Kadir ÇELİK yazdı...
Fotoğraf : Bianet...
Onursuzluk bazen bir ahlaki çöküş değil, süreklileşmiş bir aidiyetsizlik hâlidir. Ne gittiğin yere ait olabilmek ne de geldiğin yeri sahiplenebilmek… Levent Gültekin’in sergilediği ruh hâli tam olarak budur. Kendine ait olamayan, kendini inkâr ederek var olmaya çalışan bir şaklaban...
Kimliğini bir yük gibi sırtından atmaya çalışırken, o kimliğin demokratik taleplerini dillendirenlere öfke kusan bir siyasal çukur. Bu adamın yaşadığı ruh hali basit bir fikir ayrılığı değil; bilinçli, süreklilik arz eden ve hedefi belli bir siyasal saldırı biçimidir. Gültekin’in “muhaliflik” kisvesi altında kurduğu dil, ne özgürlükle ne de hakikatle ilgilidir; aksine sistemin ihtiyaç duyduğu bulanık alanı besler...
Bu çizginin bugüne taşınması tesadüfi değildir. İmam hatip kökenli, Fethullah Gülen hareketinin tedrisatından geçmiş, zihni o hiyerarşik ve kimliksizleştirici iklimde şekillenmiş bir figürden söz ediyoruz. Sistem tarafından hiçbir zaman tam kabul görmemiş; ama sisteme ait olabilmek için her gün yeni bir takla atmaktan da geri durmamış bir karakter...
Kürt olmayı bir yük, Kürtlerin hak talebini ise bir tehdit olarak sunan bu zihniyet, kendini “makbul” kılmanın yolunu kendi halkına saldırmakta buluyor.
Diyarbakır’da, Halep’te katledilen Kürt'lerle dayanışma amacıyla yapılan bir yürüyüşe “Sana ne? Akraban mı?” diye saldırmak; yalnızca ahlaki bir çöküş değil, Kürt karşıtı ruh hâlinin çıplak bir dışa vurumudur. Dayanışmayı akrabalık bağına indirgeyen bu dil, inkâr siyasetinin güncellenmiş versiyonudur...
Levent Gültekin hiçbir yere ait değildir; çünkü aidiyetini, kimliğini ve ilkesini çoktan pazarlık malzemesi yapmıştır. Ne gerçekten bağımsızdır ne de sahici bir muhaliftir. İzole edilmişliğini “tek başınalık” diye pazarlarken, tek maharetini Kürt halkının özgürlük, eşitlik ve demokrasi talebine saldırmakta göstermektedir. Kabul görmek için önce kendinden vazgeçen, sonra kendini hatırlatanlara öfkeyle saldıran bu tutum; ne entelektüel cesarettir ne de gazeteciliktir. Bu, ancak sistemin eşiğinde bekleyip içeri alınmayı umanların sergileyebileceği bir savrulmadır. Tarih bu tip çapsızları her zaman not eder; keser döner sap döner gün gelir hesap döner...
* Bu bir editöryal haberdir.








