Lenin nasıl Marksist oldu?

Lenin nasıl Marksist oldu?

 

Marx ve Engels, Petersburg grevlerini göremediler. Engels, grevler patlak vermeden sadece aylar önce öldü. Yükselen işçi sınıfı hareketini Rusya analizlerine dahil etmek Lenin’e düştü...

Ethan DAVİDSON...

Aralık 1887’de, Moskova’nın yaklaşık 700 kilometre doğusundaki Kazan Üniversitesinde hukuk öğrenimine başladıktan dört ay sonra, 17 yaşındaki Vladimir Lenin, Rus çarının öğrenci örgütlerini yasaklayan Üniversite Yasası’nı protesto eden bir öğrenci gösterisinde tutuklandı. Lenin, monarşinin cesur ve adanmış muhaliflerinden oluşan büyüyen bir öğrenci hareketine katıldı...

Leon Troçki, Genç Lenin adlı biyografisinde, “hükümetin, her şeye gücü yeten polis sistemi ve milyonluk ordusuyla öğrencilerden sürekli korktuğunu” yazar. 1880’lerde Kazan’da öğrenci olan ve daha sonra romancı olan Maksim Gorki, Benim Üniversitelerim adlı anılarında öğrenci yeraltı dünyasının atmosferine dair canlı bir izlenim sunar. Şehirdeki gizli bir gece toplantısını şöyle anlatır:

“Kifayetsiz karanlıkta birçok insanın orada olduğunu hissedebiliyordum. Elbiselerin hışırtısını, ayakların sürünmesini, hafif öksürükleri ve fısıltıları duyabiliyordum. Bir kibrit çakıldı, yüzümü aydınlattı ve duvarların dibinde yerde oturan birkaç karanlık silüet seçebildim. Pencere pervazından eğilen genç bir adam, işçiler arasında arkadaşım olup olmadığını, hangi kitapları okuduğumu ve çok boş vaktim olup olmadığını sordu.”

Gorki’yi sorgulayan genç adam, Lenin’in çalışma grubuna katıldığı, Kazan’daki en ciddi öğrenci liderlerinden biri olan Nikolay Fedoseyev’di. Fedoseyev, Kazan’da Narodnik geleneğinin (tarımsal sosyalizm) klasikleri, Karl Marx ve Friedrich Engels, Alman sosyalistleri ve 1883’te sürgünler tarafından kurulan ilk Rus Marksist örgütü olan Emeğin Kurtuluşu grubunun eserlerinden oluşan etkileyici bir yeraltı kütüphanesi toplamayı başarmıştı. Lenin, Marx’ın Das Kapital’ini ilk kez 18 yaşındayken burada okudu. Daha sonra şöyle hatırlayacaktı:

“Fedoseyev, Marksist eğilime bağlılığını ilan eden ilk kişilerden biriydi.”

Marx, Rus hareketinde iyi tanınan bir figür haline gelmişti. 1870 yılında, sürgündeki Rus öğrenciler Marx’tan Birinci Enternasyonal’in yönetim kurulunda kendilerini temsil etmesini istediler; Marx bu talebi coşkuyla kabul etti. Rus öğrencilerin ısrarı üzerine, Das Kapital’in Almanca dışındaki ilk baskısı 1872’de Rusya’da yayımlandı. Sansürcüler, kimsenin anlayamayacağı kadar karmaşık olduğu için bunun bir tehdit oluşturmadığını düşündüler. 1880’de Marx gururla, Rusya’da Das Kapital’in “başka her yerden daha fazla okunduğunu ve rağbet gördüğünü” belirtti...

Marx ve Engels, Rusya’daki bir devrimin Avrupa çapında bir devrimi tetikleyebileceğini öngörüyorlardı. Rusya, eski feodal toplumun gerçek kalesiydi. 1861’de köylülerin özgürleştirilmesini ve 1863’teki Polonya köylü isyanını takiben Marx, Rus köylülüğüyle ilgilenmeye başladı. Narodniklerin çalışmalarını yakından takip etti ve 1883’teki ölümüne kadar liderleriyle iletişim halindeydi. 1881’de bir grup Narodnik çara suikast düzenlediğinde, Marx kızı Jenny’ye onların “baştan aşağı sağlam çocuklar” olduğunu söylemişti. Marx ve Engels onların taktiklerini desteklemediler ancak Lenin’in sözleriyle,

“Rus devrimcilerinden oluşan bir avuç insanın kudretli Çarlık hükümetine karşı verdiği kahramanca mücadele, bu eski devrimcilerin kalplerinde en sempatik yankıyı buldu.”

