Almanya'nın Saksonya-Anhalt eyaletinde aşırı sağcı AFD'nin elde ettiği seçim zaferi Avrupa'da geniş yankı buldu. Aşırı sağın rekor yükselişi, politikaları ve muhtemel hükümet senaryoları 8 soruda mercek altında...
*Yücel ÖZDEMİR...
[email protected]
Almanya’nın 2,1 milyon nüfusu ve 1,7 milyon seçmeni olan Saksonya-Anhalt eyaletinde pazar günü yapılan seçimler dünya genelinde büyük bir yankı yarattı. 83 sandalyeli meclis için yapılan seçimleri bu denli önemli ve dikkat çekici hale getiren aşırı sağcı, ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin tek başına hükümet kurma şansına çok yaklaşması. Üstelik iç istihbarattan sorumlu Eyalet Anayasayı Koruma Teşkilatı partiyi “Kesinleşmiş aşırı sağ” olarak tanımladığı ve yasaklanması gündemde olduğu halde...
İktidardaki CDU’nun ağır yenilgisi...
Eyalet Seçim Dairesinin açıkladığı seçim sonuçlarına göre, AFD oyların yüzde 43,8'ini alarak birinci sıraya yerleşti. Bu oran 5 yıl önceki seçimlere kıyasla 23 puanlık bir artışa denk geliyor. Eyalette 2002 yılından bu yana tüm başbakanları çıkaran Hristiyan Demokrat Birlik (CDU), açık ara farkla ikinci sıraya geriledi. 5 yıl öncesine göre yüzde 19,9 oy kaybederek ancak yüzde 17,2 oy alabilen CDU’nın ağır yenilgisinin 20 Eylül'de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimlerde de etkisinin devam etmesi bekleniyor. Bu tablo AFD’nin yükselişiyle CDU’nun ağır yenilgisi arasında doğrudan bir bağlantının olduğunu gösteriyor. Geçici seçim sonuçlarına göre Sol Parti yüzde 2,4 oy kaybıyla yüzde 8,6, koalisyon ortağı ve sosyal demokrat SPD yüzde 9,3, Yeşiller 8,9 ve Sol Parti’den ayrılarak kurulan Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) yüzde 5,3 oy aldı. Daha yüksek oy alması beklenen Sol Parti’nin oy kaybetmesinin ayrıca değerlendirilmesi gerekiyor...
AFD’nin Saksonya-Anhalt’ta elde ettiği başarının nedenleri, ülke politikasındaki etkisi ve gelecek açısından güç dengelerindeki değişimi şu başlıklar altında sıralamak mümkün…
1- AFD neden ve nasıl güç kazandı?
AFD’nin Saksonya-Anhalt’taki başarısı, 2015’ten bu yana girilen yükseliş sürecinin zirvesi olma özelliği taşıyor. 2017’de ilk kez Federal Parlamentoya giren AFD, ardından 16 eyalet meclisinde de temsil edilmeye başlandı. İlk olarak 2024’te Thüringen eyaletindeki seçimlerden sandıktan birinci parti olarak çıktı. Ancak hükümeti kurmak için diğer partilerden destek görmedi. Şubat 2025’teki erken seçimlerde ise AFD, ülke genelindeki oy oranını yüzde 10.4’ten yüzde 20.8’e çıkararak ana muhalefet koltuğuna oturdu. Saksonya-Anhalt seçimleri bu yükseliş sürecinin devamı olarak görünüyor. Etkisi, 20 Eylül'de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimlerde de hissedilecek gibi görünüyor...
AFD’nin 2017 seçim afişi, “Yeni Almanlar mı? - Onları kendi başımıza yapıyoruz.”
2- Hangi konuları kullanarak kazanıyor?
Irkçı ve milliyetçi bir parti olan AFD’nin kullandığı konuların başında göçmen ve mülteci düşmanlığı geliyor. Ülke genelinde ve eyalette artan işsizlik ve yoksulluğun sorumlusu olarak göçmenleri göstererek sınır dışı edilmelerini istiyor. Seçim öncesinde yayımladığı 10 maddelik ilk 100 gündeki hükümeti programının başına “Remigration” (Tersine Göç) koydu. Bunun yanı sıra Alman ailelerin, çocukların desteklenmesi, Alman değerlerinin korunması da kullanılan konuların başında. Bunlara ek olarak iki Almanya’nın birleşmesinden sonra pek çok alanda kendisini ülkenin parçası olarak görmeyen Doğu Almanya’nın temsilcisi olarak gösteriyor...
