*Sezai SARIOĞLU yazdı...
Şart değil ya bin dereden bir geçmiş getirmemiz. Birbirimize hafiftik ama yükümüz ağırdı, deriz.
Tanıştıklarında Sevgi 18, Sezai 22 yaşındaydı. İki çalı parçasının sürünmesinin çocuğuymuş aşk. Aklımızla kalplerimizi yanlış iliklemeden tutuştuğumuzda çalı-çırpı idik...
Anlatması dile kolay, şiire zor; aradan 54 aşksevgi yılı geçmiş...
Bosnalı Sabit Efendi'ye ait olduğu rivayet edilen "Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir/Mübtelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat" beytinden çoğaltarak söylersem, ne müneccim ne de muvakkit nereden bilsin bu uzun aşkınsevgi'nin hikâyesini...
Eskiden zamanı Muvakkitlere sorarlarmış. Şimdilerde ise "zaman" zamanı saatlere sorar olmuş...Tarihin tüylerini geriye tarayıp elli dört yılımızı zamana soralım ama ne zaman?
Mânâ Gönüllü olan turnalardan duydum: "Ne menem bir Sevgi imiş bu, uça-kona, kona-uça bitmiyor?"
Sevgi 72 yaşına ayak basmışken, dilimin ucunu beğenmeyin kanatlanan bir cümle geldi aklıma; "İstisnalar kaideyi bozmaz" hatasözü'nün aksine, her şeye rağmen kaideyi bozan istisna olmanın kıymeti...
Her yaşın bir bildiği vardır sanki; belki de bu nedenle her yeni yaş, bir el almak ve "hak" ister önceki yaşlardan, olmadı haklılık ister ki, yeni yaşının daha ilk günü, yere ve kalbine sağlam basmak ister ayağını...
Kime mi mırıldanırım bunları, bizim mahallenin çocuklarına mırıldanırım; devrimci olduğumuz su götürmez, ilk dansta devrimin ayağına basacağımız baştan belliydi...
Tabiatın kalbi kırılmasın, daha çok kimya olayıdır aşk ve her yeni yaş; kimya temeldir derdi hocam, annem "şarkılar temeldir" diye itiraz ederdi. Bazı mânâlara çırak dursam da algılamam uzun sürdü...
Merak ediyorum ilk sözü ne olacak yeni yaşına girenin, yeni yaşın ona ilk sözü ne olur? Yeni yaşı dedimse, kimseye malum olmayan kalbinin yaşının...
Hiç unutmam bir gün; yaşadığımız ne varsa koyalım şuraya, temize çekelim. Hiç unutmam, evvel zamanlarda her yaş bir ömür ediyordu. Mesela ömrümüzden on yıl biriktirsek, bir Nar ediyordu. Baktığımız her şeyi biriktirsek gözümüz arkada kalmıyordu...
Geçmiş lâftan anlamıyor ki elinden tutalım. İki cümleyle arkadaşlık ediyorum yıllardır: Birbirlerinde tek cümlesi kalmamış âşıklar söndürmüşler kalplerini...Bir zamanlar suratı âşık olanların şimdilerde suratları asık...
Birlikte yaşlanmaya karar vereli yıllar oldu. Birlikte yaşlanmanın nesi kötü anlamış değilim...
Aldığımız yaşları torunumuz Nar'ı severek geri veriyor, şiirlerle de sağlamasını yapıyoruz. Sizler duyun diye kendime söylüyorum: AşkSevgi biraz da böyle bir şey...
Şart değil ya bin dereden bir kendimizi getirmemiz. Birbirimizde kaybolduk deriz...Beyazlarımızı birbirimizde unutmuşken, yeni yaşının yerini söyle ki bulup buluşturalım ve kurmadığımız cümle kalmasın...
Geçmişi sen bilirim, geleceğin içini açmadık ki içindekileri bileyim. Ben düşmeyi severim, 54 yıl önce sana düştüm, sende kaldım. Yeni yaşın dahil ben seni ÖMÜRİLİK bilirim...
Fotoğraf: Bir zamanlar Antalya/Korkuteli, Mantarevi...
*Şair ve yazar...
* Bu bir editöryal haberdir.








