*Mehmet ÖZYAZANLAR...
[email protected]
Milli Takım’a yönelik ilgimizin odağında ağırlıklı olarak, “Bu oyuncu aday kadroya niye çağrılmamış” ya da “Bu oyuncu aday kadroya niye çağrılmış” sorularının etrafında dönen yüzeysel ve kısır tartışmalar yer alıyor...
Milli Takım söz konusu olduğunda oyun planı, rakibe göre belirlenen taktikler, stratejiler ya da genç oyuncuları takıma kazandırmak gibi uzun vadeli hedefler önemsenmiyor. Varsa yoksa aday kadroya seçilen/seçilmeyen isimler ön plana çıkarılıyor ve bunlar üzerinden yürütülen tartışmalar da gündemin baş sırasına oturuyor. Teknik direktörün kadrosunu oluştururken kendi oyun planına en uygun isimleri tercih etmesinin onun en doğal hakkı olduğu unutuluyor...
Elde edilecek olası bir başarıda herkes en çok kendi tuttuğu takımın oyuncularının pay sahibi olmasını istiyor. Böyle bir durumda yaşanacak gururun ve övünme hakkının en büyüğüne sahip olacaklarına inanıyorlar...
Futbola fanatizm penceresinden bakanlar için sorumlu teknik direktörün kimi, neden aday kadroya çağırdığının hiçbir önemi yoktur. Teknik direktörün aday kadroyu belirlerken oynayacakları rakipleri de dikkate alarak neler düşündüğü, neler planladığı, takımdaki dengeyi nasıl kuracağı ve oyunculardan beklentileri ilgi alanlarının dışında kalır. Çünkü onların temel meselesi kulüp aidiyetidir, kulübün adının başarılarla anılmasıdır. Bu nedenle, “Bizim oyuncu neden yok?” ya da “Onların oyuncusu neden var?” tartışmasını bir türlü aşamazlar...
Futbolda kadro tercihleri yalnızca bireysel performansla ilgili değildir. Oyuncuların fiziksel durumları, oyun sistemine uygunlukları, birbirleriyle uyumları ve hazırlık sürecindeki performansları da tercihleri etkileyen faktörlerin başında gelir...
“Oyuncumuz neden kadroda yok” sorusunun ötesine geçilemeyince, tartışmalar da futbolun teknik, taktik boyutundan uzaklaşıp tamamen kulüp merkezli bir zemine oturuyor. Oyunla ilgili analizler, değerlendirmeler yapmaktansa isimler üzerinden polemik yaratmak, çok daha kolay ve cazip geliyor...
Tabii bu kibirli tavır, olası bir başarısızlık durumunda kadroya alınmayan oyuncular üzerinden yoğun bir eleştiri furyası estirileceğinin de işareti aynı zamanda...
Böyle bir durumda karşılığı olmayan varsayımlar üzerinden yeni tartışmalar üretileceğinden ve bazı oyuncular kadroya çağrılsaydı sonucun farklı olacağı iddiasının hararetli şekilde ortaya konacağından şüphe edilmez...
Bilgi yetersiz olduğunda en kolay iş, oyuncu tercihleri üzerinden eleştiri yapmak ve tartışma yaratmaktır. Çünkü bilgi rehberliğinde oyunu konuşmak emek ister, isimler üzerinden yürütülen tartışmalar ise ilgi çeker ve kolay tüketilir...
Oysa Vincenzo Montella, Türkiye futboluna hiç de yabancı sayılmaz. Adana Demirspor’da geçirdiği iki yılın ardından üç yıldır da Milli Takım’ın başında bulunuyor...
Toplamda beş yıllık Türkiye deneyimine sahip olan İtalyan çalıştırıcı, ülkenin futbol gerçeğini, oyun seviyesini ve oyuncu potansiyelini pek çok kişiden daha iyi biliyor...
Onun yönetimindeki Adana Demirspor’un Süper Ligi 4. sırada bitirip Avrupa kupalarına katılma hakkı elde ederek kulüp tarihindeki en büyük başarıya imza attığını unutmamak gerekiyor...
Ayrıca Milli Takım’daki performansı da ortada…
Bütün bunlar elbette Montella’nın eleştirilemeyeceği anlamına gelmiyor. Futbolda herkes gibi teknik direktörler de hata yapabilir. Ancak eleştirinin özü, kadroda yer alan ya da almayan, oynayan ya da oynamayan isimlerden çok, takımın sahada sergilediği strateji ve performansı olmalıdır. Asıl önemli olan ve değerlendirilmesi gereken, Milli Takım’ın nasıl oynadığı, neler yaptığı ve hedeflerine ulaşıp ulaşamadığıdır…
Sürekli olarak zaman ve enerji tüketen kulüpçü bakış açısı, oyunun ve futbol kültürünün gelişiminin önündeki en ciddi engellerden birisini oluşturuyor…
NOT:Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...
* Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








