Ah yosun gözlü annem...

Ah yosun gözlü annem...

Önder Deniz Çavuşlar yazdı...

Henüz ellili yaşlarının ortasındaydın. Altmış bile olmamıştın. Soğuk, fırtınalı bir beş Ocak sabahına karşı; yağmurun içine karışan hanımeli kokusuyla, “beni unutma yavrum” deyip gözlerini sonsuzluğa kapattın...

Beş yaşındaydım. İstanbul, tarihinin en yoğun kar yağışını yaşıyordu. Yaşıtlarım sokaklardaydı; ben de çıkmak istiyordum. Ama “üşürsün yavrum, olmaz bugün” demiştin. Pencereden arkadaşlarımı izleyip dışarı çıkamamış, sana küsmüştüm. O gün sen, canını dişine takıp kalın mavi, üzerinde kardan adam figürleri olan bir kazakla eldivenler ördün. Ertesi gün doyasıya kartopu oynamıştım. Hem sıcacık tutmuş, hem mutluydum...

Yedi yaşındaydım.Okula başlayacaktım. Korkuyordum; kalabalıklara karışmaktan, yabancı yüzlerden… Anladın. Annelik içgüdüsü işte. Öğretmenimden izin alıp benimle aynı sıraya oturdun. O gün yalnız olmadığımı ilk kez bu kadar derinden hissettim...

İlk işime girdiğim zamanlardı. Maddi sıkıntıların en ağır olduğu bir dönemde çamaşırları ellerinle yıkadığını hatırlıyorum. İlk maaşımı aldığımda, Asım Abi’nin beyaz eşya dükkânından bir çamaşır makinesi almış, bir sürü senede imza atmıştım. Makine eve geldiğinde yüzündeki tebessüm…

Hâlâ hafızamda, hiç solmuyor...

Bir gün rahatsızlandın. Hastane, tetkikler. “Kanser” dediler. “Durum ciddi.” Ameliyat oldun. “İyileşecek” dediler. İyileşemedin. Yapılabilecek her şeyi yapmışlar, artık eve göndermişlerdi. Bir sabah fenalaştın. Ambulans geldiğinde bakışlarını unutamam. Hayatını adadığın, bizi büyüttüğün evimize son kez baktın; sanki biliyordun, bir daha dönemeyeceğini...

Dönemedin…

Avcılar Medicana Hastanesi. Bir gece önce hastaneye yatırdığımızda, “beklemeyin, yoğun bakımda; bir gelişme olursa haber veririz” demişlerdi. Dayanamadım. Akşam sekiz gibi geldim yanına. Seni yalnız bıraktım diye içim rahat etmedi...

Gece. Saat dört kere dört. Yağmurun altında sigara içmiyor adeta yiyordum. Danışmadan bir çocuk kapıya çıktı:

“Abi, yoğun bakımdan çağırdılar seni.”
Koşarak çıktım. Dördüncü kat. Kapı açıldı.
“Üzgünüm, başınız sağ olsun” dedi doktor...

Şairin dediği gibi: “Ben zaten o ilk acıyla ölmediğimde çok gücenmiştim hayata.”

Ah yosun gözlü annem. Kalbimi parça parça eden sızım. Anneler Günü'n kutlu olsun...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Ayşe Türkmen’den Anneler Günü’nde adalet çağrısı: Bir çocuk kolay mı yetişiyor?
Benzer Haberler