalmadı. Çaktırmadan cebimden notu çıkartıp başladım okumaya:

“Yarım kilo üzüm, iki yüz gram fındık, yarım kilo fasulye, üç yüz gram fıstık….”

O hafta aşure haftasıydı. Cebimden yanlışlıkla komşuya almak için söz verdiğim malzemelerle ilgili notu çıkartıp okumuşum! Bedri Beyin kaşı düştü. Kâmil Bey, “Olur olur, genç adam öğrenir.” deyip duruyor. Biraz şaşkınlıktan sonra cebimden gerçek notu bulup biraz göz gezdirip tekrar cebime koyduktan sonra başladım konuşmaya:

“Gelelim sebebi ziyaretimize. Allah'ın emri Peygamberin kalbiyle….”

Kalbi mi? Elbette yine olmadı. Bedri Bey ayağıma bastı. Kâmil Bey, “Olur olur, genç adam…” dedi. Ben toparlanıp tekrar konuştum:

“Gelelim sebebi ziyaretimize. Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınız Ayşe’yi oğlumuz Cemal’e istiyoruz.”

Ayşe kim? Cemal kim? İşler iyice karışmasın mı? Bedri Bey ayağıma vurdu, Kâmil Bey, “Olur olur genç adam…” dedi. Baktım olmayacak biraz önce okuyup cebime koyduğum kâğıdı tekrar çıkarıp oradan okumaya başladım:

“Gelelim sebebi ziyaretimize. Allah'ın emri Peygamberin kavliyle kızınız Şükran’ı oğlumuz Bilal’e istiyoruz.”

Nihayet oldu. Bir sevinç bir neşe göreceksiniz! Bedri Bey çocuklar gibi şen. Bilal ellerini kaldırmış, “Allah’ım bugününe şükür” diye dua ediyor. Şükran kapı aralığından, "Kendi evlenememiş bizi de yakacak!" der gibi bana bakıyor. Tabii o kadar saçmalamışız, kafalar o kadar karışmış. Bana sürekli “Olur olur, genç adam öğrenir.” diyen Kâmil Bey birazda gözleri yaşararak, “Deldim gitti.” diye bağırmasın mı?

Vallaha o gün Bilal'e kız istedik ama kız babası “Verdi mi” gitti yoksa “Deldi mi gitti” orası halen meçhul...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber KAVRAMLARI  DOĞRU KULLANALIM...
Benzer Haberler

İsmail Efendi'nin şivesi!

GÖĞE ÜÇ AYNA DÜŞMÜŞ...

YÜZ YILLIK SAVAŞ...