Yolculuk mu, Sürüklenmek mi?

Yolculuk mu, Sürüklenmek mi?

*BİROL KESKİN YAZDI...
[email protected]

Yol bizi nereye götürüyorsa, biz de oraya doğru gidiyoruz. Nereye vardığımızı bilmeden, hangi yöne savrulduğumuzu anlamadan…

Dünya bizi bir yerlere taşıyor. Ama nereye?

Elli, altmış yıl önceki dünyayla bugünkü dünya arasında büyük farklar var. O zamanlar bir haber, akşamı beklerdi. Bir mektup, günlerce yolda olurdu. Şimdi ise dünyanın öbür ucundaki bir acı, saniyeler içinde avucumuzun içine düşüyor. Her şey elimizin altında. Peki neden hiçbir şey avucumuzda kalmıyor?

İnsanlar bugün birçok şeye daha kolay ulaşabiliyor. Teknoloji, üretim ve refah, hayatımızı değiştirdi. Ama bu gelişmelerin getirdiği alışkanlıklar, lüks tutkusu ve konfor beklentisi, bizi başka bir bağımlılığın içine sürüklüyor.Çünkü insan, sahip olduğu konforu kaybetmekten korkmaya başladığında, özgürlüğünden de ödün vermeye hazır hale geliyor. Ve bu korku, kendiliğinden doğmuyor...

Bugün bu korkuyu besleyen medyanın, sosyal medyanın, görsel dünyanın ve basılı yayınların arkasında, onu finanse eden bir sermaye var. Kapitalist düzen, yalnızca ürettiklerimizi ve tükettiklerimizi değil, neye özlem duyacağımızı ve neden korkacağımızı da belirliyor. Bir ekran bize sahip olmadığımızı gösteriyor. Bir başlık, elimizdekini kaybetme korkusunu fısıldıyor. Ve biz, her gün, o fısıltıya biraz daha kulak veriyoruz. Çünkü o fısıltı, bedava değil. O fısıltı, kar ediyor...

İdeolojiler, idealler, hevesler, hedefler… Bir zamanlar hayatımıza yön veren ne varsa birbirine karışmış, altüst olmuş. Çünkü artık çıkarlar, hırslar, para tutkusu, daha iyisine sahip olma arzusu ve sınıf atlama isteği, bütün bu değerlerin önüne geçmiş. İnsanlık, kendi yönünü belirlemek yerine, sahip olduklarını koruma ve daha fazlasına ulaşma telaşı içinde yol alıyor. Ama bu telaş, kimin telaşı? Bizim mi, yoksa bize dayatılan mı?

Adeta sürekli bir korkunun içinde yaşıyoruz:

Ya elimdekini kaybedersem? Ya sahip olduğum konforu yitirirsem? Ya eşimi, ailemi, sevdiklerimi kaybedersem?

İnsanlar, çoğu zaman farkına bile varmadan, bu korkuların gölgesinde hayatlarını sürdürüyorlar. İç dünyamız, daha fazlasına sahip olma arzusu ile sahip olduklarını kaybetme endişesi arasında sıkışıp kalıyor. Oysa bu iki gücün ortasında, çok daha sessiz bir soru duruyor: Sahip olduklarımızla mı var oluyoruz, yoksa sahip olduklarımız uğruna mı kendimizi yitiriyoruz?

Elbette, teknolojinin bizi özgürleştirdiğini söyleyenler olacaktır. Belki haklılar. Ama bir şeyi unutuyoruz: Bu imkanlar herkese eşit açılmıyor. Ve çoğu zaman kendi tercihimiz sandığımız şey, bize çoktan dayatılmış oluyor. Çünkü tercih, ancak seçenek varsa tercihtir. Bize sunulan ise seçenek değil, vitrin...

İşte bugün insanlık, belki de farkında olmadan, kendisini bambaşka bir yola mahkum ediyor. Daha çok kazanmak, daha çok tüketmek, daha yükseğe çıkmak ve sahip olduklarını kaybetmemek uğruna, kendi iradesini, sorgulama gücünü ve dayanışma duygusunu yavaş yavaş geride bırakıyor. Oysa dayanışma, tam da bu yüzden tehlikelidir onlar için. Çünkü dayanan insan, korkmaz. Korkmayan insan ise yönetilemez...

Ve bu yolun sonunda, ne yazık ki, yine güçlü olanın kazanması ihtimali büyüyor. Daha çok parası, daha çok gücü ve daha çok imkanı olanlar daha da güçlenirken, geniş kitleler giderek daha fazla bağımlı hale geliyor. Çünkü yolun kurallarını da onlar yazıyor. Ama kuralları yazanlar, yolu yürüyenler değildir. Ve yolu yürüyenler, bir gün durmayı öğrenirse, o kurallar da yürümez...

İnsanlık, özgürleşmek için ürettiği imkanların içinde, farkına varmadan yeni bir köleliğin eşiğine mi geliyor?

Bilmiyorum...

Ama bildiğim bir şey var: Yol bizi bir yerlere götürüyor. Biz de insanlık olarak o yöne doğru belirsizlikler içinde ilerliyoruz...

Belki de asıl mesele, nereye gittiğimizi bilmemekten çok, artık yolun yönünü kimin belirlediğini sorgulamamamızdır...

Ama artık sormamak, sorgulamamak bir tercih değil. Bir alışkanlık. Ve alışkanlıklar hiç bir zaman  kırılamaz değildir....

Ben soruyorum.

Ya siz?

* Sendikacı yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Kendine iyi bak…
Benzer Haberler