Marx’tan 12 yıl daha uzun yaşayan Engels, Rusya’daki yeni gelişmeleri analiz etme konusunda daha yetenekliydi. Temel soru, kapitalist ilişkilerin ülkede hakimiyet kurmaya başlayıp başlamadığıydı. 1894 yılına gelindiğinde Engels, Rusya’nın kapitalist kalkınma yolunda olduğundan emindi. Şöyle öngörüyordu:

“Çarlık despotizminin çöküşü... Batı’nın işçi hareketine taze bir ivme kazandıracak ve mücadeleyi sürdürmek için yeni, daha iyi koşullar yaratacaktır; böylece modern endüstriyel işçi sınıfının zaferini hızlandıracak, ki bu olmadan bugünkü Rusya hiçbir zaman sosyalist bir dönüşüme ulaşamaz.”

Lenin daha sonra Marksist olduğunu Kazan’ın güneyindeki Samara kasabasında anladığını ifade etti. Troçki’nin biyografisi, Lenin’in bu dönemdeki faaliyetlerine dair canlı anlatımlar içerir. Lenin, Kazan’daki öğrenci çevreleri tutuklamalarla bastırılmadan hemen önce, 1889’da oraya taşınmıştı. Bir yıl sonra, çalışma grubu için Komünist Manifesto’yu Rusçaya çevirdi; bu grupta, daha sonra Lenin’in Bolşevik partisine üye olacak iki sürgün öğrenci, Lalayants ve Sklyarenko da vardı. Üçü, Narodniklerle yaptıkları sık tartışmalarla Samara’da nam saldılar...

1891-92 yıllarında Rusya’yı kasıp kavuran korkunç kıtlığın, Engels’e göre ciddi siyasi sonuçları olacaktı. Yarım milyon insan hastalık ve yetersiz beslenme nedeniyle hayatını kaybetti. Kıtlık, Samara çevreleri için pratik soruları da beraberinde getirdi. Narodnikler, aç köylüleri beslemek için yardım kantinleri kurulmasını savundular. Lenin’in çevresi yardım kantinlerine katılmayı reddettiklerinde önemli ölçüde ahlaki eleştirilere maruz kaldılar. Troçki’nin sözleriyle:

“Marksistler, elbette, açlara yardıma karşı çıkmıyorlardı; sadece ihtiyaç denizinin hayırseverlik kaşığıyla boşaltılabileceği yanılsamasına karşıydılar. Onlar için sorun, yalnızca toplumsal bir felaketin sonuçlarını hafifletmek değil, nedenlerini ortadan kaldırmaktı.”

Lenin, Samara’da Marx ve Engels’ten öğrendiklerini ilk kez Rusya’ya uygulamaya başladı. Köylülük ve Rusya’nın ekonomisi hakkında yayımlanan her yeni kitabı okudu. Marx’ın ölümüne kadar meşgul olduğu aynı soruya, yani Rusya’nın kapitalist gelişimine odaklanmıştı. İlk makaleleri, Marx’ın Das Kapital’ini Rusya’nın gelişimini anlamaya titizlikle uyguladığını gösterir. Engels’in vardığı sonuca bağımsız olarak o da ulaştı: “Rusya’nın kapitalist bir sanayi ulusuna dönüşümü, giderek hızlanan bir tempoyla ilerliyor.” Lenin’in bu vardığı sonuç, pratik bir değişikliği de beraberinde getirdi...

Ağustos 1893’te, işçi hareketiyle bağlantılı öğrenci çevrelerine katılmak niyetiyle Samara’dan başkent Saint Petersburg’a gitti. Lenin kısa süre içinde fabrika ajitasyonuna dahil oldu, işçilerle çalışma koşulları hakkında sohbet etti ve dağıtılmak üzere broşürler yazdı. Lenin’in 1902 tarihli Ne Yapmalı? adlı broşürünün bir dipnotu, fabrika ajitatörü olarak geçirdiği günleri şöyle anımsar:

“Dün gibi hatırlıyorum, asla tekrarlamayacağım ‘ilk denememi’. Çalıştığı devasa fabrikadaki düzenin her yönü hakkında bir işçiyi haftalarca ‘şevkle’ sorguya çektim. İşçi, mesaimizin bitiminde terini silerken gülümseyerek bana şunu söyledi: ‘Fazla mesaiye kalmak, senin sorularını cevaplamaktan daha zor değil!”

