Demokratik güçlerden somut adım çağrısı...

Demokratik güçlerden somut adım çağrısı...

HABER MERKEZİ : 30 Mart 2026’da DEM Parti, DBP, DEVRİMCİ PARTİ, EHP, EMEP, ESP, SODAP, SYKP, TİP, TÖP ve YEŞİL SOL Parti’nin imzaladığı “Barış ve Demokrasi için Acil Somut Adım Çağrısı”, bir yılı aşkın süredir devam eden barış sürecinin yeni bir aşamaya girdiğini ilan eden güçlü politik deklarasyon oldu. Hukuksuzluğun, adaletsizliğin ve oyalamanın sürdüğü günümüzde demokratik güçlerin birliği ve ortak mücadelesi oldukça önemli. İBB davası ve önceki gece verilen ara kararın hukuksuzluğunun da gösterdiği gibi yeni ve demokratik bir rüzgarın estirilmesine ihtiyaç var...

Ortak açıklama, Kürt sorununun barışçı ve demokratik çözümü için iyi niyet beyanları ötesinde atılacak adımlara ihtiyaç duyulduğunu belirtmekte; TBMM komisyonunun çalışmalarının tamamlandığını ve artık somut, acil adımların atılması gerektiğini net biçimde ortaya koymaktadır. İktidarın sorumluluğu vurgulanırken, sürecin “güvenlik meselesine” hapsedilmekte olduğu belirtiliyor...

Antidemokratik uygulamaların ve tekçi dilin sürdürülmekte olduğu gerçeği ve bu tutumun, barışın ve çözümün erteleme aracı haline getirdiğine dikkat çekiliyor. Çağrıdaki taleplerin her biri stratejik öneme sahip. Metinde açık biçimde belirtildiği gibi; en başta kayyım uygulamalarının yasal düzenleme gerektirmeden sonlandırılması ve halk iradesiyle seçilen belediye başkanlarının görevlerine iade edilmesi gerek. Türkiye’nin her yerinde doğrudan yerel demokrasinin ve Kürt siyasi iradesinin tanınması için adım atılmalıdır...

AYM ve AİHM kararlarının derhal uygulanması, tutuklu ve hükümlü koşullarının iyileştirilmesi, muhalefete yönelik yargı operasyonlarının durdurulması ve Meclis’te demokratikleşme ile geçiş hukuku düzenlemelerinin hızlandırılması zaman kaybedilmeden gerçekleştirilmesi dile getiriliyor. İktidarın ertelemeci ve oyalayıcı tavrının tesadüf olmadığı, barış ve çözüm sürecinin hem iç dengeleri korumak hem de bölgesel konjonktürde manevra alanı yaratmak için kullanmakta olduğuna dikkat çekilmekte. İktidar önce Suriye ve Rojava gelişmelerini gerekçe göstererek oyalama yoluna gitmişti. Şimdi İran…

Emperyalist saldırganlığın ve NATO müdahalelerinin arttığı küresel ortamda hızlı adım atmanın zorunluluğu ve aciliyeti ortadayken, iktidar, çatışmacı dili sürdürerek hem milliyetçi-muhafazakâr tabanını konsolide etmekte hem de muhalefeti bölmeyi hedeflediğini göstermektedir. Ortak metinde iktidara yönelik eleştiri, öneri ve uyarılar gerçeği ifade ediyor. Ancak sol ve sosyalist güçlerin sürece yaklaşımı da politik bir muhasebe gerektirmektedir. Sürece farklı düzeylerde de olsa kuşku ve temkinin hâkim olduğu bir gerçek. Dahası, imzası olmayan bazı sol parti ve çevreler ise, gelişmeyi “AKP’nin Kürt siyasi hareketini yedekleme ve etkisizleştirme” hesabı olarak okuyarak, DEM Parti ve Kürt hareketine mesafeli durmayı bugün hâlâ sürdürmektedir...

İktidarın geçmiş politikaları ve pragmatik hamleleri dikkate alındığında bu kapsamdaki eleştiri haklı görülebilir, ancak izlemekle yetinmekten öte iktidar üzerinde baskı yaratacak ortak mücadele ve birlikte tutum gereklidir. Zira temkin ya da sakınım, ortak demokratik tutumu, aynı zamanda politik bir dönemin kaçırılmasına yol açmaktadır. Newroz 2026 kutlamaları, kitlesel katılım ve dinamizmle bir kez daha göstermiştir ki barış ve demokrasi mücadelesi güçlü toplumsal bir potansiyel taşımaktadır. Bu emek, barış ve demokrasi güçleri için üzerinde durulması gereken bir durumdur. Özellikle İstanbul, devasa katılımla mücadelenin yeni bir merkezi olma sorumluluğuyla karşı karşıyadır. Her şeye karşın bu son çağrı, sol ve sosyalist güçlerin bir bölümünün daha önceki açıklamalarından daha kapsamlı ve ortak bir nitelik taşımaktadır. 11 parti ve örgüt, “ortak mücadelede buluşma” deklarasyonuyla geç de olsa stratejik bir adım atmıştır. İlerletilmesi, demokratik muhalefetin tüm kesimlerinin inisiyatif alması, farklılıkları bir kenara bırakarak barış ve demokrasi ekseninde geniş bir cephe oluşturması zorunludur. Aksi takdirde çağrı, kâğıt üzerinde kalan bir metin olmaktan öteye gidemez...

Bilinmez değildir, ancak bir kez daha vurgulamak gerekirse; Türkiye, Kürt sorununda barış ve demokratik adımların atılması konusunda tarihsel bir dönemeçtedir. İktidarın güvenlikçi ve ertelemeci tutumu karşısında sol ve sosyalist, devrimci ve demokrat güçlerin görevi, ideolojik saflaşmaları aşarak somut eylem hatları kurmaktır. Dağınık muhalefet reflekslerinin de birleştirilmesi gerek. Bu, yalnızca Kürt halkının meşru taleplerini sahiplenmekle sınırlı kalmamadan; işçi, emekçi, kadın, gençlik ve ekoloji hareketleriyle birleşik bir mücadele programı haline getirilebilir. CHP’ye yönelik hukuksuzluk ile Kürt sorunundaki oyalama aynı hesapların ürünüdür ve ortak tutumu gerekli kılıyor. 11 parti ve örgütün birlikte yaptığı çağrı önemli bir eşikte gerçekleşmiş oldu. Kadın hareketinin sokaklarda yankı bulduğu, Newroz’da Kürt halkı ve halkların ortak taleplerinin milyonlarla haykırıldığı güçlü duruştan sonra işçi sınıfının birlik dayanışma ve mücadele günü 1 Mayıs’a sayılı günler kalmışken bu çağrının ete kemiğe büründürülmesi için herkese sorumluluk düşüyor...

Söz konusu deklarasyonun bir metin olmaktan öteye geçip, somut bir mücadele programına dönüşmesi, demokratik güçlerin elindedir. Zira barış ve demokratikleşme, kazanılması gereken bir haktır. Bu hak, ancak ortak, kararlı ve kitlesel bir politik mücadeleyle elde edilebilir. İkinci aşamada barış ve demokratikleşme mücadelesinin büyütülmesi için çağrıdaki “gür ses”, sokağa, ortak örgütlülüğe ve demokratik eyleme taşınmalıdır. Sol, ve sosyalist güçler bu sorumluluğu yerine getirebilirse, Türkiye’nin demokratik geleceğinde tayin edici rol oynayabilir; başarmamak için bir neden yok! Aksi takdirde bu dönem, bir kez daha hayıflanmalar hanesine yazılacaktır...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber MEHMET İLE ESRA...
Benzer Haberler