Sezai SARIOĞLU...
Bildiklerimiz bilmediklerimize, cevaplarımız sorularımıza,
yaşadıklarımız yaşayacaklarımıza aklımız kalbimize yetmiyormuş...
Her bölünmede pankartlar da "Yaşasın" ve "Kahrolsun" olarak kesilip-biçilip bölünüyormuş...
Geçmişi üşürken
gelecek çöle emanetmiş,
iç acılarımızın toplamının
kaç yara ettiğini
hiç kimse bilmiyormuş...
Teorinin ve pratiğin
Yarakutu'sunu bulup saklayanlar hâlâ suyun başını tutuyormuş...
Kayıpların yasını tutmak marifetmiş
lâkin teorinin yasını tutmak kimsenin aklına gelmiyormuş...
İçimizden biri olarak
gittiğimiz yerden,
dışımızdan biri olarak dönmek
en eski huyumuzmuş...
Huyun suyunu değiştirmek için yapılan toplantılarda bir sonuç çıkmamış...
"İnsan" denen varlığı
en son nerede gördüğünü
kimse hatırlamıyormuş,
insandan önce kötülük olup olmadığını bilen yokmuş...
Vakti evvelde,
heves nefes "devrim oturup
devrim kalkanların!"
ceplerinde ne çok "devlet"
ne çok "kutsal" varmış da
haberimiz yokmuş...
Nedense
"ilk tahlilde" kalakalmışız,
"son tahlilin" adresini bilen yokmuş...
Başı devrime değen bazı alıntıların sahaflara düştüğü rivayetler arasındaymış...
Bir zamanlar
anahtarsız, şifresiz
ve parolasız açtığımız kapılar
şimdilerde kapı-duvarmış...
Bu öyle acıklı bir hikâyeymiş ki,
soruların bir ucu geçmişe,
bir ucu geleceğe,
bir ucu teoriye
bir ucu pratiğe uzanırmış...
Masal şöyle bitermiş:
Her sabahın, her şiirin
her sokağın kalbinde
sınırlarını aldıranların sığıp sığınacağı
bir yer, bir şiir, bir anlam
ve umut hep varmış...
*Şair ve yazar...
Fotoğraf: Sakallarımı örerken sakallarımda kuş arayan MASAL...
* Bu bir editöryal haberdir.







