Almanya'da Doğdum, Büyüdüm.Neden Hâlâ “Göçmen Kökenli”yim?

Almanya'da Doğdum, Büyüdüm.Neden Hâlâ “Göçmen Kökenli”yim?

*Birol KESKİN Berlin seçimleri vesilesiyle yazdı...
[email protected]

Fotoğraf : Elif ERALP'ın sayfasından alınmıştır…

Elif Eralp'in Berlin başarısı ve aidiyetin görünmez sınırları...

Bu yazıyı yazma ihtiyacı, Berlin seçimlerinin ardından karşıma çıkan bazı manşetlerle başladı...

Elif Eralp'in başarısı elbette önemlidir. Berlin'de doğrudan seçildi ve şimdi Berlin'in hükümet başkanlığı için adı öne çıkıyor...

Ama haberlerin önemli bir bölümünde onun siyasi başarısından önce başka bir bilgi öne çıkarıldı:

“Türk kökenli.”

“Göçmen kökenli.”

“1980 darbesinden kaçan ailenin kızı.”

Bunların hepsi biyografisinin bir parçası olabilir...

Ama insanın biyografisi ile kimliği aynı şey midir?

Benim sorum tam da burada başlıyor...

Çünkü Almanya'da doğmuş, burada büyümüş, bu ülkenin okullarında okumuş ve hayatını burada kurmuş insanların hala anne babalarının doğduğu yer üzerinden tanımlanması, üzerinde düşünülmesi gereken bir mesele...

Bir insan kendisini Türk-Alman, Kürt-Alman, Alman, Türkiyeli, Avrupalı ya da başka türlü tanımlamak istiyorsa bu onun hakkıdır...

Benim itirazım kimliğe değil; kimliğin insanın elinden alınarak onun adına tanımlanmasına...
****
Bir ailenin göç hikayesi, çocuğunun göç hikayesi midir?

Elif Eralp 1981'de Münih'te doğdu. Almanya'da büyüdü, burada hukuk okudu ve siyasi hayatını burada kurdu. Anne ve babasının Türkiye'den Almanya'ya kaçmış olması ise ailesinin göç hikayesidir...

Burada basit ama önemli bir ayrım var:

Anne ve babasının göç geçmişi ile Elif Eralp'in yaşam hikayesi aynı şey değildir...

Ailesi Almanya'ya göç etti...

Eralp ise Almanya'da doğdu...

Bu, ailesinin geçmişini reddetmek anlamına gelmez. İnsan ailesinin tarihini taşıyabilir, onunla gurur duyabilir, onun acılarını ve mücadelelerini sahiplenebilir...

Ama bir ailenin tarihi, sonraki kuşağın kaderi olmak zorunda değildir...

Bir ailenin göç hikayesi olabilir. Ama bu, o ailede Almanya'da doğan her bireyin de göçmen olduğu anlamına gelmez...
****
İstatistik insan değildir...

Almanya'da uzun yıllar kullanılan “Migrationshintergrund” kavramı, kişinin kendisinin veya en az bir ebeveyninin doğumunda Alman vatandaşı olmamasını esas alıyordu. Almanya'da doğmuş bir insan bile bu nedenle istatistiksel olarak “göçmen kökenli” sayılabiliyordu...

Son yıllarda resmi istatistiklerde “Einwanderungsgeschichte” kavramına geçilmesi, bu tanımlamaların yeniden düşünülmeye başlandığını gösteriyor...

İstatistik elbette gereklidir. Eşitsizlikleri, ayrımcılığı ve toplumsal farklılıkları anlayabilmek için kategorilere ihtiyaç vardır...

Ama istatistik kategorisi ile insanın kendisi aynı şey değildir...

İstatistik insanı açıklayabilir; ama insanın kim olduğunu belirleyemez...

Sorun, istatistik için oluşturulan kategorilerin zamanla insanları tanımlayan toplumsal etiketlere dönüşmesidir...

Çünkü o zaman sayı insana dönüşür...

Tablo kimliğe dönüşür...
****
Alman medyasında “köken”, Türk medyasında “gurur”

Beni rahatsız eden başka bir çelişki daha var...

