Felsefe, Bilim, Bilginin Edinilmesi ve Gerçekleştirilmesi...

Felsefe, Bilim, Bilginin Edinilmesi ve Gerçekleştirilmesi...

*Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN...

Fotoğraf : İrfan Erdoğan 

Gerçek bilgiyi keşfetmek, bulmak, üretmek ve gerçek bilgiye ulaşmak ve onu gerçekleştirmek, insanlık “masumiyetini” yitirdiğinden beri hep bir mücadele konusu olmuştur, gerçek bilginin toplumsal ortak değere dönüşmesini engellemek isteyen güçlerin aşılmasını gerekli kılmıştır.
Gerçek bilginin gerçekleşmesi, toplumda ete ve kemiğe bürünmesi sıklıkla onun keşfedilmesinden, bulunmasından ve üretilmesinden çok daha uzun, bazen binlerce yıl sürmüştür...

Marx, bilginin elde edilmesinin tarihselliğine dikkat çekmekle çok haklıdır.Fakat bilginin gerçekleşmesi de tarihseldir ve çıkarı buna karşı şekillenmiş güçlerin aşılabilmesi için gerekli maddi, teknolojik, toplumsal-tarihsel ve gerekli bilinç durumunun oluşması da gerekmektedir...

Marx’ın üretim araçlarının ulaştığı gelişmişlik düzeyi ile bunların gelişimi önünde engel oluşturan üretim ilişkiler arasındaki çelişkiye dikkat çekmesi, sıklıkla ideolojik kaygılardan kaynaklanan çok dar ve indirgemeci anlamda alındı...

Oysa Marx’ın bu bağlamda işaret ettiği, Kantçı “düşüncede devrim” talebinin gerçekleşmesinin teknolojik, ekonomik, toplumsal, politik ve düşünsel koşullarının bütünlüklü tanımından ve açıklamasından başka bir şey değildir...

Güneş sistemimizin gerçek işleyişini kesin olarak keşfedebilmek için bir sürü gözlem ve matematiksel hesabın yanında amatörce yapılmış “basit” bir teleskop yeterliydi. Kopernik devrimi, bu konuda gerekli devrimin kavramsal/epistemolojik boyutuna işaret eder...

Oysa Kopernikçi kavramsal devriminin tarihsel gerçekliğe dönüşmesi için bugüne kadar devam eden İngiliz, Amerikan, Fransız, Rus, Çin, Küba ve bizde büyük Cumhuriyet devrimi gibi sayısız toplumsal devrimin gerçekleşmesi gerekmiştir.
Bu bakımdan epistemolojinin büyük sorusu sadece bilginin veya gerçeğin ne olduğu sorusu değildir, aynı zamanda gerçeğin gerçekleşme problemi de epistemolojinin büyük problemlerindendir. Buna göre epistemoloji, felsefi olduğu kadar sosyolojik ve politiktir de...

Bu nedenle doğa bilimlerine dayalı bilginin ontolojisinin oluşması (“varlık, bilinci belirler.”) tarihsel olarak ne kadar zorunlu ise, bilginin iktisadi koşullarının, bilgi sosyolojisinin ve politik epistemolojinin oluşması da tarihsel olarak o kadar kaçınılmazdır...

Sonuç olarak bilgiyi sadece epistemolojik olarak işleyen bir felsefeci, Weberci değerlerden muaf, ürünü de kendisi de alınıp satılabilen, eylemlerinin ahlaki sorumluluğundan kaçan bir felsefeci anlayışından hareket eder...

Ama “mesele dünyayı değiştirmektir”çağrısı, filozofu ve bilimciyi eylemlerinin ahlaki sorumluluğunu üstlenmeye, filozofu ve bilimciyi etik bir şahsiyete sahip olmaya bir çağrıdır her şeyden önce...

Bu bakımdan bilginin düşmanı yalnızca cehalet anlamına gelen bildiğini zannetmek tavrı değildir. Bilginin daha büyük düşmanı, gerçek bilginin ne olduğunu bilmesine rağmen gerçekleşmesini engelleyerek cehaletten beslenenlerdir...

*Öğretim görevlisi...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Modern Anayasanın Tarihsel Anlamı...
Benzer Haberler