*Veli BAYRAK yazdı...
Ben o güne kadar düğünlerde takılan altınların geri istendiğini sadece ‘biz de yazıyoruz, günü gelince görürsünüz’ diyen teyzelerin boş tehdidi sanıyordum. Meğer hiç de öyle değilmiş...
Akşam üzeri evde oturmuş çay içiyordum ki kapının zili çaldı. Açtım; gelen, karşı apartmandan Feraye Hanım’dı. İçeri buyur ettim ama girmedi. Zaten yıllardır tanırım, öyle durup dururken kapı çalacak biri değildir; belli ki bir işi düşmüştü. Nitekim lafı dolandırmadan, “Senden bir ricam olacak oğul,” dedi. Koskoca kadını kapı önünde ayakta tutmamak için, “Ne demek Feraye Hanım,” dedim, “elimden gelen bir şeyse canla başla yaparım.”
Sevindi kadın, “Sen içeriden kâğıt kalem getir sana kısa bir mektup yazdıracağım.” dedi. Baktım iş uzayacak içeri girmesi için ısrar ettim. Zaten istesem de kapı önünde böyle bir mektubu yazamazdım...
Salona geçtik. Bir bardak çay getirip koydum önüne. Sonra gidip kitap odasından boş bir kâğıt kalem aldım. Koltuğa oturur oturmaz, “Hazır mısın oğul.” dedi. Lafı uzatmadan “Hazırım.” dedim. Sonra da zaten o söyledi ben yazdım. Doğrusu siz de okuyun istedim:
“Sevgili komşum Duriye,
Ben üç numaradan Feraye. Şimdi diyeceksin ki bu mektubu niye yazdın? İş olsun diye değil herhalde. Dünya kadar soru varken bunu mu sordun Fındık? Bak Allah şahidimdir bunu ben sana demiyorum. Apartmandan dokuz numara Saliha Hanım var, senden bahsederken sürekli ‘Fındık.’ diyor, haberin olsun!
Neyse, gelelim asıl meseleye. Hatırlarsan 10 sene önce senin kıza düğün takısı olarak bir küçük altın takmıştım. Geçenlerde evde oturmuş, kime ne takmışım diye notlarımı karıştırırken senin ismine rastladım. Listede, “Duriye’nin kızı için bir küçük altın.” yazıyordu...
Düşünüyorum da bunun karşılığının geleceği yok. Biliyorsun, benim gözümün kökü bir oğlum var başka da yok. Olmasında zaten! Biriyle başa çıkamadık fazla olsa gör ne yapardık? Fakat o malağında evleneceği yok!
Geçenlerde ağzını aramak için, ‘Oğlum, o kadar millete takı taktık. Bilezik, kolye, küçük altın, kapalı zarf dünya kadar takımız piyasada karşılıksız duruyor! Bak bu memleketin çivisi çıktı. İnsanlar evlilik vaadiyle birbirini dolandırıp duruyor! Bunlar iyiye alamet değil oğlum. Yakında kıyamet kopacak haberin olsun! Helal süt emmiş birini bul da şu takıları geri alalım.’ dedim beni tersledi. Hatta terslemek ne kelime, ‘Ben evlenmeyeceğim anne, kendimi hazır hissetmiyorum.’ diyerek lafı ağzıma tıkadı...
Diyemiyorsun tabii, lan mal oğlum, otuz yaşında kendini hazır hissetmiyorsan ellisinde hiç hissetmezsin diye ama işte dinleyen kim?
Hani diyorum bu malağın evleneceği falan yok. Yıllardır biz herkese taktık ama öyle gözüküyor ki kimsenin bize takacağı yok. Bir zahmet diyorum bizim küçük altını bugünkü ederi karşılığında ister altın ister para olarak iade etseniz. Böylece hem listeyi temizlemiş olurum hem de bir komşu olarak bize olan borcunuzdan kurtulmuş olursunuz...
Senden sonra yaklaşık otuz kişiye daha yazacağım. Bizim malak oğlan yüzünden millete takmadığımız takı kalmadı. Sana üç gün süre. Üç gün içinde vermezsen seni ‘takı borcunu ödemeyenler’ listesinin en başına koyup apartman panosuna asacağım. Bundan sonra başına neler gelir ben karışmam. Biliyorsun seni severim, isterim ki kendini kurtar. Haydi bakalım baki selamlar. Baki kimse?”
* Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








