Sezai SARIOĞLU yazdı...
Âşığız "tuhaf" şeyler söyleriz...
Sanki sklımız, kalbimizden, duvar yazıları duvarlardan, alıntılar kitaplardan önce yaşlandığı için söyleriz...
Ağlamayı hep biliyordum sanki, kalbimin de güleceğini geç öğrendim...
Kendimden feragat edip "tek ve hür ağaç" olmayı reddedip "kardeşce" orman olmak istedim hep...
"Ben"i uçmağa gönderip "Biz"e konmak istedim...
Muhtacız, âşığız, her renkten muhtelif muhalifleriz, "tuhaf" şeyler söyleriz...
Başımı güzel belâlara sokan kitapların peşinden heves nefes koşarak sosyalist olduğumdan bu yana, "Ben bir başkasıdır, ötekidir" diyerek hep "bir başkası", hep "öteki" olmak istedim...
Uzakları hep biliyordum sanki,
geçmişi zaten biliyordum. Ama "o güzel günlerin" içinde neler olduğunu tam olarak bilmiyordum...
Şimdimiz, geçmişimizden daha yaşlı olduğu için söylüyorum; çok bilmiş cevapları ve yenilmeyi hep biliyordum sanki, zamanını doldurmuş cevapları terk etmem uzun sürdü: Keyif ve keşid dolu sorularla arkadaş olmayı geç öğrendim...
Güzel yenilmemenin ve yere düşmenin sıkıntısıyla, birbirimizin elinden ve kalbinden tutarak ayağa kalkmamız gerektiğine inanarak söylerim...
Şiirlerle söylerim, duvar yazılarını okuyarak söylerim, ezberimdeki alıntıların sağlamasını yaparak söylerim ama söylerim...
Bazen takımdan ayrı düz/düş koşu yapsam da, tünelin ucundaki âşıklara olan sevgimden dolayı söylerim...
Âşığım, muhalifim "tuhaf" şeyler söylerim...
Geçmişe bakıp geleceğe, geleceğe bakıp şimdiye, umutsuzluğa bakıp umuta ve umutbazlara söylerim. Anlamlar sözcüklerden, teori pratikten önce yaşlandığı için söylerim...
Her aklımdan geçenin Şiir, Aşk ve Devrim olmadığının bilgisi ve tecrübesiyle söylerim...
Âşığız, kaideyi bozan istisna olmanın bilgisi ve bilinciyle tuhaf şeyler söyleriz...
İyi ki söyleriz...
Başımızı güzel belâlara sokan kitaplara, Devrim ile adımızın çıktığı günlere bakıp söylerim...
Çocukluğuma büyüyüp, çocuklara bakarak söylerim. "Senin yaşın gibi, cümlelerin gibi her şeyin uzun" diyen çocuğa bakıp söylerim...
Gün olup aklıma çok, kâlbime dar gelince, cevaplarımın bir kısmı beni terk edip sorularla başbaşa kalınca, her yenilgide kendimi unutup bir başkası olduğum için söylerim...
"Sonra hızla alıştım yine 'ben' demeye o tuhaf yabancıya." Zindanlar dahil ömrümce hiç ama hiç umutsuz olmadım ama "Umutsuzluğumuz insan kalmak içindi", "Mutsuzluk da bir gelişmedir" diyenleri de anladım...
Beni sorarsanız, mevzuyu ve mevziyi terk etmeden, eski kendimden yeni kendime ve yeni bir biz'e taşınmanın hevesiyle içimi coşturup, dışımı koşturup duruyorum...
Âşığım, teoriyle pratiği, kalbimle aklımı, siyaset ile sanatı yanlış iliklememeye heves eden bir muhalifim; içine umut, itiraz ve mücadele kaçmış biriyim...
Galiba "tuhaf" şeyler söylerim...
Siz de duyun diye önce kendime söylerim...
Kendim duyayım diye önce size söylerim...
Fotoğraf: Hale Esimek
(YARALAMA DEFTERİ notlarımdan)
* Bu bir editöryal haberdir.








