Bahçeli’nin yol haritası nereye çıkıyor?

Bahçeli’nin yol haritası nereye çıkıyor?

Yusuf KARATAŞ
[email protected]

İktidar bloku adına MHP lideri Bahçeli’nin sözcülüğünü yaptığı ‘sürecin’ tıkanma noktasına geldiği tartışmalarının arttığı bir dönemde Bahçeli bir kez daha devreye girerek yeni bir ‘yol haritası’ yayımladı. Bahçeli, MHP’nin yayın organı Türkgün gazetesinde yayınlanan değerlendirmesinde süreçte bugüne kadar yapılanları özetledikten sonra “Ancak yapılanların ve söylemlerin karşılıklı anlam kazanması noktasında bir iletişim eksiliği yaşandığı görülmektedir” diyor ve bu nedenle “gerekli mekanizmaları harekete geçirmek amacıyla yeni aşama için bir yol haritasının gerekli olduğu”nu söylüyor. Bahçeli, bu ‘yol haritası’nda Öcalan için daha önce önerdiği ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’nün çerçevesini de belirliyor...

Bahçeli, Öcalan için “umut hakkı”ndan Mecliste ‘süreç komisyonu’nun kurulmasına, süreç komisyonunun Öcalan ile görüşmesinden şimdi de Öcalan için geçici bir ‘statü’ önerisine kadar her defasında “cesur” olarak nitelenen çıkışlar yapıyor...

Peki, Bahçeli’nin bu “cesur” çıkışlarının son halkası olan yeni yol haritası, gerçekte bizi/ülkeyi nereye çıkarıyor?

Burada yanıtlanması gereken bir diğer soru da Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un Anadolu Ajansı’nda yayınlanan ve Bahçeli’ye bir yanıt olarak değerlendirilen yazısına bakarak iktidar bloku içinde bu konuda bir anlaşmazlık ya da çelişkinin olup olmadığı sorusudur?

Öncelikle iktidar bloku adına Bahçeli’nin sözcülüğüne soyunduğu ve daha ilk günden “terörsüz Türkiye” olarak adlandırdığı sürecin temel hedefinin; PKK ve Öcalan’ı önder olarak gören KCK sistemi içindeki güçler (Suriye’de PYD, İran’da PJAK ve Irak’ta PKK kampları ile Şengal’deki güçler vs.) üzerinden Türkiye’ye yönelmesi muhtemel bölgesel tehditlerin önünün alınması ve devamında da bu temelde iç cephenin (iktidar blokunun dayanaklarının) güçlendirilmesi olduğunu bir kez daha hatırlamak/hatırlatmak gerekiyor. Dolayısıyla ‘süreç’, bölgenin (Ortadoğu) yu yeniden dizayn edilmesine yönelik savaşın giderek yayıldığı bir dönemde Türk tekelci burjuva gericilik ve onun iktidarının çıkarlarını korumayı amaçlayan bir politikaydı. Bu çıkarları korumak, içeride de muhalefeti bölüp etkisizleştirmekten ve “milli birlik” adı altında daha geniş kesimleri iktidar bloku etrafında birleştirmekten geçiyordu...

Yani bu sürecin sınırları Kürt silahlı güçlerinin tasfiye edilmesi ya da Suriye’de/Rojava’da SDG’nin (Suriye Demokratik Güçleri) geçici HTŞ (Heyet Tahrir eş Şam) yönetimine entegrasyonu örneğinde olduğu gibi kontrol altına alınması ile belirleniyor, Kürtlerin ulusal-demokratik talep ve beklentileri için kapı daha baştan kapanıyordu...

Bahçeli’nin bugüne kadarki “cesur” çıkışlarının hiçbiri bu sınırların bir adım bile ötesine geçmediği gibi son yol haritası da aslında bu sınırları daha da belirginleştiriyor...

Bahçeli’nin yol haritasında “terör örgütlerinin tasfiye süreçlerinde liderlik mekanizmasındaki çok sesliliğin bu süreci sekteye uğratma” risklerine işaret ediliyor ve özellikle PKK’nin “Suriye, İran ve Irak’taki uzantılarının ABD, İsrail ve diğer ‘dış güçler’ tarafından kullanılması tehdidinin ortadan kaldırılması için ‘kurucu önderliğin’ (Öcalan’ın) örgüt üzerindeki etki alanının devamının sağlanması için bir kavramsal çerçeve geliştirilmesi” gerekliliğine vurgu yapıyor ve Öcalan için ‘Barış Süreci ve Siyasallaşma Koordinatörlüğü’nü bu çerçevede gündeme getiriyor...

Bahçeli, özellikle bu koordinatörlük görevinin ‘siyasi bir statü’ olmadığını, Öcalan’ın Kürtlerin lideri ve temsilcisi olduğu anlamına gelmediğini ve sadece “örgütün tasfiye süreci ile sınırlı” kalacağını belirtiyor. Başka bir deyişle bu statü, Öcalan’ın Kürt hareketinin bütün bileşenleriyle doğrudan iletişime geçebilmesini ve bu temelde bu bileşenlerin kontrollü bir şekilde tasfiye edilebilmesini amaçlıyor. Ancak bu yol haritasının hiçbir noktasında “bölücü terörün tasfiyesi” hedefinin ötesinde Kürt sorununun çözümüne dair en küçük bir işaret dahi bulunmuyor...