Sanayiyi modernize etmek ve daha nitelikli iş gücüne erişmek isteyen çarlık devleti, Petersburg işçileri için okullar kurdu. Ancak bu ‘pazar okulları’ndaki öğretmenler, genellikle Nadejda Krupskaya ve Lenin gibi çar karşıtı entelektüellerdi ve bu kurumları işçilerle buluşup sosyalizmi tartışmak için kullanıyorlardı. Krupskaya, anılarında Lenin’in derslerinden birini şöyle aktarır:

“O, işçilere Marx’ın Das Kapital’ini okudu ve onlara açıkladı. Dersin ikinci yarısını, işçilere işleri ve çalışma koşulları hakkında sorular sormaya, hayatlarının toplumun tüm yapısı üzerindeki etkisini göstermeye ve mevcut düzenin nasıl değiştirilebileceğini onlara anlatmaya ayırdı.”

Ancak bu öğretmenler yakında kendileri de öğrenci olacaklardı. Ülkedeki ilk kitlesel grev dalgası 1895’in sonunda Petersburg tekstil fabrikalarında patlak verdi. Lenin’in şehirde katıldığı aktivistlerden biri olan Boris Gorev, anılarında bir gün eve geldiğinde iki arkadaşını “Saf bir sevinçle dairelerinde dans ederken” bulduğunu anlatır. Grevler, birçok aktivistin üstlendiği tehlikeli ve acımasız işin boşuna olmadığının kanıtıydı. Lenin’in dairesinde dans edip etmediğini bilmiyoruz, ancak grevler hakkındaki yazıları aynı heyecanla dolu. Lenin, sınıf mücadelesinin işçilere pazar okulu derslerinden çok daha fazlasını öğrettiğini anlamaya başladı:

“Grevler, üzerlerine asker ve polis gönderildiğinde işçilere gerçek düşmanlarının kim olduğunu gösterdi... [Grevler] onlara siyasi durumu ve işçi sınıfının siyasi ihtiyaçlarını anlamayı öğretti.”

Marx ve Engels, Petersburg grevlerini göremediler. Engels, grevler patlak vermeden sadece aylar önce öldü. Yükselen işçi sınıfı hareketini Rusya analizlerine dahil etmek Lenin’e düştü. Grevlerden sonra tutuklanması ve sürgüne gönderilmesi, Lenin’in Samara’da başlattığı işi bitirmesini sağladı. Rusya’da Kapitalizmin Gelişimi 1899’da yayımlandı ve Lenin’in önceki on yılda yaptığı çalışmaların zirvesini temsil ediyordu. Marx ve Engels’in hayatlarının son yıllarını adadıkları şeyi tamamlamıştı. Birçok açıdan çıraklıktan ustalığa terfi etmişti...

Lenin’in Marx ve Engels üzerine çalışması, üniversiteden atılmasından sonra başladı. Birkaç yıl sonra Samara’da aktif bir Marksist oldu. Ancak Marx ve Engels’i incelemeyi asla bırakmadı. Krupskaya daha sonra şunu hatırlayacaktı: “Devrimin en zor dönemeçlerinde Lenin Marx’ın çalışmalarına yöneldi... ‘Marx ve Engels’in öğretileri bir dogma değil, eylem kılavuzudur.’ Bu sözler Lenin tarafından sürekli tekrar edilirdi.” Onların eserlerine dini metinler gibi muamele etmedi. Lenin için çalışmaları, somut tarihsel gelişmeler ışığında yeni anlamlar kazandı ve eylem için bir rehber görevi gördü. Bu yönüyle Lenin’in Marx ve Engels üzerine çalışmaları, Lenin’in nasıl incelenmesi gerektiğine dair bir derstir...

Lenin, koca bir devrimci nesille birlikte evrildi. Onu istisnai kılan sadece Marx ve Engels’i okuması değildi. Hukuk öğrencisi olduğu ilk günlerden itibaren Lenin, kendisini çevreleyen dehşet ve baskıya karşı duyduğu yakıcı bir öfkeyle hareket ediyordu. Özünde devrimciydi, bu kadar çok düşünülemez adaletsizliğe yol açan sistemi yıkmaya kararlıydı.

Marksizm ona sistemin sadece çarlık değil, kapitalizm olduğunu ve işçi sınıfının tüm insanlığı özgürleştirebileceğini gösterdi. Baskıdan, sömürüden, savaştan, ırkçılıktan, cinsiyetçilikten veya milliyetçilikten arınmış bir dünyada yaşamak. Lenin’in davası buydu; Marx ve Engels’in davası, sosyalizmin davasıydı. Lenin hayatının her anını buna adadı. Bu motivasyon kitaplardan öğrenilemez...

NOT : Bu yazı Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...

Önceki Haber Öcalan ‘mesajı’ kime verdi?
Sonraki Haber Eğitim hakkı bir ayrıcalık değildir: Engelliliği değil, sistemi sorgulamak gerek...
Benzer Haberler