*Veli BAYRAK yazdı...
Ben kan vermek için Acil ’de beklerken doktorla kavga eden adam, dışarı çıkar çıkmaz kendi aksanıyla, “Yahu ben adama ‘guluncum ağrıyor’ diyorum o bana ‘gulunç ne?’ diye soruyor. Gulunçu bilmiyorsan nasıl doktor oldun?” diye bağırdı. Elbette Anadolu insanının dil ve lehçe farklılığı büyük zenginlik ama bazen insanın başına olmadık işler açabiliyor. Benim açtı mesela...
Bizim Selim, namı diğer Ayı Selim. Sakıncalı piyade olarak yaptığım askerlikte aynı bölükteydik. Kilosundan dolayı ona herkes “Ayı” derdi. İşin doğrusu hiçbir zaman kullanamadım bu cümleyi. Ama ne yapacaksın, milletin ağzı torba değil ki büzesin...
Şimdi unuttum ama büyük ihtimal İzmir'liydi Selim. Aklımda öyle kaldı çünkü. Tezkereden yıllar sonra Ankara’da, Hacettepe Hastanesi’ne yakın bir yerde ağır ağır yürürken karşılaştık. Beni görünce çok sevindi, “Aklıma geldin ama telefonun yok bende! Bu sabah indim Ankara’ya ancak gelebildim. Olacak bu ya karşılaştık işte” dedi. Sonra derin bir nefes aldı, “Sıkıntı!” dedi. “Sıkıntı büyük!”
Oysa henüz “Nasılsın?” diye soramamıştım bile. Ama Selim iki de bir, “Sorma birader sıkıntı büyük, hem de çok büyük” deyip duruyordu...
“Sorma” deyince sormaya da çekindim doğrusu. Ama laf arasında, “Hayırdır birader, yolda falan kalmadın inşallah? Hani sıkıntı paraysa hallederiz.” demeyi de ihmal etmedim. Elini omzuma koydu Selim, “Yok birader.” dedi. “Keşke öyle olsa ama sıkıntı büyük!”
Aldı mı beni bir merak. Hastanenin etrafında olduğu için hasta olabileceğini düşünerek, “Hangimizin sıkıntısı büyük değil ki birader? Yaş ilerledikçe başlıyor sıkıntılar.” dedim. Onu da kabul etmedi Selim, “Yaşla ilgisi yok.” dedi. “Ama çok acı veriyor. Sıkıntı büyük”
Safra kesesinde taş olduğunu düşünüp, “Aldır gitsin. Bizim komşunun karısında da vardı öyle yaptı şimdi çok rahat.” dedim. Dedim ama şaşkın şaşkın gözüme baktı, “Demesi kolay!” dedi. “Beni memlekete sokmazlar vallahi!”
Öyle deyince insan daha da merak ediyor tabii. Ama “Sorma” dediği için soramıyorum da! Bir ara düşecek gibi oldu Selim. Omzuma yaslanıp, “Öyle bir şey ki mideme kadar vuruyor ağrısı.” dedi. Ben de reflü falan olacağını düşünüp, “Hortum soktur.” dedim. “Herkes sokturuyor bir şey olmuyor!”
Ağrıdan kıvrandığı belliydi Selim’in. Ama benim önerilerimi beğenmediği de ortadaydı. Bu yüzden yüzünü ekşitti, “Hortum mu?” dedi. “Parmak bile sokturdum bir çaresini bulamadık! Ama sıkıntı büyük!”
Selim öyle dedikçe ben parmak ya da hortumun sokula bilineceği başka hastalıklar düşünmeye başladım. Sonunda boğaz diye düşünerek, “Aman birader.” dedim. “Bu durumda insan yediği şeylere dikkat etmeli. Misal sert şeyler değil de yumuşak şeyler yiyebilirsin.”
Böyle deyince köpürdü Selim. O mülayimliği gitti birden Ayı Selim oldu. Ağzından köpük geliyordu, “Ne demek istiyorsun birader!” dedi. “Sen beni ne sanıyorsun? Yok hortum yok yumuşak şeyler! Götümüz ağrıyor götümüz! Gitmediğim hastane, gitmediğim doktor kalmadı. Bir insanda basur haftada bir çıkar mı yahu? Ben de çıkıyor işte! Sıkıntı büyük hem de çok büyük!”
Meğer onların köyde göt’e “Sıkıntı” diyorlarmış! Selim’in sıkıntısı da bu yüzden büyükmüş! Olurda bir yerde karşılaşırsanız demedi demeyin. Öyle “hortum” falan atlamayın hemen mevzuya. Olan var olmayan var benim gibi, “Herkesin sıkıntısı büyük!” demeyin...
* Yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








