*ARZU ERKAN...
Kepez’de sera işçilerinin kaldığı konteynerde çıkan yangında bir annenin ve 5 çocuğunun yaşamını yitirmesi; bir bayram gününde memleketteki işçilere, emekçilere reva görülen düzeni bir kez daha gözler ö nüne sermiştir...
Bu olay, yalnızca bir yangın faciası değil; güvencesiz, denetimsiz ve insan onuruna yakışmayan barınma koşullarının doğrudan sonucudur. 2025’in ocak ayından bu yana en az 6 vakada soba zehirlenmesi veya sobadan çıkan yangın nedeniyle kadınlar ve özellikle çocuklar hayatını kaybetti. Evlerde ve gecekondularda ölüm kalım arasında yaşam mücadelesi veren işçi ve emekçilerin yaşadıkları, Erdoğan-Şimşek programının somut karşılığıdır...
Tarım ve mevsimlik işçiler açısından bu koşullar daha da ağırlaşıyor. Sigortasız, kayıtsız, sendikasız ve en temel haklardan uzak bir şekilde çalışan mevsimlik işçilerin çoğunluğunu artık göçmen işçiler oluşturuyor...
Ancak tarım bölgelerinde işçi ve emekçilerin yaşadıkları ve mücadelesi bugün ile sınırlı değil. Adana'da tarım işçilerinin düşük ücret, güvencesiz çalışma ve insanlık dışı ulaşım koşullarına karşı 2005 yılında başlattığı örgütlenme süreci hatırlatılması gereken bir yerde duruyor. Partimizin öncülüğünde başlatılan çalışmaların ardından Şubat 2005'te sendikalar, meslek odaları ve öğretim üyelerinin desteğiyle geniş katılımlı bir kurultay düzenlendi...
Sorunlarını ve taleplerini bu kurultayda belirleyen işçiler, kara düzen çalışmaya karşı ortak bir mücadele hattı oluşturdu. 2015 yılında Meclis’te tarım işçileri için kurulan komisyon ve işçilerle birlikte sürdürdüğümüz mücadele sonucunda, tarım işçileri açısından somut ve kalıcı bir kazanım yaratıldı ve işçilerin kamyon kasalarında taşınmasına son verildi. Aynı yıl, “Çukurova Tarım İşçileri” pankartı arkasında ilk kez 2005 1 Mayıs’ına katılan işçiler, 40 bin kişinin katıldığı grev sonucu valilik tarafından belirlenen 19,3 YTL’lik yevmiyenin uygulanmasını sağladı. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen işçilerin en temel ihtiyacı olan barınma meselesi çözülmüş değil...
Bugün ise tarım işçileri için belirlenen ücretler uygulanmak istenmiyor, haklar fiilen gasbediliyor. Tarım işçileri; genellikle nehir ve sulama kanalları yanlarına, insanın yaşayamayacağı bölgelere çadırlarını kuruyorlar. Sıtma, tifo ve sarılık baş başa kaldıkları temel hastalıklar... Böcek ve yılan sokması, güneş çarpması, zehirlenmeler gibi birçok sorun da cabası...
27 Nisan 2024’te yayımlanan Cumhurbaşkanlığı genelgesinde; METİP kapsamında mevsimlik tarım işçileri için prefabrik yerleşim alanlarının kurulması, elektrik, su ve kanalizasyon altyapısının devlet eliyle sağlanmasına dair vaatler sıralanıyordu. Genelgede ayrıca sağlık, eğitim ve sosyal hizmetlerin kamu kurumlarınca organize edilmesi gerektiği yazıyordu. Genelgenin boş vaatten ibaret olduğu; özellikle yoğunluklu göçmen ve mülteci işçilerin çalıştığı tarım alanlarında mevsimlik işçilerin sağlıksız, altyapısız alanlarda, yetersiz koşullarda yaşamaya ve güvencesiz çalışmaya mahkûm edildiği görülüyor. En temel hak olan yaşam hakkı, bu koşullar altında sistematik biçimde ihlal ediliyor...
Apaçık ortadadır ki valilikten bakanlıklara kadar AKP iktidarının ekonomik programları ve politik hamleleri, çocukları hayattan kopardı. Bu yangında sorumlu olan herkes hesap vermeli!
İşçi sağlığı ve güvenliği önlemlerinin eksiksiz uygulanması, barınma koşullarının insan onuruna uygun hâle getirilmesi ve etkin denetim mekanizmalarının kurulması acil bir zorunluluktur. Bu acının kader olmadığını biliyoruz. Tarım işçilerinin kazanımlarını bir adım daha ileri taşımasının tek yolu örgütlü mücadeleden geçiyor. Dün olduğu gibi bugün de kazanımlar, ancak birlikte hareket edildiğinde mümkün olacak...
Emek Partisi olarak; ihmallerin, denetimsizliğin ve sömürü düzeninin sonucu olan bu tür ölümlerin karşısında mücadeleyi büyütme çağrımızı yineliyoruz...
*Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı
* Bu bir editöryal haberdir.








