*VEHBİ TEZCAN yazdı...
Karadeniz insanının dik yamaçlarda, binbir emekle ve tırnaklarıyla kazıyarak sürdürdüğü fındık üretimi, bugün sadece bir tarım faaliyeti değil, bölgenin tam anlamıyla varoluş mücadelesine dönüşmüştür. Ne yazık ki uzun yıllardır masa başında, sahadan kopuk yapılan hesaplar, üreticinin alın terini küresel fındık baronlarının insafına terk etmekten başka bir işe yaramadı...
Ancak bu yıl bıçak kemiğe dayanmıştır. Serbest piyasa efsanelerinin arkasına saklanarak yerli üreticiyi mağdur etme lüksü artık kalmamıştır. Ticaretin en temel ve değişmez kuralı olan maliyetin üzerine makul bir kâr payı eklenmesi formülü, bu sezon fındık fiyatının belirlenmesinde devletin öncelikli kırmızı çizgisi olmak zorundadır...
Sahadaki acı gerçekleri görmeden, sadece kağıt üstünde rakam yuvarlayanların ıskaladığı en büyük mesele, girdi maliyetlerindeki devasa uçurumdur. Geçen yıl bu zamanlar toprağa can veren 21 azot şeker gübrenin tonu 5 bin 200 lira seviyelerindeyken, bu yıl üretici 22 bin liralık faturayla karşı karşıya kalmıştır...
Sadece tek bir kalemde yaşanan bu yüzde 323’lük artış bile oyunun kurallarının ne kadar ağırlaştığını göstermeye yeterlidir. Buna döviz kuruna bağlı olarak katlanan tarımsal ilaçları, bu yıl taban fiyatı 1750 lirayı bulan ve engebeli arazide çok daha yukarılara çıkan işçilik yevmiyelerini, saati 6 bin liraya fırlayan patoz ücretlerini, harman döneminde kullanılan tarımsal elektrik ve su zamlarını eklediğimizde, geçen yıl arazi durumuna göre 240 lirayı bulan kilogram başı gerçek maliyet bu yıl 350 lira sınırını aşmıştır...
İşte bu yüzden, tüm bu ağır yükler yan yana koyulduğunda bu yıl fındıkta olmazsa olmaz, tartışmasız taban fiyatı, tam olarak 450 lira olmalıdır. Bu rakam afaki bir talep ya da lüks bir beklenti değil, üreticinin bahçeye küsmesini engelleyecek, emeğini koruyacak en yalın matematiksel gerçektir. Eğer Toprak Mahsulleri Ofisi yani devlet, dış sermayeye karşı kendi üreticisini kollayan tek otorite olarak bu 450 liralık taban fiyatı ilan etmezse, fındık bereketi değil yine bir avuç yabancı kartelin kâr marjını besleyecektir...
Üretici bugün iktidardan, küresel borsa oyunlarına ve yerli taşeronların manipülasyonlarına karşı kendi ürününe ve kendi çiftçisine dağ gibi sahip çıkmasını beklemektedir. Dünya üretiminin yüzde 70’inden fazlasını göğüsleyen bu ülkenin, fiyat yapıcı olarak "Ürün benim, pazar benim, fiyatı da 450 liradır" iradesini göstermesi Ulusal bir sorumluluktur.
Üreticilerimiz arkasında dağ gibi duran bir devlet iradesi hissetmek ,var olduğunu bilmek,görmek ister...
*Gazeteci, yazar ve sanatçı...
* Bu bir editöryal haberdir.