İki Almanya’nın birleşmesinden sonra bunu daha çok Demokratik Sosyalizm Partisi (PDS) temsil ediyordu. Yerine kurulan Sol Parti (Die Linke) bunu başaramadı. Kovid-19 pandemisi ile başlayan belirsizlik, Rusya-Ukrayna savaşıyla artan enerji fiyatları da AFD’nin kullandığı konuların başında geliyor. Savaşa karşı çıkan parti görünümü veren AFD, Almanya’nın askeri harcamaları arttırmasına doğrudan karşı çıkmıyor. Keza Almanya’nın NATO üyeliğine de karşı değil. AB’ye eleştirel bakıyor. Daha önce gündemde olan Almanya’nın AB’den ayrılmasını programatik olarak savunmuyor...
3- Nasıl "protesto partisi" oldu?
Artan ekonomik sosyal sorunlara bağlı olarak; geçmişte ve günümüzde hükümet olan, başta Hristiyan Demokrat Parti (CDU/CSU) ve Sosyal Demokrat Parti (SPD) olmak üzere düzen partilere tepki gösteren kitleler için AFD, uzun süredir bir “protesto partisi” haline geldi ve bu durum devam ediyor. Saksonya-Anhalt’taki seçimlere katılım oranındaki artış da bunun ifadesi. Beş yıl önce seçimlere katılım oranı yüzde 60.3 iken bu kez yüzde 77.8’e yükseldi. Yaklaşık yüzde 10’luk artış AFD’nin oylarındaki artışta büyük bir rol oynadı. Bazı analizlerde katılımdaki artışın AFD’nin oylarında yüzde 7-8’lik bir yükselişe yol açtığı ifade edildi...
4- Düzen partilerinin göçmen ve mülteci düşmanlığı politikaları kime yaradı?
Düzen partileri, uzun bir süredir AFD’ye karşı meclislerde çoğunluğu elde etmek için “Geçilmez Duvar” (Brandmauer) taktiği öne sürüyordu. Göçmen ve mülteci düşmanlığında AFD’nin sert sağcı söylemlerini benimseyerek uygulayan bu partiler, AFD’nin elindeki “göçmenler ve mülteciler kozunu” aldıklarında bu partinin zayıflayacağını umuyordu. Ancak, Saksonya-Anhalt seçimlerinde bunun yanlış bir politika olduğu görüldü. AFD’nin söylemleriyle mücadele edilmedikçe, demagojileri boşa çıkarılmadıkça konuyu suistimal ederek oya dönüştürmeye devam edeceği görüldü. Göç ve mülteci düşmanlığında AFD ile yarışa giren partilerin dönüşü kolay görünmüyor...
5- AFD hangi kesimlerden oy alıyor, hangi sınıflara dayanıyor?
Seçim sonuçlar üzerinde yapılan analizlerde, AFD’nin oy artışıyla ekonomik sosyal sorunlar arasında doğrundan bir bağlantının olduğu net olarak görülüyor. ARD televizyonunda meslek grupları üzerinden yapılan analize bakıldığında AFD’nin yüzde 59 ile işçilerden en fazla oy alan parti olduğu görülüyor. Bu oran beş yıl öncesinde yüzde 44 idi. Keza “Ekonomik durumum kötü” diyenlerin yüzde 65’i AFD’yi seçti. Yüksek enerji fiyatları, rekabet ve savaştan etkilenen özel girişimcilerin de (Selbständige) yüzde 52’si AFD’yi seçti. Bütün bunlar bölgenin içinde bulunduğu ekonomik, sosyal ve kimlik sorunlarının seçim sonuçları üzerinde etkili olduğunu gösteriyor...
6- AFD’li bir hükümet mi, siyasi belirsizlik mi?
