*Rüzgârdan Korkmayanlara*

*Rüzgârdan Korkmayanlara*

*Birol KESKİN 'in yazısı...
[email protected]
Fotoğraf  : İrfan Erdoğan...

Bugün yine yol boyunca ulu çınarların altında yürüyorum. Yaşlarını kestirebilmek gerçekten zor. Gövdeleri kocaman, boyları gökyüzüne uzanıyor. Kök saldıkları bu ormana sanki kimliğini onlar vermiş...

Buralardan her geçişimde düşünürüm: Kim bilir gölgelerinden kaç insan geçti... Kaç çocuk dallarının altında büyüdü, kaç yaşlı gövdelerine yaslanıp soluklandı. Kaç savaş gördüler, kaç barış... Kaç bahar, kaç kış... Selleri, kuraklıkları, karı, yağmuru, yıldırımı ve fırtınaları... Hepsini sessizce karşıladılar. Ve bugün hâlâ dimdik ayaktalar...

Çınarlar da ölümsüz değil elbet. Onlar da eninde sonunda bir gün toprağa döner. Ama ömürleri bizimkinden öylesine uzundur ki, bize zamanın kendisi gibi görünürler. Belki de bu yüzden onları bilge sayarız. Gerçekten bilge midir bu ulu çınarlar? Bunu bilemeyiz. Ama bildiğim bir şey var: Bazı sessizlikler, binlerce sözden daha derindir. Çınarlar konuşmaz; yine de insana çok şey anlatırlar. Belki onların bilgeliği, yaşadıkları her şeye rağmen köklerinden vazgeçmemelerinde saklıdır...

İnsan da biraz çınara benzer. Yaş almak tek başına bilgelik getirmez. Ama yaşadıklarını anlayabilen, acılarından kin değil merhamet çıkarabilen, fırtınalar karşısında kırılsa da yeniden doğrulabilen insan, zamanla kök salar. Ve kök salan insan, artık rüzgârdan korkmaz...

Belki de yaşamın sırrı budur. Fırtınaları durduramayız. Yağmuru engelleyemeyiz. Karı, kuraklığı ya da zamanı geri çeviremeyiz. Ama çınarlar gibi köklerimizi derinlere indirebiliriz...

Bu akşam o ulu çınarların altında yürürken, onların bana yeni bir şey öğreteceğini sanmıyorum. Belki de sadece hatırlatacaklar: Hayat geçer. Acılar diner. Sevinçler de geçer. Geride kalan ise, bütün mevsimlere rağmen dimdik durabilen bir yürek ve insanın toprağa bıraktığı güzel izlerdir...

Belki de bu yüzden, o ulu çınarların altında yürürken Nazım Hikmet'in vasiyeti düşüyor aklıma:

"Ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa, taş maş da istemez hani..."

Ne güzel bir dilektir bu. Çünkü insanı yaşatan, ardında bıraktığı mermer taşlar değil; kök saldığı değerler, gölgesinde soluklanan insanlar ve toprağa bıraktığı güzel izlerdir. Belki de gerçek ölümsüzlük, bir çınar gibi yüzyıllarca ayakta kalmakta değil; bir çınarın gölgesi gibi, insan gittikten sonra da başkalarının yüreğine serinlik verebilmektedir.

*Sendikacı yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber *147 Milyon kart, 43 milyon borçlu vatandaş: Türkiye' nin reel ekonomi fotoğrafı.*
Benzer Haberler