Almanya'da doğmuş bir insanın başarısı hala “göçmen kökenli birinin başarısı” olarak sunulabiliyor...

Türkiye'deki bazı medya organlarında ise aynı insan “Türk kızı Berlin'i fethetti” gibi başlıklarla anlatılıyor...

İlk bakışta birbirinin zıddı gibi görünen bu iki yaklaşımın ortak bir tarafı var:

İkisi de insanı kendi hikayesinin dışına çıkarıp kökeni üzerinden tanımlıyor...

Biri:

“Senin kökenin farklı.”

diyor...

Diğeri:

“Sen aslında bizdensin.”

diyor...

Oysa insanın cevabı ikisine de aynı olabilir:

“Ben sadece sizin tanımınızdan ibaret değilim.”

Bir insanın ailesinin nereden geldiğini bilmek başka şeydir...

Onu sadece oradan gelmiş olmasıyla tanımlamak başka...
****
Benim kavgam da burada...

Ben de bir göçmenim...

Ben Almanya'ya sonradan geldim. Benim gerçekten bir göç hikayem var...

Almanya'ya geldim, burada yaşadım, çalıştım, mücadele ettim ve hayatımı burada kurdum...

Dolayısıyla “göç” kelimesinden korkmuyorum...

Ama tam da bu nedenle, Almanya'da doğup büyüyen ikinci ve üçüncü kuşağın hikayesine başka türlü bakmamız gerektiğini düşünüyorum...

Benim kavgam, insanların kökenlerini unutmasıyla ilgili değil.Benim kavgam, insanların kökenlerinden ibaret görülmemesiyle ilgili...

Bir insanın annesinin, babasının ya da büyükbabasının nereden geldiği onun hikayesinin bir parçası olabilir...

Ama insanın tamamı değildir...

Çünkü insan yalnızca geçmişten gelmez...

İnsan aynı zamanda kendi hayatını kurar...
****
İstisna olmak zorunda değiliz...

Almanya'da doğmuş bir insanın siyasi, bilimsel, sanatsal ya da toplumsal başarısını sürekli “göçmen kökenli birinin başarısı” olarak anlatmak ilk bakışta olumlu görünebilir...

Ama burada görünmeyen bir sorun var:

Neden hala istisna olarak anlatılıyoruz?

Bir insan Almanya'da doğmuşsa, burada yetişmişse ve bu ülkenin siyasi, ekonomik ve toplumsal hayatının parçasıysa, onun başarısının sürekli “köken” parantezine alınması farkında olmadan başka bir mesaj da verir:

“Normal olan siz değilsiniz.”

İşte görünmez sınır burada başlar...

İnsan eşit yurttaş olarak kabul edilir...

Ama sürekli açıklanması gereken bir yurttaş olarak...
****
Nihai ölçü insandır...

Ben insanların kökenlerini silmek istemiyorum...

Tam tersine, herkes kendi hikâyesini özgürce anlatabilsin istiyorum...

İsteyen ailesinin Türkiye'den geldiğini söylesin...

İsteyen Türk-Alman olduğunu söylesin...

İsteyen Kürt-Alman olduğunu söylesin...

İsteyen sadece Alman olduğunu söylesin...

İsteyen bütün bunların hepsini aynı anda söylesin...

Ama hiç kimse kendi hikayesini anlatmaya başlamadan önce ona hazır bir kimlik verilmesin...

Çünkü insanın anne babasının doğduğu yer, onun tarihinin bir parçası olabilir...

Ama insanın kaderi değildir...

İnsan bir istatistik kategorisi değildir...

İnsan bir medya başlığı değildir...

İnsan bir “başarı hikayesi” olmak zorunda değildir...

Ve insan, sürekli açıklanması gereken bir istisna da değildir...

Bir insanın ailesinin göç hikâyesi onun tarihidir; ama onun kimliği olmak zorunda değildir...

Benim için mesele tam olarak budur...

Çünkü nihai ölçü ne kökendir, ne pasaporttur, ne de istatistiksel bir kategori...

Nihai ölçü insandır...

* Sendikacı Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber İstanbul’da gelmişim bu dünyaya...
Benzer Haberler