Önümüzdeki dönem Almanya’da yanıtı en çok aranan soruların başında bu geliyor. Zira her seçim, yerleşik düzen partilerinin kolay bir şekilde koalisyonlar kurmalarını zorlaştırıyor. 83 sandalyeli Saksonya-Anhalt parlamentosundaki dağılım bunun ifadesi: AFD 39, CDU 15, SPD 8, Yeşiller 8, Sol Parti 8 ve BSW 5. Salt çoğunluk olan 42 sandalyeyi kazanamayan AFD ile hangi partinin koalisyon kuracağı ya da dışarıdan destek vereceği belirsiz...
Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW), AFD ile bazı konularda birlikte hareket etmeyi dışlamıyor. Bu nedenle dışarıdan destekleyeceği tek başına AFD hükümeti seçenekler arasında. Son beş yıldır koalisyon hükümetinin büyük ortağı olan CDU, hem AFD hem de Sol Parti ile ortaklığa karşı. Dolayısıyla matematiksel olarak salt çoğunluğu bulması mümkün görünmüyor. Bu nedenle eyalet hükümeti konusundaki belirsizlik önümüzdeki haftaların en önemli konusu olacak...
7- Alman sermayesi içindeki tartışmalar ve eğilimler nasıl?
Dünyanın, Avrupa’nın ve Almanya’nın içinden geçtiği ekonomik sorunlar, rekabet ve paylaşım mücadelesindeki sertleşmeye bakılırsa milliyetçilik ve ırkçılık kısa sürede gerileyebilecek gibi görünmüyor. Zira sermayenin, tekellerin dayattığı programlar her bakımdan neoliberal ve militarist özellikler taşıyor. Bunun farkında olan Alman sermayesi, eyalet seçimlerinin de etkisiyle AFD ile nasıl baş edileceği, daha doğru onu nasıl kendi programlarının uygulayıcı haline getireceği senaryoları üzerinde bir süredir çalışıyor...
AFD’nin bir koalisyonla muhafazakar CDU/CSU tarafından koalisyonlarda dengelenmesi seçenekler arasında. Bu konuda, CDU/CSU içinde bir direncin olduğu söylenebilir. Bunların başında pek çok kez “AFD ile kesinlikle koalisyon yapmayacağız” diyen Başbakan Friedrich Merz geliyor. AFD içindeki faşist kanadın geriletilerek, milliyetçi ve liberal kanatların koalisyona ortak yapma konusunda değişik öneriler bulunuyor. Bu nedenle 20 Eylül'de Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern eyaletlerinde yapılacak seçimlerden sonra AFD ile nasıl bir ilişkinin kurulması gerektiği öncesine göre daha belirginleşebilir. Özellikle orta ölçekli, ulusal pazardan beslenen sermaye kesimler AFD’nin normalleştirilerek sistemin parçası haline getirilmesini istiyor. Küresel pazarlardan beslenen tekeller ise, AFD’nin normalleştirilmesinin ihracat ve dış yatırımlar üzerinden olumsuz etkiler yaratacağını savunuyor. Bu nedenle henüz kesinleşmiş bir eğilim bulunmuyor...
8- Aşırı sağ nasıl zayıflatılabilir?
En çok sorulan bu soruya yanıtın yeni bir toplumsal mücadeleden geçtiği açık. Sosyal hakların budanmasına, ayrımcılığa, yoksulluğa, işsizliğe, silahlanmaya, savaşa karşı geniş kesimlere güven veren bir mücadele hattı genişlediğinde, bugün aşırı sağı “çözüm adresi” olarak gören, protesto amacıyla oy verenler kazanılabilir. Sosyal saldırı programlarına karşı başlayan ve 26 Eylül’de 15 kentte merkezi gösterilere dönüşecek mücadelenin güçlendirilmesi, sürdürülmesi, ırkçılık karşıtı antifaşist yeni siyasi mecraların da güç toplamasına hizmet edecektir. Almanya’daki en büyük göçmenler grubu olan Türkiye kökenlileri de bu süreçte yer almaları büyük bir önem taşıyor...
NOT :Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...
*Gazeteci Yazar…
* Bu bir editöryal haberdir.








