BARINAK...

BARINAK...

*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]

Bir hikâye dinledim bugün.
İçimde bir çocuk üşüyor.
Ve yüreğim cam kırıklarıyla dolu...

İki çocuk.Onlara “sokak çocuğu” diyorlar.
Sanki sokak doğurmuş onları.
Oysa gerçek başka: Onlar bizim çocuklarımız. Bir toplumun, bir ülkenin, hepimizin sorumluluğu olan hayatlar.Ama biz ne yapıyoruz? Onlara bir isim verip vicdanımızı rahatlatıyoruz. “Sokak çocuğu.” Böyle deyince sanki artık onlar bizden değilmiş gibi oluyor...

O çocuklar bir hastane bahçesinde oturuyor. Adı “çocuk” olan bir yerin bahçesinde.Ama hastanenin elinde onlar için bir yatak, bir çorba, bir kimlik yok. Sadece bir sistem var: Onları kayıtlara “sokakta görülen” diye not eden, sonra dosyaya kaldırıp unutan bir sistem.Yanlarında bir köpek var. Belki de hayattaki tek bağları...

Sonra bir araç geliyor. Üzerinde “Belediye” yazıyor. Önemli olan ne için geldiği: Köpeği almaya. Çocuklara bakmaya değil. Çocuklar da orada ama onların statüsü yok. Onlar “sokak çocuğu” – ne belediyenin ne devletin resmen sorumlu olduğu bir kategori...

Küçük olan direniyor. Çünkü o köpek onun yuvası, ailesi. Sonra bir cümleyle ikna ediliyor: “Orada yemek var… sıcak var…” Çocuk kabul ediyor. Ama kendisi için değil, köpeği için.Köpeği gidiyor. Soğuk kalıyor. Yokluk kalıyor...

Ve o küçük çocuk soruyor:
“Abi,köpeklere barınak var da insanlara yok mu? Bizi de götürseler keşke…”

Oysa insanlar için de barınaklar var: çocuk evleri, yetiştirme yurtları. Ama köpek barınağı “alındı, beslendi, aşılandı” der; çocuk barınağı ise “dosyası açıldı, kuruma teslim edildi” der. Orada da soğuk vardır, yalnızlık vardır. Bir yatak vardır ama “bu senin yatağın” diyen bir ses yoktur. Sistem barınmayı “çatı” sanır; oysa bir çocuk için barınmak “ait olmak” demektir...

İşte asıl mesele burada başlıyor. Çünkü biz o çocuklara baştan yanlış bir isim verdik. Onlar sokakta bırakılmış çocuklar...

Aradaki fark vicdandır.“Sokak çocuğu” dediğinde sorumluluk kaybolur, çocuk sokakla özdeşleşir. “Sokakta bırakılmış çocuk” dediğinde ise birileri hesap vermek zorunda kalır: Aile mi bıraktı? O zaman aile politikaları nerede? Devlet mi bıraktı? O zaman çocuk koruma sistemi neden işlemiyor? Belediye mi görmezden geldi? O zaman sosyal hizmetler neden orada değil? Hesap kurumların kapısına dayanır. Ama biz “sokak çocuğu” dedikçe o kapılar kapalı kalır...

Biz birincisini seçtik, çünkü daha kolaydı. Ama gerçek değişmedi: O çocuklar sahipsiz değil, sahipsiz bırakılmış. Kimsesiz değil, biz onları kimsesiz yaptık...

O küçük çocuğun sorusu bu yüzden ağır: Hâlâ ait olduğu yeri arıyor. Hâlâ birilerinin onu “bizim çocuğumuz” diyeceği günü bekliyor. Ama biz hâlâ onları sokaklara ait sandıkça, sistem rahat uyur.

* Sendikacı...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Irkçılığın Sıradanlaştığı Bir Çağda Spor ve Toplum...
Benzer Haberler