*Birol KESKİN...
[email protected]
Kapılar hakkında düşünürken
insan aslında kendini yoklar.
Çünkü hiçbir kapı,
yalnızca açılıp kapanan bir nesne değildir...
Kapılar,
beklemenin mimarisidir.
Önünde durursun.
Elin tokmağa uzanır ama
aklın geride kalır.
O an,içeride ne olduğundan çok
içeri girersen kim olacağın
belirleyici olur...
Bazı kapılar yüksektir;
boyunu değil,niyetini ölçer.
Bazıları eskidir;
üzerlerinde senden önce vazgeçenlerin
parmak izleri vardır...
Açılmayan kapılar
her zaman daha çok şey anlatır.
Çünkü sessizlik,
cevaplardan daha kalabalıktır.
Açılan kapılar ise
çoğu zaman
beklediğimiz mucizeyi sunmaz.
Bir oda çıkar karşımıza,
bir koku,bir ışık,
sıradan bir devam...
Ama belki de mesele budur:
Kapıdan geçince
dünya değişmez.
Değişen,
kapının önünde bıraktığımız
kendimizdir...
Bu yüzden bazı kapılar
hiç açılmaz.
Çünkü insan,
bazen bilmekten çok
merakla yaşamayı tercih eder...
Ve bazen de,
kapı tokmağını bırakıp
sırtını dayar kanadına.
Artık içeri veya dışarı değil,
tam eşikte durmanın
ağırlıksız huzurunu taşır.
O kapı artık bir geçit değil,
bir duvardır ona;
kendi sınırını kabullendiği
ve tam da orada,
özgürleştiği...
Çünkü en sağlam kapı,
hiç açılmayacak olan değil,
açılmaya ihtiyacı kalmayandır...
* Sendikacı...
* Bu bir editöryal haberdir.







