*Başka bir dünya mümkün mü? *

*Başka bir dünya mümkün mü? *

Birol KESKİN yazdı...
[email protected]

Dünyanın nereye doğru gittiğini anlamaya çalıştığımda, içimi en çok dolduran duygu umut değil, kaygı oluyor. Çünkü bugün yalnızca ekonomik ya da siyasi bir dönüşüm yaşamıyoruz; aynı zamanda insanın kendisiyle, toplumla ve demokrasiyle kurduğu ilişkinin de değiştiği bir dönemin içinden geçiyoruz...

Bir zamanlar asla yaşanmaz dediğimiz gelişmeler bugün sıradan hale gelebiliyor. Demokratik değerler sorgulanıyor, temel haklar tartışmaya açılıyor ve popülist söylemler birçok ülkede giderek daha fazla karşılık buluyor. Daha da endişe verici olan ise, insanı merkeze koyması gereken siyasetin yerini giderek korkuların, öfkelerin ve ekonomik çıkarların almasıdır...

Tarih bize büyük felaketlerin bir anda ortaya çıkmadığını gösteriyor. Onlar çoğu zaman küçük tavizlerle, sessiz kabullenişlerle ve insanların birbirine yabancılaşmasıyla büyür. Bu nedenle bugün yaşanan gelişmelere yalnızca günlük siyasi olaylar olarak bakamıyorum. Çünkü mesele seçimlerden, partilerden ya da iktidarlardan daha büyüktür. Mesele, nasıl bir dünyada yaşamak istediğimizdir...

Belki de direnmek, devasa eylemler değil; bir arkadaşınıza "bu normal değil" diyebilmekle başlar. Çay sohbetinde yargılamadan bir itiraz yükseltebilmekle...

Ben ekonominin siyaseti yönlendirdiği değil, siyasetin toplumsal adalet adına ekonomiyi yönlendirebildiği bir düzenin gerekli olduğuna inanıyorum. İnsanların yıllarca mücadele ederek elde ettiği sosyal hakların ekonomik gerekçelerle budanması, emeğin değersizleştirilmesi ve fırsat eşitsizliklerinin büyümesi yalnızca ekonomik bir sorun değildir; aynı zamanda ahlaki bir sorundur. Emeğin değersizleşmesi sadece gelir kaybı değildir. Bir insanın sabah uyandığında "benim yaptığım bir şey var ve bu bir işe yarıyor" diyememesidir...

Bugün en büyük tehlikelerden biri, insanın yalnızca üretim gücü, tüketici ya da maliyet unsuru olarak görülmesidir. Oysa demokrasi, insanın değerini piyasanın değerinden üstün tutabildiği ölçüde anlamlıdır...

Belki de bu yüzden demokrasi ve sosyal demokrasi üzerine eleştiriler yazıyorum. Amacım karamsarlık yaymak değil; aksine, daha adil bir geleceğin mümkün olduğunu hatırlatmak. Kadın ile erkeğin eşit olduğu, emeğin sömürülmediği, fırsatların doğuştan gelen ayrıcalıklara göre değil, insanın yeteneğine ve çabasına göre şekillendiği bir dünya özlemi taşıyorum...

Bu özlem romantik bir hayal değil; demokrasinin varlık nedenidir. Çünkü demokrasi yalnızca seçimlerden ibaret değildir. Demokrasi, her insanın onurlu bir yaşam sürme hakkına sahip olduğu inancıdır...

Belki bugün dünya zor bir dönemden geçiyor. Ancak insanlık tarihini ileriye taşıyanlar, mevcut düzeni kaçınılmaz görenler değil, daha iyisinin mümkün olduğuna inananlar olmuştur. Ben de bütün eleştirilerimi bu inançla yazıyorum: İnsan için, adalet için ve hâlâ mümkün olduğuna inandığım daha iyi bir dünya için.

*Sendikacı...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Darbeyi Yapan da, Kabul Eden de Tarihin Önünde Hesap Verecek...
Benzer Haberler