Doç. Dr. Şafak NAKAJİMA...
Dostoyevski, Karamazov Kardeşler'in “Büyük Engizisyoncu” bölümünde insanın özgürlüğün ağır yükü karşısında “mucize, gizem ve otorite”ye duyduğu ihtiyaçtan söz eder. İnsan yalnızca bilmek istemez; inanmak, hayran olmak ve kendisinden daha büyük bir şeyin varlığını hissetmek de ister...
Çağımızın en az konuşulan kayıplarından birinin tutku olduğunu düşünüyorum. Burada tutkudan yalnızca aşkı, heyecanı ya da güçlü arzuları değil; insanın bir düşünceye, bir insana, bir davaya veya hayata kendisini gerçekten verebilme gücünü kastediyorum...
Max Weber bu dönüşümün bir başka boyutunu “dünyanın büyüsünün bozulması” kavramıyla anlatır. Bilim ilerledikçe doğanın ardındaki mekanizmaları öğrendik, bilinmeyenin alanını daralttık ve bir zamanlar gizemli görünen pek çok şeyi açıklanabilir hale getirdik. Bu kuşkusuz insanlığın en büyük başarılarından biriydi. Ama her kazanım gibi bunun da bir bedeli vardı. Dünya daha anlaşılır hale gelirken belki biraz daha az büyüleyici oldu...
Sonra yalnızca doğanın değil, büyük fikirlerin de büyüsü bozuldu. Jean-François Lyotard'ın postmodern durumu tanımlarken sözünü ettiği “büyük anlatılara güvensizlik” giderek çağımızın temel özelliklerinden biri haline geldi. Dinlerin, ideolojilerin, devrimlerin ve tarihin nereye gittiğini açıkladığını iddia eden büyük teorilerin kusurlarını gördük. Büyük anlatıların insanlara yalnızca anlam değil, baskı ve felaket de getirebildiğini öğrendik...
Böylece modern insan önemli bir özgürlük kazandı. Ama aynı zamanda kendisini büyük bir hikâyenin içinde görme imkânının bir bölümünü kaybetti...
Bugün birilerinin bütün cevapları bildiğine eskisi kadar kolay inanmıyoruz. Liderlerin, filozofların, bilim insanlarının ve diğer otoritelerin perde arkasına bakabiliyor, onların da yanılan, korkan, çıkarları olan insanlar olduğunu görebiliyoruz. Dünyanın mekanizmalarını daha iyi biliyor, büyük teorilerin sınırlarını daha kolay fark ediyoruz...
Bütün bunlar bizi daha özgür ve eleştirel insanlar yaptı. Fakat belki aynı zamanda hayran olmayı, inanmayı ve kendimizi bir şeye bütünüyle vermeyi de zorlaştırdı...
Üstelik bunun üzerine çağımızın bitmeyen uyaranları eklendi. Her gün yüzlerce görüntü, fikir, felaket, tartışma ve insan dikkatimizi talep ediyor. Bir savaş görüntüsünün ardından bir reklam, bir ölüm haberinin ardından bir tatil fotoğrafı geliyor. Her şeyi görüyor ama hiçbir şeyin yanında yeterince uzun süre kalmıyoruz...
Çağımızın insanı bilgisiz değil, dağılmış durumda. Çok şey biliyor ama az şeye bağlanıyor; çok şey görüyor ama giderek daha az hayran oluyor...
Oysa tutku dikkat ister. Bir insanın, düşüncenin, sorunun ya da amacın yanında kalmayı ve diğer ihtimallerden bir ölçüde vazgeçmeyi gerektirir. Sonsuz seçenekler dünyası tam da bu nedenle tutkuyu çoğaltmak yerine zayıflatıyor olabilir...
Elbette çözüm yeniden mucizelere inanmak, eski otoritelere teslim olmak ya da büyük ideolojilerin güvenliğine sığınmak değil. Dünyanın büyüsünün bozulmasını geri alamayız; büyük anlatıların nelere yol açabileceğini de unutamayız...
Bundan sonraki mesele, yanılsamalarımızı geri kazanmak değil, yanılsamalara ihtiyaç duymayan bir tutku geliştirmektir...
Dünyanın gizemli olduğuna inanmak zorunda kalmadan hayran olabilmek; bir otoriteye teslim olmadan öğrenebilmek; büyük bir teorinin tarihe anlam vermesini beklemeden kendimizden daha büyük meseleleri önemseyebilmek...
Bilgi ve başvuru:
www.safaknakajima.com
Tel: 0552 223 98 97
* Bu bir editöryal haberdir.








