*Hasan ÇERÇİOĞLU...
[email protected]
Bugün, 16 Mart katliamının yıl dönümü. Aradan onlarca yıl geçti; ancak Beyazıt Meydanı’nda patlayan o bombanın sesi hâlâ bu ülkenin hafızasında yankılanıyor...
16 Mart 1978 günü İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi önünde toplanan öğrencilere yönelik planlı bir saldırı gerçekleştirildi. Faşist saldırganlar devrimci öğrencilerin üzerine bomba attı, ardından silahlarla ateş açtı. Bu alçak saldırı sonucunda 5 öğrenci olay yerinde, 2 öğrenci ise daha sonra hayatını kaybetti. Toplam 7 genç yaşamını yitirdi, 41 öğrenci yaralandı.
Katliamda hayatını kaybedenler:
Abdullah Şimşek,
Baki Ekiz,
Cemil Sönmez,
Hamit Akıl,
Hatice Özen,
Murat Kurt,
Turan Ören.
Onlar yalnızca birer öğrenci değildi; eşitlik, özgürlük ve demokrasi hayali kuran bir kuşağın temsilcileriydi...
Olaydan önce devlet kurumlarına ulaşan istihbarat bilgileri, saldırının planlandığını açıkça ortaya koyuyordu. Buna rağmen gerekli önlemler alınmadı. Katliamın failleri ve arkasındaki güçler gerçek anlamda yargı önüne çıkarılmadı...
Saldırıyla bağlantılı isimler, tanık ifadeleri ve itiraflar yıllar boyunca kamuoyuna yansıdı. Ancak dava süreci sürekli geciktirildi, karartıldı ve sonunda zamanaşımı kararlarıyla kapatıldı...
20 Ekim 2008’de İstanbul 6. Ceza Mahkemesi davayı zamanaşımı gerekçesiyle düşürdü. Bu karar Mart 2010’da Yargıtay tarafından da onandı. Böylece yalnızca bir dava değil, aynı zamanda adalet duygusu da gömülmek istendi.
Türkiye’de katliamların ve siyasi cinayetlerin üzerinin zamanaşımıyla örtülmesi ilk değildir. 1993’te 35 aydının yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı davasında da benzer bir karar verilmiş, sorumluların büyük bölümü gerçek anlamda hesap vermeden kurtulmuştur...
Ancak tarih yalnızca mahkeme kararlarından ibaret değildir. Toplumların hafızası vardır. Beyazıt’ta toprağa düşen gençlerin isimleri, bu ülkenin demokrasi ve özgürlük mücadelesinin hafızasında yaşamaya devam etmektedir...
Bugün yapılması gereken, yalnızca geçmişi anmak değildir. Asıl görev, bu katliamların unutulmasına izin vermemektir. Çünkü unutulan her suç, yeni suçların önünü açar...
Adalet yalnız mahkeme salonlarında değil, halkın vicdanında da aranır. Ve o vicdan hâlâ aynı soruyu sormaktadır:
16 Mart’ın gerçek sorumluları kimlerdi?
Kim korudu?
Kim sustu?
Kim görmezden geldi?
Bu soruların cevabı verilmeden adalet yerini bulmuş sayılmaz...
16 Mart’ta yitirilen gençleri saygıyla anıyoruz.
Onların düşleri, bu ülkenin özgür ve demokratik geleceği için verilen mücadelenin parçası olarak yaşamaya devam edecektir...
Unutmadık...
Unutturmayacağız...
*Mühendis...
* Bu bir editöryal haberdir.








