Doç. Dr. Şafak NAKAJİMA…
Sivas Katliamı yaşandığında Japonya'daydım. O sabah Japon doktor arkadaşlarımdan biri erkenden masama geldi.Yüzünde büyük bir üzüntü ve şaşkınlık vardı...
"Türkiye'de yaşananlar için çok üzgünüm. Neden böyle bir şey oldu?" diye sordu...
90'lı yılların başında internet bugünkü gibi hayatımızın merkezinde değildi. Haberler yavaş yayılıyor, dünyanın öbür ucunda yaşanan bir olayı öğrenmek saatler, bazen günler alıyordu. Babamın bana rulo yapıp postayla gönderdiği haftalık gazeteler elime ancak bir ay sonra ulaşırdı...
Japonya ile Türkiye arasındaki saat farkı nedeniyle yaşanan bu korkunç felaketi meslektaşım televizyondan öğrenmiş, bense henüz duymamıştım. Bana, Sivas'ta aydınların kaldığı bir otelin ateşe verildiğini, çok sayıda insanın yanarak ya da dumandan boğularak yaşamını yitirdiğini anlattı...
Gurbette yaşarken ülkenizden gelen acı haberler çok daha derinden hissedilir. Dünyanın öbür ucunda, Japonya'daysanız ve bugünkü gibi anında haberleşme olanakları da yoksa, insan kendini tarifsiz bir çaresizlik içinde bulur. Buna, insan yakmak gibi barbarca bir olayın yaşandığı bir ülkenin vatandaşı olmanın ağır utancı da eklenir...
Hemen üniversitenin kütüphanesine koştum. İngilizce gazeteleri açıp haberleri okumaya başladım...
2 Temmuz 1993'te Pir Sultan Abdal Şenlikleri için Sivas'ta bulunan yazarlar, sanatçılar, akademisyenler ve aydınlar, kaldıkları Madımak Oteli'nde saatler süren bir kuşatmanın ardından saldırıya uğramıştı. Kalabalık oteli ateşe vermiş, içeride mahsur kalan 33 aydın ve sanatçı, iki otel çalışanı ve iki saldırgan olmak üzere toplam 37 kişi yaşamını yitirmişti...
Olay, Türkiye tarihinin en ağır toplumsal travmalarından biri olarak hafızalara kazındı...
Aradan geçen yıllara rağmen o sabah arkadaşımın yüzündeki hüzünlü ifade ve "Neden böyle bir şey oldu?" sorusu hafızamdan hiç silinmedi. O soruya bugün bile insanlığın vicdanını tatmin edecek bir cevap verebildiğimizi düşünmüyorum...
Sivas'ta yitirdiklerimizi anmanın en anlamlı yolu, onların savunduğu düşünce özgürlüğünü, adaleti, laikliği ve insan onurunu kararlılıkla yaşatmaktır. Geçmişin acılarından gerçek dersleri ancak bu bilinçle çıkarabilir, benzer acıların bir daha yaşanmaması için güçlü bir toplumsal hafıza oluşturabiliriz...
Yazımı, 2 Temmuz 1993'te Sivas'ta barbarlar tarafından ateşe verilen Madımak Oteli'nde insanları kurtarmaya çalışırken yaşamını yitiren şair, hekim ve insan hakları savunucusu Behçet Aysan'ın dizeleriyle tamamlamak istiyorum...
Bir Eflatun Ölüm..
"Kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim
sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım...
Git
dersen
kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım
ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.
aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki gidip
yağmurlara durayım.
söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım...
Belki
sararmış
eski resimlerde kalırım
belki esmer bir çocuğun dilinde.
bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti
değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder..."
Behçet AYSAN...
www.safaknakajima.com
0552 223 98 97
* Bu bir editöryal haberdir.








