*Sezai SARIOĞLU yazdı...
Bahsi ve umudu
yükseltmekten söz ediyorum...
Say ki her şey rüyaydı
ve yeni uyandık...
Susmanın, yenilmenin ve kaybolmanın anlamı değişince, yeniden konuşmanın, hatırlayıp bulmanın ve ayağa kalkmanın anlamının değişeceği hayata dahil...
Kimsenin mülkü olmadığımız gibi, cevaplar da, hatırlayıp hatırlatmak da kimsenin mülkü değil...
Hayat fazla uzağa gitmiş olamaz...
Mecaza sığınarak söylersem; 12 Eylül sonrasında kalplerimizin anahtarlarını kaybettiğimiz doğrudur...
Hakikate ve kalplerimize el basarak söylersek; birbirimizin, sokakların, başımızı güzel belâlara sokan kitapların anahtarlarını kaybettiğimiz de doğrudur...
Ne var ki,
birbirimizi bulamayacak kadar, birbirimizden uzaklaşmış olamayız...
Unutmayalım; "kırmızı yanlışlarımıza!" rağmen,
topraktan çıkarılıp hohlayıp parlatılacak ne çok gümüş cümlemiz, hâlâ güncel olan ne çok hikâyemiz, sloganlarımız ve kavramlarımız var...
Aklımızı ve kalbimizi güncellemek için, bazen hatırlamak için unutmak; bazen de unutmak için hatırlamak, kafiyeli kafileler halinde yola koyulmak gerek...
Ne var ki
ne kaybolduğumuz
ne de birbirimizi bulduğumuz yerdeyiz...
Çünkü, 46 yıldır, içerde ve dışarıda farklı hayatlar yaşadık, farklı kitaplar okuduk, farklı sorular sorup farklı cevaplar verdik...
Yeni bir hikâyeye başlamak için, ne "kaybolduğumuz" ne de birbirimizi "bulduğumuz" yere değil, yeni bir hikâye kurmak için, şiirli ve sihirli başka bir yere yürümek gerek...
Unutmayalım,
bilinenin tersine, tarihin kurucu özneleri, kaideyi bozan istisnalardır...
Hâl böyle olunca,
bahsi yükseltmekten, zaaflarımızı değil saflarımızı sıklaştırmaktan, birbirimize sığınıp sığınmaktan söz ediyorum...
Kalbime el basarak söylüyorum...
SÖZai...
* Yazar ve şair...
* Bu bir editöryal haberdir.








