Sorumluluk...

Sorumluluk...

*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]

"Karanlık çağlarda yaşıyoruz, ama karanlık çağlar da geçer..."
(Bertolt Brecht...)

Şimdi hakkını verme vakti vatanın. Çünkü artık birçok şey apaçık ortada. Korkunun nasıl yayıldığını, sessizliğin nasıl sıradanlaştığını, bir memleketin nefes alan kurumlarının nasıl yıpratıldığını gördük. Yaşananları görmezden gelmek de mümkün değil, anlamını kavramamak da. Göz gördü. Akıl anladı. Vicdan hükmünü verdi. Şimdi sıra yurttaşlık sorumluluğunda...

Ve sen ey vatan; Yalnızca üzerinde doğduğumuz, yaşadığımız toprak değilsin. Sen geçmişten geleceğe uzanan ortak hafızamızsın. Farklı medeniyetlerin, kültürlerin ve halkların birbirine değdiği birikimsin. Köylünün alın teri, emekçinin emeği, çocukların yarınısın...

Bu topraklarda doğmuş olmak bir aidiyet sebebidir ama asıl aidiyet, buradaki herkesin -Kürt'üyle, Türk'üyle, Ermenisiyle, Alevi'siyle, Sünni'siyle, kadınıyla, erkeğiyle, genciyle, yaşlısıyla- aynı gelecekte buluşabilmesidir. Vatan, kimliklerin eritildiği bir pota değil, farklılıkların bir arada var olabildiği bir zemindir...

Seni sevmek yalnızca bir türküde duygulanmak değildir. Seni sevmek, ortak geleceğe karşı sorumluluk hissetmektir. Gerektiğinde ses çıkarmayı bilmektir. Çünkü yurttaşlık, sadece haklardan değil, sorumluluklardan da oluşur...

Bugün memleketin taşı toprağı yerli yerinde olabilir; fakat onu ayakta tutan değerlerin yıprandığını görmek gerekir. Adaletin zedelendiği, gerçeğin tartışmalı hale geldiği, Cumhuriyetin temel ilkelerinin sorgulandığı dönemler yaşanabilir. Böyle zamanlarda toplumdan beklenen şey çoğu zaman alışmasıdır. Oysa alışmak her zaman bir çözüm değildir. Bazı dönemlerde sessizlik, sorunları azaltmak yerine büyütür...

Bugün yalnızca yıprananı onarmak değil; başka bir yaşamı hayal etmek de gerekir. Adaletin yalnızca mahkemelerde değil, iş yerinde, okulda, sokakta tesis edildiği; kimsenin aç uyumadığı, kimsenin fikrinden ötürü susturulmadığı bir dünya hayali.Bu hayal ne Doğu'nun ne Batı'nın tekelidir; bu hayal, insan olmanın ortak dilidir...

Biz bu toprakları yalnızca rahat yaşayalım diye değil, özgür yaşayalım diye devraldık. Cumhuriyet, kuşaktan kuşağa aktarılan bir miras olduğu kadar, korunması gereken bir sorumluluktur. Toplumlar yalnızca baskıyla değil, insanların birbirinden uzaklaşmasıyla da güçsüzleşir. Bu nedenle bugün ihtiyaç duyulan şey, korkunun ürettiği yalnızlığı aşmak ve ortak bir sorumluluk duygusunda buluşabilmektir...

Çünkü vatan, yalnızca sınırları olan bir ülke değildir. Vatan, bir halkın ortak hafızasıdır. Cumhuriyetin sahibi saraylar değil, halktır. Hiçbir iktidar bir halktan daha büyük değildir...

Bugün susanlar olabilir. Bugün korkanlar olabilir. Bugün sahip oldukları gücün kalıcı olduğuna inananlar olabilir. Fakat tarih, kısa vadeli hesaplardan daha uzun ömürlüdür. Bir gün hesap sorulacaksa, o hesap kin adına değil adalet adına sorulacaktır...

Bugün burada yaşananlar, dünyanın başka yerlerinde de yaşanıyor. Gazze'de çocuklar ölürken, Amazon'da ormanlar yanarken, Avrupa'da mülteciler kapılardan geri çevrilirken, 'benim memleketim' demek yetmez. İnsanlığın ortak acısına ortak olmayan bir vatan sevgisi, eksik bir sevgidir. Ve eğer bir gün memleket karanlık bir döneme sürüklenirse, onu aydınlığa çıkaracak olan yine yurttaşların ortak iradesi olacaktır...

Sorumluluk, kalabalığa karışmak değil; yalnız kaldığında bile doğrunun yanında durmaktır. Hak yendiğinde susmamak, sokakta haksızlık gördüğünde bakışlarını kaçırmamak, hukuk çiğnendiğinde 'bu benim sorunum değil' dememektir. Bugün her birimize düşen, küçük ama vazgeçilmez bir şeydir: Vicdanımızın sesini duyurmak...

Şimdi vatanı sevdiğimizi söylemenin ötesine geçme zamanıdır. Şimdi özgürlüğe, Cumhuriyete, insan onuruna ve ortak geleceğimize sahip çıkma zamanıdır...

Çünkü biz, ne bir bayrak altında tekilleşen ne de bir kitabın harflerine hapsolan bir umudun taşıyıcılarıyız. Biz, aklın, bilimin, vicdanın ve özgür iradenin yolunda yürüyenleriz. Ne Doğu'nun ne Batı'nın ne de hiçbir kutsalın tekeline bırakılmayacak kadar büyük bir hayalin peşindeyiz: Herkesin kendi sesiyle var olduğu, hiçbir kimliğin diğerine tahakküm kurmadığı, adaletin yüreklerle inşa edildiği bir dünya...

Bu dünya hayali, ne cennet vaadiyle ne de cehennem tehdidiyle satın alınır. Bu hayal, ancak özgür insanların ortak çabasıyla, toprağa düşen her ter damlasıyla ve sessizliğe haykırılan her gerçekle büyür...

Şimdi, suskunluğa ve korkuya karşı tek bir ses olma zamanıdır. Şimdi, insanın insana ettiği her zulme, ister burada ister dünyanın öbür ucunda olsun, "Dur!" deme zamanıdır...

Yazarın Notu: Geçtiğimiz akşam, memleketin ve dünyanın gidişatını derinlemesine düşünürken içimden geçenleri hissettiğim o ortak vicdani sorumluluğu kendi özgür irademle kağıda döktüm. Bu yazı, geleceğe bırakılmış samimi bir yurttaşlık notudur.

* Sendikacı yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Meşruiyetin Erozyonu: Sosyal Demokrasi Neden Geriliyor, Popülizm Neden Yükseliyor?
Benzer Haberler