Halil BERKTAY'ın Marx çarpıtması üzerine...

Halil BERKTAY'ın Marx çarpıtması üzerine...

Prof. Dr. Doğan GÖÇMEN...

Marx’ı “Avrupa merkezcilik” ile suçlamak en hafif tabir ile entelektüel kabalıktır...

Bu konuda son örneği Halil Berktay sunmuş bulunuyor. Bay Berktay ne diyalektiği biliyor, ne Hegel’i, ne Marx’ı, ne de onların her insanın kendi çağının insanı olduğuna dair fikirlerini anlıyor. Kendi çağının insanı olmak kendi çağına hapsolmak demek değildir...

Hegel’de ve Marx’ta hakikat kavramı sadece şimdiki zamanı kapsamaz, aynı zamanda geçmişi (kapsanıp aşılmış olarak) içerdiği gibi mümkün olan geleceği de kendinde barındır...

Eğer bunu halihazırda Komünist Manifesto’da göremediysek Kapital’in  birinci bölümünde “meta fetişizmi” bölümünde görürüz. Bu bölümde Marx bizi kapitalizm ötesi mümkün bir toplumda üretimin toplumsal insan bireylerinin özgür birliği olarak nasıl kurtulabileceğini gösterir...

Marx, Avrupa merkezli düşünür, çünkü modern çağ Avrupa merkezli kurulmuştur. Ama Marx Avrupa merkezci değildir, Avrupa merkezci düşünmez.
Marx’ın evrenselliğini görmek için onun büyük bir heyecanla savunduğu, insanlığı (tüm insanlığı) dünya çapında komünlerin birliği olarak kurmaya çalışan Paris Komünü’ne ilişkin söylediklerine bakmak yeterlidir...

Son aylarda ve haftalarda toplumsal muhalefette bir canlanma sezilir sezilmez hemen bayatlamış anti-Marksizm söylemleri de piyasaya yeniden sürülmeye başlandı...

İnsanlığın yarısında kendi öğretilerine dayanarak devlet kurdurabilmiş ve bütün insanlığı öğretilerini gerçekleştirmek üzere harekete geçirebilmiş bir devrimci bir filozof nasıl oluyor da Avrupa Merkezci oluyor?

Marx’ı Avrupa merkezcilikle suçlayanlar, hırsızı tutun diyen hırsızlar misali aslında kendi Avrupa merkezci tarzlarını gizlemeye çalışıyorlar. Sanki Marx Avrupa Merkezci ırkçı birisidir de kendileri büyük enternasyonalistmiş gibi...

Marksçı sosyalizm tasarımı, büyük insanlık toplumunun tüm evreni ortak yaşam alanı olarak sahiplenebileceği tarihte örneği olmayan, ama bu konuda tüm tarihsel mirası kendisine nakşetmiş yeni bilimsel bir toplum teorisidir...

Halil Berktay, Marx’ın Avrupa merkezci olduğunu nasıl kanıtlıyor? 19. yüzyılda Avrupa üniversitelerinde ortaçağ bilgisi, Avrupa ortaçağı ile sınırlıydı. Bu sınır Marx’ın da sınırıdır. Akademik tarihçilik Avrupa merkezciydi, öyleyse Marx Avrupa merkezlidir. Akıl yürütmesi budur...

Ama sonra Marx’ın Çin ve Hindistan ile ilgilendiğini söylüyor. Ama Marx’ın Çin ve Hindistan ile neden ilgilendiğini anlatırken bu konuda Alman bilim ve felsefe tarihi hakkında hiçbir şey bilmediğini, boşluğu doldurmak için uydurduğunu, resmen uydurduğunu görüyoruz...

Öncelikle Avrupalı bilim insanlarının 18. yüzyılda bile başka uygarlıklar hakkında ne kadar çok bilgiye sahip olduklarını görmek için Herder’in, Adam Smith’in, Hegel’in tarih araştırmalarına bakmak yeterlidir. Bilimsel çalışmalar hiçbir zaman akademiyle sınırlı olmamıştır...

Halil Berktay, Marx’ın Çin ve Hindistan’a olan ilgisinin ve bilgisinin “seyyahlardan” olduğunu ve bunların sayısının da çok sınırlı olduğunu söylüyor. Bay Berktay, Rousseau ile Marx’ı karıştırıyor.
Marx’ın Avrupa dışı uygarlıklara olan ilgisi, ta Leibniz’ten beri birikip gelen, Christian Wolff’un, Herder’in, Hegel’in, Goethe’nin ve birçok başka bilimcinin ürettiği, sonra kendisinin özel araştırmalarıyla geliştirdiği akademik bilgiye dayanıyor...

Bu bilgi eksik ve kısmen yanlış olabilir, ama Marx’ın bu konudaki bilgisini gezginlerin anlattıklarına indirgemek, entelektüel dürüstlüğün sınırlarını zorlamaktan öte bir şeydir, çiğnemektir, ihlaldir. Marx söz konusu olunca bu entelektüel kabalık neden hemen devreye sokulur?

Bay Berktay, karşılaştırmalı tarihin Marx’tan çok sonra geliştiğini ileri sürüyor. Oysa karşılaştırmalı tarih, William Robertson, Adam Smith, Adam Ferguson gibi tarihçiler tarafından 18’inci yüzyılın ortalarından itibaren Marx’tan çok önce uygulanan bir metodolojidir...

Bu nedenle Marx’ın Avrupa dışındaki uygarlıklara dair bilgisini birkaç seyyahın anlatısıyla sınırlıymış gibi göstermek, entelektüel dürüst olmama biçimine, kaba çarpıtmaya, ideolojik saplantıya ve önyargıya çok iyi bir örnektir...

Halil Berktay, Marx’ı anlamak için değil, Karl Popper’in yaptığı gibi baştan çarpıtmak için okuyor. Demagoji yaparken duygularını saklayamıyor, yüzünden, yutkunmasından okuyoruz...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Hegel, Marx,Nietzsche ve Halkların Kardeşliği...
Benzer Haberler