Mustafa YALÇINER...
[email protected]
Israrla “Pazarlık yok!” denerek bugüne gelindi. Bahçeli ve ardından Erdoğan “pazarlık” olmadığını defalarca vurguladı. “Terörle pazarlık yaptılar” suçlamasının tabanlarını etkilemesinden çekiniyorlardı. Kürt hareketi de pazarlık olmadığını söyledi. Bu iddia “süreç” karşıtlığına bağlanan Kürt karşıtlarınca ileri sürüldü hep. “Kürt sorununu çözdüm” diyen Erdoğan’la Bahçeli’nin çözüm yanlısı olmak bir yana Kürt karşıtı olmadıkları iddia edilemez kuşkusuz; ancak şimdi işlerine gelen bir tür “çözüm” peşindeler. Dervişoğlu ve partisi gibilerininse Kürt dendiğinde aklı başından gidiyor!
Pazarlık bizce de yok. Pazarlık güçlerin belirli bir “denge” durumunda olabilir, şimdiyse koşullar büyük bir ağırlıkla Cumhurcuların lehinde...
Ve elbette hesapları var. Gizli kapaklı de değil. Bu nedenle “demokratikleşme”ye sıranın sonra geleceğini, önce “silahsızlanma”nın tamamlanması gerektiğini ileri sürerek zırnık “demokratik hak” içermeyen bir tasarı kaleme aldılar. Ve elverişsiz koşullar nedeniyle muhatapları “tamam” dedi. Ortaya çıkan silahsızlanmanın denetleneceği sınırlı bir “af” tasarısı oldu ve bu “çerçeve” sayıldı...
İyi Parti karşı tutumunu sürdürüyor ve “olmaz” diyor. Oyu “hayır”. Arka plandaki sorun Kürt sorunu ve yargılanıp cezalandırılarak yıllardır hapis yatırılan ulusal hak savunucusu Kürtler belirli sınırlar içinde serbest bırakılacak. Çıkarılacak yasayla ulusal hak eşitliği falan tanındığı yok. Tersine yasa ulusal hak savunuculuğunu “suç” sayıyor, tekrarı halinde hapsi işaret ediyor. Yalnızca bazı tutuklu ve hükümlü Kürt siyasetçi ve militanları salıverilecek. İyi Parti “hayır” demeyi sürdürüyor. Bırakalım üveyinden bile olsa kardeşliği, sınırlı bir affa dahi karşıtlık insanlığa nasıl sığdırılacak -sorun!
İyi Parti tek hayırcı değil. Henüz net bir açıklamasını görmedik, ama TKP’nin tutumu farklı değil...
Eski başkanlardan A. Güler şöyle yazdı: “İçeriğin ne olduğunu gizlemediler, ama herkesin önünde müzakere edemezlerdi. Onlar da bir gün Lozan’a çaktılar, öbür gün Montrö’yü sorguladılar. 1923 felaketin başlangıcıydı… Başta Kürtlük olmak üzere bütün “ezilen kimlikler”i Sünni İslam’da birleştirmek böyle meşrulaştırılıyordu…” Ona göre “çerçeve yasa” cumhuriyete ve cumhuriyetçilere karşı. Açık konuşmadılar, ama belli ki karşılar. Cumhurcuların niyeti kötüydü ve Kürt hareketiyle bu konuda anlaşmışlardı -öyleyse olmazdı!
Orada durmayıp “ana muhalefeti” “yalpalaması” nedeniyle suçladı Güler: “… Ana muhalefet ‘hiç yoktan iyi’ laubaliliğinde karar kılmışken, dolayısıyla kürsüden itiraz Dervişoğlu’nun güvenilir ellerine bırakılmışken…” Yetinmedi; ulusal hak eşitliğini savunması dolayısıyla “kimlikçilik”le suçladığı sosyalistleri hedef aldı: “… Demokratikleşmeyi, hatta sosyalizmi ‘kimlikler’ üstüne bina eden solun verdiği resim, 2016 sonrasında çöktüğü sanılan yetmez ama evetten farksız.”
Bu “yetmez ama evet”çilik suçlaması Cumhuriyet gazetesinde ifadesini bulan Kürt karşıtlığının da “çerçeve yasa” karşısındaki tutumunu belirtiyor. Zülal Kalkandelen’in yazısının başlığı “Yetmez ama evet diyenler…” diye başlıyor ve “2010’daki yıkıcı dalgadan sonra yeni bir ‘yetmez ama evet’ kasırgası ile karşı karşıyayız” diye sürüyor...
“Yetmez ama evet”çilik bir liberal solculuktu, şimdiyse ya eşit ulusal hak savunuculuğu yapacak ya yapmayacaksın. Bugün söz konusu olan liberallik değil hak savunuculuğu!
“Ana muhalefet”in zorda olduğu kesin. Bir miktar yumuşatmakla birlikte ulusal hak savunuculuğu pozisyonunu tutmadığı malum, ama Kürt hareketiyle belirli bir ittifakı sağlayamazsa iktidar olamayacağını da biliyor. Sıkışmış olduğu ikilem burada. Bir ikincisi de var. Demokratikleşmeden söz ediliyor çokça, çünkü tartışmasız ki Kürt sorunu bir demokrasi sorunu. Ancak Kürtlere dönüp demokrasiden söz eden Saray rejimi muhalefete muhalefet hakkı tanımıyor. Kürt militanları serbest bırakılacakken cumhurbaşkanı adayından çok sayıda belediye başkanına kadar muhalifler hapisleri dolduruyor!
Öte yandan Saray’ın hesapları gözler önündeyken Sevgili Demirtaş da çubuğu aşırı terse büküyor: “Hiç kimse kıymetli çabaların altında gizli hesaplar, kirli planlar arayarak zaman tüketmemeli, enerjisini boşa harcamamalıdır.”
NOT : Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...
* Bu bir editöryal haberdir.