Öte yandan Bahçeli, bu koordinatörlüğün yanı sıra “TBMM’de Meclis Başkanı’nın oluru ile her partiden teamüllere göre belirlenecek sayıda milletvekilinin yer alacağı bir takip komisyonu”nun ve ayrıca bir Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında MİT ve bakanlıklardan temsilcilerin yer alacağı bir ‘Tasfiye ve Düzenleme Sürecini Yönlendirme ve Milli Birlik’ komisyonu”nun kurulmasını da öneriyor...

Burada özellikle meclis için önerilen ‘izleme komisyonu’nun asıl olarak meclisi oyalama, Kürt halkında seçimlere kadar beklentileri canlı tutma ve bu süreç üzerinden olabildiğince muhalefeti karşı karşıya getirerek siyasi tasfiye operasyonlarını sürdürme gibi saray rejiminin ‘iç cephe’deki ihtiyaçlarına yanıt vermek üzere gündeme getirildiğini tahmin etmek zor değil. Dolayısıyla bu komisyona ya da yol haritasına yönelik itirazların; kayyımların kaldırılmasından siyasi operasyonların son bulmasına, silah bırakacakların siyaset yapması önündeki engellerin kaldırılmasından siyasi tutsakların serbest bırakılmasına ve anadilde eğitimden anayasal eşitliğe kadar gündeme getirilecek her demokratik talebin “bozgunculuk”, “çözüm karşıtlığı” gibi kodlanarak muhalefeti baskı altına almanın dayanağına dönüştürülmesi de sürpriz olmayacaktır. Bu bağlamda her ne kadar Bahçeli, sık sık “demokrasi”, “hukukun üstünlüğü”, kapsayıcılık” gibi söylemler kullansa da bu kavramlar gerçekte Kürt sorununun çözümünün ve demokratikleşmenin değil; Saray rejiminin tasfiye politikalarının meşrulaştırılmasının ve bu rejim etrafında “milli birliği” inşa etmenin araçları olarak anlam kazanmaktadır...

Öyleyse Uçum, Bahçeli’nin Öcalan için yaptığı ‘statü’ önerisi için neden bu statünün “geçiş sürecinin koşuluna dönüştürülmemesi” gerektiğini söylüyor?

Burada Erdoğan ve AKP’nin geçmiş “çözüm süreci”nde yaşadığı güç kaybı ve demokratik muhalefetin güç kazanmasından yola çıkarak yol haritası kapsamında atılması gereken adımlar konusunda daha temkinli ve ‘kontrollü’ olduğu söylenebilir. Ancak bu süreç ve hedefleri konusunda iktidar bloku içinde bir anlaşmazlık bulunmadığı gibi Erdoğan da her fırsatta “sürecin olması gerektiği gibi ilerlediğini” ve “terörsüz Türkiye hedefinin fikrî ve siyasi müşterek karargâhının Cumhur İttifakı” olduğunu söylüyor. Dolayısıyla Bahçeli ve Uçum’un açıklamaları arasındaki farklılık, hedefe doğru giderken hangi yöntem ya da araçların ne zaman kullanılması gerektiğini tartışmasının ötesine gitmemekte her ikisi de demokrasinin gelişmesini “terörün tasfiyesi” şartına bağlamakta, “terörsüz Türkiye” ile “refahın artacağı” ve “Türkiye yüzyılı” hedefine doğru ilerleneceği noktasında birleşmektedir. Bilindiği gibi sürecin sözcülüğünü yapan Bahçeli daha önce de mecliste bir süreç komisyonu kurulmasını ve daha sonra da bu komisyonun Öcalan ile görüşmesini gündeme getirdiğinde de iktidar bloku içinde benzer tartışmalar yaşanmıştı. Ancak bu tartışmalar, o günden bugüne bir ayrışmadan çok beklentiyi canlı tutmaya ve iktidara zaman kazandırmaya yarayan bir ‘görev dağılımı’ olarak anlam kazanmıştı.

Bahçeli’nin son yol haritası, bize bir kez daha başlatılan sürecin Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme süreci olmadığını; sürecin de Öcalan’a biçilen rol ve ‘statü’nün de Kürt silahlı güçlerinin tasfiyesi ile sınırlı olduğunu gösteriyor. Saray rejimi ve onun cumhur ittifakı, bu süreç üzerinden bölgede kendisine yönelmesi muhtemel tehditleri bertaraf ederek ABD emperyalizmiyle uyum içinde kendi yayılmacı emellerini sürdürebilmek ve içeride de muhalefeti baskılayarak rejimi tahkim etmek istiyor. Bahçeli’nin yol haritası, saray rejimi ve kader birliği yaptığı tekelci burjuva gericiliğin çıkarları etrafında bir “milli birliğe” çıkıyor. Oysa bu politika Türk ve Kürt halkları ve her milliyetten işçi-emekçiler için daha fazla baskı ve yoksulluk, ülkenin yayılmacı emeller doğrultusunda daha fazla tehditle yüz yüze bırakılmasından başka bir şey getirmiyor.

NOT:Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber İşçi sınıfı iktidarı olmadan, insanlık sömürü, baskı ve savaştan kurtulamaz...
Benzer Haberler