DÜŞÜNCE DUYGUSU...

DÜŞÜNCE DUYGUSU...

*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]
Fotoğraf : Meta AL...

Hissettiklerimizi düşünerek insanı ve dünyayı anlamak üzerine...

Ben bir felsefeci değilim.Hayatın içinde öğrenmeye, okumaya, gözlemlemeye ve yaşadıklarım üzerine düşünmeye çalışan biriyim. Yıllar içinde edindiğim deneyimler, tanıdığım insanlar ve tanık olduğum toplumsal olaylar beni bir soru üzerinde düşünmeye yöneltti: İnsan, hissettiklerini ne kadar düşünüyor; düşündüklerini ne kadar sorguluyor?

Bu sorular üzerinde düşünürken zihnimde bir kavram belirdi: Düşünce duygusu...

Bu kavramla anlatmak istediğim, yalnızca düşüncelerimizin bizde uyandırdığı duygular değil; hissettiklerimizi düşünerek insanı ve dünyayı daha iyi anlamaya çalışmaktır...

Bir haksızlık karşısında öfkelenmek bir duygudur. O haksızlığın nedenlerini, kimleri etkilediğini ve nasıl ortadan kaldırılabileceğini sorgulamak ise bu duyguyu düşünsel bir arayışa dönüştürür. Başka bir insanın acısını hissetmek önemlidir; fakat o acının nedenlerini anlamaya çalışmak, bizi kendi duygularımızın ötesine taşır...

Çünkü insan yalnızca düşünen bir varlık değildir. Aynı zamanda hisseden, yaşadıklarından etkilenen ve bütün bunlar üzerine yeniden düşünebilen bir varlıktır. Duygularımız düşüncelerimize derinlik kazandırabilir; düşüncelerimiz de duygularımızı anlamamıza yardımcı olabilir. Ancak hissettiğimiz her şeyi doğru, düşündüğümüz her şeyi de gerçek kabul edemeyiz. Duygularımızı sorgulamak, düşüncelerimizi sınamak ve ikisini de insanın gerçek yaşamıyla karşılaştırmak zorundayız...

Benim için düşünce duygusu tam da burada anlam kazanıyor: Duygularımızın içinde kaybolmadan onları anlamaya çalışmak; aklımızı kullanırken de insanı unutmamak...

Bu yaklaşım, yalnızca kişisel yaşamımızda değil, toplumsal ilişkilerde, siyasette, emek mücadelesinde ve insanın aidiyet arayışında da önemlidir. Bir insanın neden öfkelendiğini anlamak, yalnızca öfkesine bakmakla mümkün değildir. Onun hangi koşullarda yaşadığını, hangi haksızlıklarla karşılaştığını ve hangi umutları taşıdığını da düşünmek gerekir. Çünkü insanı anlamak, onu yalnızca gözlemlemek değil, yaşamını mümkün kılan ya da zorlaştıran koşulları da sorgulamaktır...

Bu yazıyla yeni bir felsefe sistemi ortaya koyma iddiasında değilim. Hayatın içinden, okumaktan, gözlemlemekten ve düşünmekten doğan bir yaklaşımı paylaşmak istiyorum. Belki bu kavramın düşünce tarihinde hangi yaklaşımlarla kesiştiğini, nerelerde ayrıştığını zamanla daha iyi anlayabiliriz. Benim için şimdilik önemli olan, bu soruyu sormak ve üzerinde birlikte düşünebilmektir...

Çünkü düşünmek yalnızca cevaplar bulmak değildir. Bazen insanın kendisine, başkalarına ve dünyaya daha dikkatli bakmasını sağlayacak doğru soruları sorabilmektir...

İnsan yalnızca hissetmekle yetinmemeli, hissettiklerini düşünerek anlamaya çalışmalı değil mi?

Ben, düşünce duygusunun bu arayışta anlam kazanabileceğini düşünüyorum...

* Sendikacı Yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber KENDİ YARATTIĞINA ESİR OLANLAR...
Benzer Haberler