Okulda oruç, evde açlık...

Okulda oruç, evde açlık...

Şebnem Korur Fincancı
[email protected]

Evrensel okuru şunu çok iyi bilir: yakıcı bir gerçek var: Açlık. Öğretmenler sınıf içindeki dikkat dağınıklığını anlatıyor. Veliler beslenme çantasını dolduramadığını söylüyor...

Türkiye’de yoksulluk artık istisna değil, yapısal bir gerçeklik. Derinleşen kriz, en ağır yükünü çocukların omuzlarına bırakıyor. Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca aile var. Okula beslenme koyamayan ebeveyn sayısı artıyor. Ama tartışma ne üzerine dönüyor? Milli Eğitim Bakanlığının okullarda ramazan etkinlikleri, oruç vurgusu, dini referansların görünürlüğü…

Devlet okulu, tek bir inanç pratiğinin norm haline geldiği bir alan olamaz. Çünkü kamusal alan, çoğunluğun değil; herkesin alanıdır. Bu ülkede yalnızca Sünni Müslüman aileler yaşamıyor. Hristiyan yurttaşlar var. Aleviler var. Farklı mezhepler var. İnançsızlar var. Ve hepsinin çocukları aynı devlet okulunda okuyor...

Laiklik yalnızca inanç özgürlüğü meselesi değildir; eşit yurttaşlık meselesidir. Sosyal devlet ise yalnızca yardım dağıtmak değil; hak temelli güvence sağlamaktır. Çocukların ihtiyacı kimlik baskısı değil, eşit başlangıç koşullarıdır. Eşitlik ise boş mideyle başlamaz...

Ama biz çocuğun midesi boşken, ona sabrı öğreten bir sistemle karşı karşıyayız. Ramazan ayı boyunca okullarda yapılan etkinlikler, teorik olarak “kültürel değer aktarımı” çerçevesinde sunuluyor. Ancak pratikte mesele çok daha karmaşık. Oruç tutmayan çocuk ne hissediyor?

Sağlık nedeniyle tutamayan? Farklı inanca sahip olan? Okul, kamusal alandır. Kamusal alanın temel ilkesi ise eşit mesafedir. Devlet, bir inancı destekleyen veya teşvik eden pozisyonda değil; tüm yurttaşlara eşit mesafede duran bir konumda olmalıdır. Aksi halde eğitim kurumu pedagojik alan olmaktan çıkar, ideolojik yeniden üretim alanına dönüşür.Bugün Türkiye’de yoksulluk yönetiliyor; ortadan kaldırılmıyor. Sosyal yardımlar seçici,parçalı ve çoğu zaman politik sadakatle ilişkilendirilen mekanizmalar üzerinden ilerliyor. Oysa okulda ücretsiz yemek evrensel olur. Kimlik sormaz. Ayrım yapmaz. Damgalamaz...

Belki de tam bu yüzden tercih edilmiyor. Bir ülkede öğrenciler aç geliyorsa, bir öğün ücretsiz ve nitelikli yemek sağlamak pedagojik zorunluluktur. Bu sosyal yardım değil; kamusal yükümlülüktür. Çünkü açlık bir eğitim sorunudur. Yetersiz beslenme; dikkat dağınıklığı, öğrenme güçlüğü, gelişim geriliği demektir. Sınıf içindeki eşitsizliğin en çıplak halidir...

Ekonomik kriz nedeniyle çocuk işçiliği artarken, beslenme çantaları boşalırken, kantin fiyatları aile bütçesini aşarken, merkezi bir okul yemeği programı hâlâ hayata geçirilmiyorsa bu doğrudan bir siyasi tercihi işaret etmektedir. Evrensel hak, bağımlılık yaratmaz; eşitlik üretir. Bir zamanlar örtükse de artık apaçık baskıyla karşı karşıyayız.

Çocukluk çağının, kimlik inşasının en hassas dönemi olduğunu biliyoruz. Akran baskısı güçlüdür. Oruç tutmayan öğrencinin dışlanma riski pedagojik olarak göz ardı edilemez. “Gönüllülük” ile “çoğunluk baskısı” arasındaki çizgi çocuk söz konusu olduğunda kıldan incedir. Devletin görevi çocukları dini pratiğe yönlendirmek değil, onları korumak olmalıdır...

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne göre devletler, çocukların yeterli beslenme hakkını güvence altına almakla yükümlü ve Türkiye bu sözleşmeye taraftır. Bu ilkelere göre atılması gereken adımlar bir tercihten çok yükümlülük meselesi desek de dünyanın hakları bir yana iten yeni konumlanışı ile siyasi tercihlerin kamusal yükümlülüklerin çoktan önüne geçtiğini de görüyoruz...

Toplumsal barış, farklılıkların bastırılmasıyla değil, güvence altına alınmasıyla mümkündür. Yoksulluk derinleşirken dini semboller üzerinden siyaset yapmak, öncelik kaymasını teşhir etmektedir. Çocukların ihtiyacı kimlik mühendisliği değil; eşit başlangıç koşullarıdır. Çocukları aç bırakan bir düzen, onları hangi inanca çağırırsa çağırsın, adalet üretemez. Adalet ise biliyoruz, halkın ekmeğidir.*

*Bertolt Brecht’i saygıyla anarak...

NOT: Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

Fotoğraf: TTB Sitesi…

Önceki Haber TTB : Diyanet’in Açıklamaları Anayasa’nın Laiklik ve Cinsiyet Eşitliği İlkelerine Aykırıdır...
Benzer Haberler