Toplama kampı ve kadınlar...

Toplama kampı ve kadınlar...

Hitler faşizmine karşı ölümüne direnen kadınlar
İnsanlığın yüksek ilkeleri için büyük fedakarlıklarda bulunan kadınlar ve direniş kültürünün yaratmış olduğu kazanımdan hep söz edilecektir…

Ali ÇARMAN...
[email protected]

Faşizme karşı mücadelenin ön cephesinde Kızıl Ordu olmak üzere müttefik güçler yer alırken, hayatın diğer alanlarında; fabrikalarda, sokaklarda, okullarda ve birçok yerde ise başta komünistler, antifaşist güçler, her yaştan cesur insanlar cansiperane bir mücadele yürüttüler...

Zafer kendiliğinden gelmedi! En ağır şartlarda büyük bedeller ödenerek elde edildi. İkinci Paylaşım Savaşı’nın can kaybı 60 milyon insan. Toplama kamplarında öldürülenlerin sayısı ise 11 milyon...

Geçtiğimiz yıl, faşizmden kurtuluşun 80. yılı vesilesiyle Almanya’nın onlarca şehrinde etkinlikler düzenlenmişti. Sosyalist ve ilerici güçlerin düzenlemiş olduğu etkinliklerin dışındaki tüm etkinlikler ve anmalarda komünistlerin rolü hep hasıraltı edildi...

Biz bu yazımızda, Hitler faşizmine karşı direniş ve örgütlenme çabalarında örnek olmuş kadınlardan Elli Lotte Voigt’ten söz edeceğiz...

Fabrika işçisi direnişçi bir kadın...

22 Şubat 1912 Berlin doğumlu Elli, işçi bir ailenin kızıdır. İlkokul eğitiminden sonra bir fabrikada çalışmaya başlar. İşçi çocuğu genelde işçi olur. Elli, Nazi imparatorluğu döneminde, yani insanların can derdine düşüp yaşanan vahşeti görmezden geldiği günlerde 1935 yılında KPD (Almanya Komünist Partisi) ile tanıştı...

Bir çocuklu anne olarak faşizme karşı direnişi örgütleme çalışmaları içine girdi. Kısa bir süre sonra tutuklanarak önce cezaevine, daha sonra ise Berlin yakınlarındaki Sachsenhausen Toplama Kampı’na gönderildi...

Toplama kamplarında birkaç yıl kalıp bırakılanlar o yıllarda çok şanslı sayılırdı ve Elli 1940’ta serbest bırakıldı. Ayağının çamuru daha kurumadan direniş grubuna katılmaktan geri durmadı. 1941 yılında KPD’li Fritz Voigt ile yaşamını birleştirdi...

Schönow kablo fabrikasında çalışırken, bu fabrikada zorla çalıştırılan yabancı tutsaklarla temas kurup onlarla dayanışma içinde bulundu. Fabrikadan arta kalan zamanlarda, faşizme karşı yazılmış illegal bildiri ve broşürler dağıttı. Aynı zamanda kendi evinin partinin (KPD) basım evi olarak kullanılmasına müsaade etti...

Parti çalışmalarında ve faşizme karşı savaşımda annesi Elvine Garius’un desteğini kazandı. Elli, artık aktif komünist bir işçi kadın olarak her göreve talipti. İllegal yoldaşları için evrak hazırlanmasına yardım etmek, para ve gıda kuponları toplamak sıradan işleri haline gelmişti...

Aynı zamanda Berlin’in en büyük komünist direniş gruplarından (500 üyeli) Anton Saefkow direniş grubunun üyesi oldu. Ve bütün bu çalışmalarıyla kısa sürede Gestapo’nun hedefi haline geldi; 13 Temmuz 1944’te tutuklandı. Özel bir komisyon tarafından sorgulanmak üzere cezaevine götürüldü...

Hayat umuduyla ölüme gitmek...

Hitler faşizminde tutsak olarak yaşamın diğer adı ölüm demekti. İnsanlığın en karanlık yılları denilen 1933-1945 arası Nazi Almanya’sında 175 büyük ve 50 tane normal büyüklükte cezaevi vardı. Ve bu cezaevlerinin 21’inde düzenli olarak idamlar yapılmaktaydı...

İdamlar denilince ilk akla Berlin Plötzensee gelmektedir. Burada idamlar 1936’ya kadar avluda balta ile yapılmaktaydı. Hitler’in direktifi ile Bruchsal Cezaevi’nden bir giyotin getirilerek devreye sokuldu...

Faşizmin politik tutsaklara yönelik suçlamaları, tıpkı bugünlerde Türkiye mahkemelerinin ileri sürdüğü vatana ihanet suçlamasıdır...

Göstermelik Hitler mahkemelerinde yargılandıktan sonra “vatana ihanet, düşmana yardım, silahlı kuvvetleri zayıflatma ve komünistler için çalışma” suçlarından idam cezasına çarptırıldı. İdam, 8 Aralık 1944’te Berlin Plötzensee’de başı kesilerek gerçekleştirildi...

Elli Lotte Voigt, idam edilmeden bir gün önce eşi ve çocuklarına kısa bir mektup yazar. İşte o mektuptan bir bölüm: “Birbirimizi son gördüğümüzden beri aylar geçti. Sizleri tüm kalbimle seviyorum. Büyüdüğünüzde beni mükemmel bir şekilde anlayacaksınız. Sizleri düşündüğümde kalbim ısınıyor, düşüncelerim daha netleşiyor ve güçleniyorum. Hayat umuduyla ölüme gidiyorum. Sizler için daha iyi bir hayata inanarak gidiyorum. Güçlü olacağız...”

Egemenler, bin yıl yaşayacağını ilan eden Nazi imparatorluğu (Üçüncü Reich) döneminin sık sık hatırlatılmasından rahatsız olmaktadır. “Geçmiş geçmişte kaldı” denilerek unutun diyorlar. Halbuki unutmak, tıpkı Hitler döneminde başını kuma gömen, körleşen, “olup bitenden haberimiz olmadı” deme yalanı kadar büyük bir gaftır...

Bunun için Almanya’da ırkçılığa ve aşırı sağcılığa karşı düzenlenen her eylemde insanlar 1933-1945 dönemine dikkat çekmektedir...

Şimdiki zamanda olup bitenleri anlamak için geçmişte yaşananları hiçbir zaman unutmayacağız. İnsanlığın, baskı ve sömürünün olmadığı lekesiz bir dünya isteği devam ediyor. Emperyalistler arası rekabet ve çelişkinin keskinleşmesine bağlı olarak dünya üzerindeki egemenlik sahalarında kavgalar şiddetlenmektedir...

İnsanlığın yüksek ilkeleri için büyük fedakârlıklarda bulunan kadınlar ve direniş kültürünün yaratmış olduğu kazanımlardan hep söz edilecektir...

Tüm yaşamları, güçleri ve yetenekleriyle kavganın en ön saflarında yer alanlar için Georgi Dimitrov’un sözlerine bakalım: “Kadınlar örgütlendiklerinde, politik olarak bilinçli ve aktif olduklarında muazzam bir güçtürler. Tüm deneyimler gösteriyor ki, kadınların katılımı olmadan halka hizmet eden hiçbir büyük dava mümkün olmaz.”

Gelin, faşizme karşı mücadelede canlarını feda eden cesur kadınların önünde saygı ile eğilelim...

Yararlanılan kaynak: Erkämpft das Menschenrecht (1958 DDR baskısı kitap)

Önceki Haber Emine Sevgi Özdamar’a Bertolt Brecht Ödülü verildi...
Benzer Haberler