*Küllerden Hatıraya: Bir Vicdan Sınavı*

*Küllerden Hatıraya: Bir Vicdan Sınavı*

*Korkarım yar diye bir yare vardır,
Korkarım mazlumun ahı kalır.*
(Pir Sultan Abdal)

Birol KESKİN yazdı...
[email protected]

Aradan 33 yıl geçmiş olmasına rağmen, Sivas'taki o yangının dumanı hala içimizin en kuytu yerinde tüter. Ancak biliriz ki, o duman yalnızca 33 canın üzerine çökmedi; bu toprakların yüzyıllardır biriktirdiği acıların, kutuplaştırmanın, cehaletin ve nefret siyasetinin de simgesine dönüştü. Madımak'ta yanan sadece insanlar değildi; birlikte yaşama umudu, sanatın sesi ve vicdanın kendisi de ateşe verildi...

Bu coğrafya, tarih boyunca farklı iktidar mücadelelerinin, dış müdahalelerin ve içeride körüklenen ayrışmaların yükünü omuzladı. Darbeler, provokasyonlar, kimlikler üzerinden örülen düşmanlıklar ve toplumun birbirine yabancılaştırılması, halkın zaten ağır olan yaşam mücadelesini daha da derinleştirdi. Bir yanda yoksulluk, depremler ve felaketler; diğer yanda bilinçli olarak büyütülen korkular ve nefret... Bedelini ise her zaman sıradan insanlar ödedi...

6-7 Eylül'ün karanlığından 1 Mayıs 1977'nin meydanlarına, Maraş'tan Çorum'a, Madımak'tan Ankara Garı'na uzanan acı silsilesi; bu coğrafyanın çok sesliliğine, birlikte yaşama iradesine ve ortak vicdanına vurulan darbelerin tarihidir. 90'lı yılların faili meçhulleri, zindanlarda çürütülen hayatlar, Ankara Tren Garı'nın betonuna bırakılan umutlar... Hepsi, bu toprakların vicdanına açılmış derin yaralardır. Sivas ise bu karanlık zincirin içinde, aydınlığın, sanatın ve birlikte yaşama iradesinin ateşe verilmek istendiği en sembolik duraklardan biridir...

Sivas'ı anmak; sadece bir otel yangınını hatırlamak değil, bu toprakların hafızasına kazınan tüm o "yok etme" girişimlerine karşı bir duruş sergilemektir. Bir fikri, bir kelimeyi veya bir yaşamı kendi sınırlarına sığdıramayanların çıkardığı o yangınlar, aslında insanın en insani yanını, barışa dair inancını küle çevirmeye çalıştı. Ancak unuttukları bir şey var: Bu topraklar, her defasında küllerinden doğmayı bilen bir direncin harcıyla yoğrulmuştur...

Bizler, bu sızıyı diri tutarak; nefret dilini siyasallaştıranlara, ayrışmayı bir iktidar alanı olarak kurgulayanlara karşı aydınlığın, sanatın ve adaletin sesini yükseltmeye devam ediyoruz. O kadim toprakların kadim insanları, bu güzel halklar; tüm acılara, tüm kayıplara ve tüm karanlıklara rağmen direnerek yaşamaya devam edeceklerdir. Çünkü başka bir yol yoktur...

O güzel insanları; yarım kalan türküleri, susturulan şiirleri ve bu toprakların tüm masumlarının anısı önünde, hiç dinmeyen bir vefa ile anıyoruz. Onlar ateşe verildi ama saçtıkları o ışık, karanlıktan beslenenlerin uykusunu kaçırmaya devam ediyor.

Hatırımızda, sızımızda, mücadelemizde...

* Sendikacı yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber *Aydınlanmak mı, yoksa karanlığı seçmek mi?*
Benzer Haberler