*147 Milyon kart, 43 milyon borçlu vatandaş: Türkiye' nin reel ekonomi fotoğrafı.*

*147 Milyon kart, 43 milyon borçlu vatandaş: Türkiye' nin reel ekonomi fotoğrafı.*

Birol KESKİN yazdı...
[email protected]

Bugün Türkiye ekonomisi hakkında çarpıcı iki rakam öğrendim.Şimdi bu iki rakamı sizlerle paylaşıp kısa bir analiz yapmak istiyorum.
147 milyon kredi kartı.43 milyon borçlu vatandaş...

Bundan sonrası aslında yorum değil, aritmetik.
Çünkü bu iki rakam yan yana geldiğinde, ekonomi kendi kendini anlatmaya başlıyor...

147 milyon kredi kartı ilk bakışta finansal sistemin genişliğini, bankacılığın yaygınlığını ve tüketimin sürekliliğini gösteren bir veri gibi okunabilir.
Resmî çerçeve genellikle buradan kurulur: erişim artmıştır, ödeme kolaylaşmıştır, ekonomi dinamiktir.
Ancak aynı kişi birden fazla karta sahip olabileceği için bu sayı tek başına yanıltıcı olabilir. Asıl gösterge, kart başına değil, kişi başına düşen borçluluk oranıdır. Ve o oran, 43 milyon borçlu ile neredeyse nüfusun yarısına ulaşmıştır...

Bu noktadan sonra mesele artık "kredi kartı kullanımı" meselesi değildir.Bu,bir geçim modelidir...

Soğuk ve net bir tanımla söylemek gerekirse:
Türkiye'de kredi kartı uzun süredir bir ödeme aracı değil, gelir ikame mekanizması haline gelmiştir.
Yani maaşın tamamlanamadığı yerde devreye giren ikinci bir maaş.Bankanın sunduğu bir ürün olmaktan çok, hayatın dayattığı bir denge aracı...

Burada kırılma noktası açıktır:
Borçlanma yatırım için değil, yaşamın sürdürülmesi için yapılmaktadır.
Ev almak için değil.
İş kurmak için değil.
Servet üretmek için hiç değil.
Market için.
Fatura için.
Kira için.
Günlük zorunluluklar için...

Bu ayrım basit gibi görünür ama ekonominin niteliğini belirler.Çünkü bir ekonomi üretim için borçlanıyorsa büyür.Tüketim için borçlanıyorsa sadece ayakta kalır.Türkiye'de son yıllarda giderek daha belirgin hale gelen durum, ikinci seçenektir...

Bu tabloyu yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak analitik olarak mümkün değildir.Çünkü bu ölçekte borçluluk, bireysel davranış değil; yapısal sonuç üretir.Yirmi beş yıldır şekillenen ekonomik çerçeve, farklı dönemlerde farklı araçlarla ama benzer bir sonuç üretmiştir:
Tüketimi genişleten, krediyi erişilebilir kılan, borçlanmayı normalleştiren bir düzen.
Buna karşılık gelir tarafı aynı hızda büyümemiştir.
Alım gücü ile yaşam maliyeti arasındaki makas giderek açılmıştır.Ve bu makas, kredi kartı ve bireysel borçlanma ile kapatılmaya çalışılmıştır...

Bu yüzden bugün gördüğümüz şey bir "finansal alışkanlık" değil, bir denge mekanizmasıdır.
Hane halkı gelirinin yetmediği yerde sistem devreye girer.Ama bu sistem çözüm üretmez; sadece zamanı erteler.Ertelenen her zaman ise yeni bir borç üretir...

Burada asıl mesele rakamların büyüklüğü değildir.
Asıl mesele, bu büyüklüğün artık olağan kabul edilmesidir.147 milyon kredi kartı.43 milyon borçlu vatandaş...

Bu iki sayı, Türkiye ekonomisinin büyüme anlatısı ile günlük yaşam gerçekliği arasındaki farkı görünür hale getirir...

Resmi tamamlamak için bir not daha eklenmelidir: Borçluluğun sadece sayısı değil, niteliği de önemlidir. Kaç borçlu asgari ödeme yapıyor? Kaçı kartını kapatamaz hale gelmiş? Kaçı takibe düşmüş? Bu sorular tabloyu değiştirmez ama derinleştirir. Zira bir borç asgari ödenecek kadar küçük değil, artık ödenemeyecek kadar büyümüşse, o zaman "borçluluk" değil, iflasın sessiz bir başlangıcı söz konusudur...

Ve geriye tek bir soru kalır:
Bir ekonomi büyürken, toplum neden aynı anda sıkışır? Eğer bu soru normalleşmişse, istatistikler zaten cevabı vermiştir...

*Yazar ve sendikacı...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Sorumluluk...
Benzer Haberler