Barış AVŞAR...
[email protected]
PKK Lideri Abdullah Öcalan 1 yıl arayla ikinci kez ’27 Şubat mesajı’ yayınladı. Geçen yılki ilk mesajın ardından yapılan yorumlarda, metin içerisinde sadece ‘örgütün yapacaklarının’ ya da ‘yapması gerekenlerin’ sıralandığı buna karşılık devletin ne yapacağına dair kısmın sadece Sırrı Süreyya Önder’in metni okuyup bitirdikten sonra ‘Öcalan’ın notu’ olarak aktardığı ‘metin dışı’ kısımla sınırlı kalması tartışılmıştı. “Bu perspektifi ortaya koyarken şüphesiz silahların bırakılması ve PKK’nin kendini feshi, demokratik siyaset ve hukuki boyutun tanınmasını gerektirir” deniliyordu o notta...
Aradan geçen bir yılda hem silah bırakma ve örgütün feshi, hem sürecin ‘bam teli’ olarak görülen Kuzey Suriye’deki SDG yapılanması konusunda kontrol alanının Kürt bölgeleri ile sınırlanması aşamasına gelindi ve hem de iç siyasette iktidar tarafından geliştirilen ‘Terörsüz Türkiye’ söylemi konusundaki ısrar Meclis komisyonu raporuna da rengini verecek şekilde devam ettirildi...
Başka gelişmelerle birlikte ele alınması gerekse de asıl vurgulanması gereken herhalde bu saydıklarımızdır. Bunların etkisini ise 27 Şubat 2026 mesajında görmüş olduk. Sürecin ‘negatif barış’tan ‘pozitif aşama’ya geçiş olarak tarif edildiği bu yeni mesajın ana muhatabı ise bir yıl sonunda bu defa sadece ‘notta’ değil metnin genelinde ‘devlet’ olmuş gibi görünüyor. Öcalan ilk kısımda bir yıl boyunca kendisinin ve örgütünün ‘siyasetten yana’ yaptıklarını, ‘demokratik siyaset ve entegrasyona geçişi sağlayacak yeteneği ve gücü gösterdiklerini’ belirterek sözü, atılması gereken adımlara getiriyor. Erdoğan’ın da kullandığı “Kürtsüz Türk, Türksüz Kürt olmaz” tarifini kullanarak, “Nasıl bir araya gelinir ve nasıl bir arada yaşanılırı tartışmak istiyoruz” diyor. Ve konuyu bugün Türkiye’de konuşmaya başlayan herhangi bir muhalefet liderinin söz açtığında gideceği ilk iki adrese getiriyor: “Hukuk” ve “demokrasi”…
Elbette en geniş anlamda burjuva hukukunun ve demokrasisinin dahi işler durumda olması, bu konularda memlekette bir sorun yaşanmaması önemli bir konudur. Söz konusu olan Kürt meselesi ise bu önem daha da artar. Ancak bu işlerliğin sağlanması konusunda ilk ‘muhatap’ da bellidir...
Bazı bölümlerin farklı muhatapları olduğu da söylenebilir. “Karşısındakine kendini doğru ifade etme, doğru dinleme ve ona da kendi doğrularını ifade etme olanağını vermeyi esas almalıyız” sözlerinde olduğu gibi. Herhalde bu muhataplar arasında “muhalefet medyası” safında anılan bir kısım medya kuruluşu da akla gelmeli…
Ancak asıl muhatap ve özne olarak metnin ‘demokrasi ve hukuk’ vurgusuna bakılarak, ‘ilgili’ ilk adresin bütün bileşenleri ve liderliği ile ‘iktidar’ olduğunu söylemek yanlış görünmüyor...
“Dönemin dili buyurgan ve otoriter bir dil olamaz” cümlesinin de tabii…
Sadece bu hafta yaşanan laiklik konusundaki polemikleri düşünecek olsak dahi, bugün, bunu yapmayı bırakarak yola devam edebilecek bir iktidardan söz edilebilir mi? Hele de seçime doğru gidişin işaretleri verilmişken...
‘Muhatap’ belli olsa da kritik nokta herhalde olumlu yanıt verilmesi mümkün görünmeyen bu sorudadır diyebiliriz… Yeni anayasa tartışmalarını da unutmadan tabi…
NOT : Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...








