Cemal AKÇA yazdı...
[email protected]
Oğlum Ertan, bir süredir dükkânı kapattıktan sonra her akşam eve geç gelmeye başlamıştı. Yaşı 39 olmuş olsa da, insan babalık duygusunu kenara bırakmayı başaramıyor. Merak, içimde her geçen gün büyüyordu. Ne zaman sorsam, “İşim var…” deyip odasına çekiliyordu. Üstüne gitmek istemedim. Belki de daha önemli şeyler düşünüyordur dedim ama içimdeki baba merakı dinmedi...
Bugün öğrendim neyle meşgul olduğunu...
Meğer kelderdeki o yıllardır el sürmediğimiz eski aile fotoğraflarını tarıyormuş. Bir değil, yüz değil; binlerce fotoğrafı dijital hâle getirmiş. “Gel, bak istersen…” dediğinde kalbim bir tuhaf oldu. Aşağı indiğimde bilgisayar ekranında beliren ilk kareyle birlikte zamanın o keskin kokusu çarptı yüzüme...
Fotoğraflara bakmaya başladım.Kimi karede içim ısındı, tebessüm ettim. Kimi karede kalbim burkuldu. Bazı fotoğraflarda kendimi bir film şeridi gibi geriye sardım; sanki elimle tutup zamanı geri çevirmek ister gibi… İşte o an anladım: Zamanın ne kadar hızlı, ne kadar acımasız geçip gittiğini...
Bir fotoğraf çıktı karşıma. Yıl 2004… Shell’in resepsiyonunda çekimden dönmüştüm. Filimde iki poz kalmıştı. Aslında dijitale geçeli dört yıl olmuştu ama ben kolay kolay vedalaşamamıştım analog kameramla. Dijital makinayı yanımda bulundurur, birkaç kare çeker, sonra alışkanlıktan mı desem, inattan mı bilmiyorum, analog kameramı çıkarır onunla devam ederdim çekime. 2007’ye kadar da analogla çalışmaya devam ettim...
İşte o artan iki pozu meslektaşım Fazil Stot’a verdim. “Işıklarda uyusun…” Fazil çekti bu fotoğrafı. Fotoğrafa baktım. Uzun uzun…
Çünkü o karede sadece kendimi görmedim. Gençliğimi gördüm. Gözlerimin daha parlak olduğu, saçlarımda henüz hiç misafir telin olmadığı günleri gördüm. Omuzlarımın daha hafif olduğu zamanları.Yüreğimde hâlâ yarım kalmış umutları…
O kareye baktığımda ilk kez bu kadar güçlü hissettim zaman tünelinin acımasızlığını. Çünkü o fotoğraftaki kişi bendim ama aynı zamanda değildim. Şimdi bu satırları yazan ben, o fotoğraftaki insandan yıllar uzakta.Ve insan bir fotoğraf karesine sığabiliyor, ama zaman hiçbir kareye sığmıyor. Sadece geçiyor. Biz de içinden geçiyoruz...
Gözlerim doldu. Belli etmemeye çalıştım ama Ertan fark etti...
“Sana iyi geldi mi baba?” diye sordu.
“Evet oğlum” dedim...
“İşte bu, zaman tüneli.”
18 Ekim 2025
Den Haag / Hollanda...
* Bu bir editöryal haberdir.








