Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP ile savaşı...

Kemal Kılıçdaroğlu'nun CHP ile savaşı...

Kadir ÇELİK yazdı...

Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugün CHP içindeki konumu, artık alışıldık “eski genel başkan muhalefeti” tarifleriyle açıklanabilecek bir yerde durmuyor. Çünkü burada mesele yalnızca kaybedilmiş bir liderliğin yarattığı siyasal kırgınlık değil; kendi tarihsel tasfiyesini kabullenemeyen bir siyasi aklın, yeniden meşruiyet üretebilmek için partinin mevcut krizlerine ihtiyaç duymasıdır...

Kılıçdaroğlu çizgisi bugün kendisini yeni bir siyasal yön, yeni bir toplumsal enerji ya da kurucu bir program üzerinden tanımlamıyor. Tam tersine, mevcut yönetimin aşınma ihtimali üzerinden beklentili bir pozisyona sıkışıyor. Bu nedenle ortaya çıkan tablo sıradan bir iç muhalefet değil; partinin ortak geleceğiyle kişisel siyasi maslahat arasındaki dengenin çürüdüğü derin bir kırılmadır...

Sorunun asıl ağırlığı ise siyasal ahlak ve kurumsal sadakat zemininde ortaya çıkıyor. CHP uzun süredir yalnızca rakipleriyle değil, aynı zamanda yoğun bir idari ve yargısal baskıyla mücadele ediyor. Böyle dönemlerde geçmiş liderlikten beklenen temel refleks, kişisel hesaplaşmaları büyütmek değil, partinin kurumsal direncini koruyacak bir siyasal tutum geliştirmektir. Ancak bugün Kılıçdaroğlu ve çevresinin ürettiği siyaset, CHP’yi dış baskılara karşı tahkim etmeye değil, mevcut yönetimi zayıflamaya iterek yeni bir iç denge kurmaya odaklanıyor. Bu yaklaşım, partiyi savunma refleksi üretmek yerine içeride yeni bir güç mücadelesinin zemini haline getiriyor...

Daha da kritik olan nokta, partinin yaşadığı krizlerin artık herkesin birlikte çözmesi gereken ortak bir sorun olarak değil, bazı aktörler tarafından siyasi olarak yeniden güç kazanma fırsatı olarak görülmesidir. CHP’nin yaşadığı her sarsıntının, mevcut yönetimin meşruiyetini aşındıracak yeni bir imkan gibi değerlendirilmesi, siyasetin yönünü tamamen değiştiriyor. Çünkü bir siyasi kadro kendi geleceğini partisinin güçlenmesine değil, zayıflamasına bağlamaya başladığında, orada artık normal bir fikir ayrılığı kalmaz. Parti başarısız oldukça kendisine alan açılacağını düşünen bir siyaset anlayışı, kaçınılmaz biçimde kurumsal yapının aşınmasından beslenmeye başlar. Bu da kolektif mücadele fikrini içeriden çözen tehlikeli bir denklem üretir...

Üstelik bu çizginin dikkat çekici tarafı, güçlü bir alternatif de sunamamasıdır. Ortada yeni bir ideolojik yönelim, topluma sunulan yeni bir siyasal hikâye ya da CHP’yi tarihsel olarak yeniden tanımlayacak kurucu bir iddia bulunmuyor. Bütün siyasal enerji, mevcut yönetimin hata yapma ihtimali üzerine kuruluyor. Bu nedenle ortaya çıkan tablo aktif ve kurucu bir siyaset değil; beklemeye, yıpranmaya ve aşınmaya yatırım yapan pasif bir iç iktidar stratejisidir. Ve açıktır ki kendi partisinin gerilemesini siyasal fırsata dönüştürmeye çalışan bir çizgi, topluma umut değil yalnızca iç hesaplaşma üretir...

Bu noktada ortaya çıkan en büyük çelişkilerden biri de tarihsel hafızanın bilinçli biçimde silinmeye çalışılmasıdır. CHP’nin son on yılda yaşadığı ideolojik bulanıklığın, kurumsal dağınıklığın ve kimlik krizlerinin önemli bölümü doğrudan Kılıçdaroğlu döneminin mirasıdır. Partinin omurgasını belirsizleştiren kontrolsüz ittifak stratejileri, seçmen sosyolojisiyle uyumsuz açılımlar ve sürekli ertelenen yapısal problemler bugünün krizlerinden bağımsız değildir. Şu an yaşanan birçok kırılma, yıllarca ötelenmiş sorunların doğal sonucudur. Buna rağmen bugün kurulan dil, sanki bütün bu süreçler kendiliğinden ortaya çıkmış ve geçmiş yönetimlerin hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi çıkarsaması üzerinden harekete geçmektedir...

Daha çarpıcı olan ise, bu ağır siyasal bilançoya rağmen neredeyse hiçbir ciddi muhasebenin yapılmamasıdır. Kaybedilen seçimler, dağılan siyasal hatlar ve aşınan kurumsal yapı konusunda gerçek bir özeleştiri üretmek yerine, bütün yük bugünkü yönetime bırakılmaya çalışılıyor. Oysa siyaset yalnızca liderlik iddiası değil, aynı zamanda sonuçların sorumluluğunu taşıma kapasitesidir. Hatalarla yüzleşmek yerine, o hataların yarattığı krizleri yeni bir rövanşın malzemesine dönüştürmek siyasal olgunluk değil, derin bir inkâr biçimidir. Bu nedenle bugün ortaya çıkan tablo yalnızca bir liderlik tartışması değil; aynı zamanda hesap verebilirlik krizidir...

Gelinen noktada mesele artık kişisel bir kırgınlığın çok ötesine geçmiş durumda. Önemli bir siyasi aktörün kendi varlığını partisinin kurumsal bütünlüğünün önüne koyması ve partinin yaşadığı zayıflamayı kendi dönüşünün tek imkanı olarak görmesi, siyasetin normal sınırları içinde değerlendirilemez. Çünkü burada artık kurucu bir rekabet değil, partinin ortak direncini içeriden aşındıran bir siyasal davranış biçimi ortaya çıkıyor. 
CHP içinde bugün yaşanan gerilim tam da bu nedenle sıradan bir liderlik kavgası değildir. Tartışılan şey, bir siyasi partinin kriz anında ortak geleceğini mi savunacağı, yoksa geçmiş hesaplaşmaların mı belirleyici olacağıdır. Asıl kırılma hattı artık tam olarak burada oluşmaktadır...

Kadir ÇELİK 
20 Mayıs 2026

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Seyit Aslan’dan 19 Mayıs mesajı: "Gençliğin geleceği sermayeye teslim ediliyor"
Benzer Haberler