*SU AKAR YOLUNU BULUR*

*SU AKAR YOLUNU BULUR*

Birol KESKİN'den...
[email protected]

2021’de Belarus' ta bir mahkum, rutubet kokulu hücresinin nemli duvarına su damlalarıyla bir takvim işledi. Parmak ucuyla, her gün bir çentik. Altı ay sonra onu başka bir koğuşa naklettiklerinde, gardiyanlar duvarda küçük bir girinti olduğunu fark etti. Su, sadece akmamış, sabırla nemli duvarı oymuştu...

Bu söz çoğu zaman sabrın ve kararlılığın ifadesi sanılır. Oysa içinde daha derin bir anlam saklıdır. Su yalnızca hareket etmez; engellerle ilişki kurar, aşındırır, dolaşır, yön değiştirir. Ama akışını bırakmaz. Tarih de böyledir. Siyaset ise hem bu akışın incelenmesidir hem de bir bilim dalı...i

Hiçbir düzen yalnızca güç sayesinde ayakta kalmaz. Güç itaati sağlar, ama meşruiyet üretemez. Meşruiyet; adalet duygusundan, rızadan ve insanların kendini o düzenin öznesi olarak görebilmesinden doğar. Ne zaman ki bu sözleşme zayıflar, en güçlü yapılar bile içeriden çözülmeye başlar. Bunu anlamak için 1970’lerin Polonya’sına bakmak yeterlidir: İşçilerin “Biz ödemeyiz” diyerek faturaları yakması, devleti tanklarıyla değil, sırtını dönmüş komşularıyla karşı karşıya bıraktı...

Meşruiyet bir gece kaybolmaz; önce alay konusu olur, sonra yok sayılır, sonra unutulur. O kanlı Aralık gecesinde Lenin Tersanesi’nde çalışan genç bir elektrikçi vardı: Lech Wałęsa. Kurşunlara ve sıkıyönetime rağmen, suyun oyduğu girintiyi unutmadı. On yıl sonra, aynı tersanenin çitleri önünde Solidarność (Dayanışma) sendikasını kurduğunda, yanında artık 10 milyon kişi vardı. 1970’te tanklarla kapatılan yol, su gibi akmaya devam etmişti. Ve Wałęsa, o yolun sadece bir izleyicisi değil, bizzat akan suyun kendisi olmayı seçmişti. En dayanıklı rejimler en çok baskı yapanlar değil, en çok katılım ve adalet sunanlardır...

Ancak suyun akışı kör bir doğa yasası değildir. Bugün birçok toplumda siyasete duyarsızlık, suyun en kolay aktığı yöne doğru ilerlemesine neden oluyor. Kapitalist düzenin açtığı kanallar derinleştikçe –rekabet, performans, ölçülebilirlik– insanların ortak geleceğe dair sorumluluğu yerini bireysel hayatta kalma çabasına bırakıyor. Su hızlanıyor ama sığlaşıyor. En çok da taşmayı unutuyor. Oysa suyun yönünü değiştirmek için dev dalgalar gerekmez. Bir insanın durup “bu kanal nereye gidiyor?” diye sorması bile küçük bir girdap yaratmaya yeter...

Ama asıl büyük engel başkadır: Geri kalmış, eşit dağılımdan yoksun, fırsat eşitliğini tanımayan bir toplumda suyun yanlış yöne akması neredeyse kaçınılmazdır. Eğitilmemiş bir halk, başka bir yön olduğunu hayal bile edemez. Onu istediğiniz kanala yönlendirmek çok kolaydır. Eğitimsizlik yalnızca bilgi eksikliği değildir; aynı zamanda acının dilini yitirmektir. Kazılmış kanalların en tehlikelisi, insana “başka yol yok” dedirtenidir. Ve bu kanalı kazan, çoğu zaman parmakla gösterilen diktatör değil, her sabah aynı otobüse binip işine giden komşunun umutsuzluğudur. Demokratikleşme bu nedenle önce eşitlik ve eğitimle başlar. Aksi halde “halkın iradesi”, kazılmış kanalların iradesinden ibaret kalır...

Tarihin akışı doğrusal değildir. Ama insanlığın uzun yürüyüşüne bakıldığında görülen şey, daha fazla özgürlük, eşitlik ve onur talebinin sürekli yeniden ortaya çıkmasıdır. Bu düzenlilik, siyaseti bilim yapan şeydir...

Su akar. Ama nereye akacağına yalnızca engeller değil, bakan gözler, eğiten eller ve susmayı reddeden sesler karar verir. Hiçbir güç suyu bütünüyle durduramaz; yalnızca yavaşlatabilir. Ve sonunda geriye kalan, engellerin büyüklüğü değil, akışın sürekliliğidir...

*Sendikacı...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber *Başka bir dünya mümkün mü? *
Benzer Haberler