Genel Başkanları Kurultay Seçer; Kemal Bey Hariç...

Genel Başkanları Kurultay Seçer; Kemal Bey Hariç...

Bu konuşmanın en güçlü yanı, aslında hiçbir dış yoruma ihtiyaç bırakmamasıydı. Çünkü Kılıçdaroğlu, kendi çelişkisini kendi cümleleriyle kurdu, büyüttü ve kamuoyunun önüne bıraktı...

Kemal Kılıçdaroğlu bayram sabahı basının karşısına çıktı ve Türkiye siyasetine unutulmaz bir demokrasi dersi verdi…

Dersin ana cümlesi şuydu:

“Genel başkanları kurultaylar seçer.”

Şendoğan YAZICI yazdı...

Ne güzel cümle.
Ne kadar doğru.
Ne kadar temiz.
Ne kadar yerli yerinde.

İnsanın içinden alkışlamak geliyor.

Yalnız küçük bir sorun var: O cümleyi kuran kişi, o sırada kurultayın değil, mahkemenin açtığı kapıdan içeri giriyordu...

Ama olsun. Burası Türkiye siyaseti.
Burada çelişkiler de bayramlıklarını giyip kameraların karşısına çıkabiliyor...

Kemal Bey’in konuşmasını dikkatle dinleyince insan şunu anlıyor: CHP’de genel başkanları elbette kurultay seçer. Fakat kurultay sizi seçmemişse, mahkeme kararı da fena bir seçenek değildir. Yeter ki yüzünüz ciddi olsun, ses tonunuz sakin olsun, araya birkaç kez “hukuk içinde kalmak lazım” cümlesi serpiştirin...

Zaten Kemal Bey’in bayram sabahı en çok sığındığı yer de buydu:

Hukuk...

Hukuk içinde kalmak lazım.
Yasal zeminden çıkmamak lazım.
Mahkeme kararına uymak lazım.
Tedbir kalkmadan kurultay olmaz.

Çok güzel...

İnsanın aklına ister istemez şu soru geliyor:
Bu hukuk sevgisi hep böyle miydi, yoksa koltukla birlikte mi geldi?

Çünkü aynı ülkede Anayasa Mahkemesi kararları uygulanmadığında bunun yanlış olduğunu söylüyoruz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları uygulanmadığında bunun siyasi olduğunu söylüyoruz. Seçilmişler, gazeteciler, siyasetçiler düşüncelerinden dolayı içeride tutulduğunda “bu hukuk değildir” diyoruz...

Ama iş CHP kurultayına gelince birden hava değişiyor...

Orada hukuk artık tartışılmıyor.
Orada hukuk artık sorgulanmıyor.
Orada hukuk artık “karar geldi, uyduk” düzeyinde kutsal bir metne dönüşüyor...

Ne kadar sade.
Ne kadar masum.
Ne kadar pratik:

Karar geldi, uyduk.

İyi de Kemal Bey, o karar size yalnızca gelmedi.
O karar sizi getirdi...

Siyasette bazı cümleler çok kullanışlıdır. Mesela “Ben hukukçu değilim.” Harika bir cümle. Ne zaman iş karmaşıklaşsa söylenebilir. Ne zaman sorumluluk ağırlaşsa söylenebilir. Ne zaman insanın “Bu işten ben nasıl faydalanıyorum?” sorusuyla yüzleşmesi gerekse söylenebilir...

Ben hukukçu değilim.

Peki nesiniz?

Kararın tarafı değilsiniz.
Davanın tarafı değilsiniz.
Sürecin ayrıntılarını bilmiyorsunuz.
Hukukçu değilsiniz.
Ama kararın sonucunda genel başkansınız...

Bu gerçekten büyük bir siyasal tevazu örneği.
İnsan neredeyse etkileniyor...

Bir başka muhteşem bölüm de CHP Genel Merkezi’nin kapıları üzerineydi...

Kemal Bey dedi ki:

“Bir partinin kapıları halka kapanamaz.”

Doğru...

Buna da itiraz etmek mümkün değil...

Ama insan yine dayanamıyor ve sormak istiyor:

Peki pazar sabahı saat 07.30’da, milletvekillerinin önüne dizildiği, arkasında parti geleneğiyle ilgisi tartışmalı isimlerin, kaba kuvvet gösterisinin ve organize bir kalabalığın yürüdüğü tabloya gerçekten “partiyi ziyaret” mi diyeceğiz?

Bir partinin kapısı halka kapanamaz, tamam...

Ama bir partinin kapısını zorlamak, o partinin seçilmiş yönetimini fiilen kuşatmak, sokak baskısını siyaset diye pazarlamak da demokrasi değildir...

Hele bunu “CHP geleneği” diye anlatmak, bu partinin tarihine değil, ancak bugünün iktidar mühendisliğine yakışır...

Kemal Bey bir ara “Adnan Beker’in CHP’de ne işi var?” diye sordu...

Haklı...

Adnan Beker’in CHP’de ne işi var?

Ama soru eksik...

Bu partide kaç tane daha Adnan Beker var?
Kaçı sizin döneminizde geldi?
Kaçı sizin “açılım” dediğiniz siyasetin, “ittifak” dediğiniz mühendisliğin, “helalleşme” diye pazarlanan sağa yanaşma stratejisinin sonucu olarak bu partinin içine yerleşti?

İnsan kendi eliyle açtığı kapıdan giren kalabalığa sonradan şaşırınca, buna siyaset değil, ancak “mutlak” hafıza kaybı denir...

Adnan Beker’in CHP’de ne işi olduğunu sormak kolay. Zor olan, CHP’nin kapılarını yıllarca sağa, daha sağa, en sağa açan siyasi hattın hesabını vermek. Ekmeleddin İhsanoğlu’nu CHP’nin cumhurbaşkanı adayı haline getiren akıl da buydu. DEVA’dan, Gelecek’ten, Demokrat Parti’den, Saadet’ten onlarca ismi CHP listelerinden Meclis’e taşıyan akıl da buydu. Bugün “Adnan Beker’in burada ne işi var?” diye soran Kemal Bey, aslında kendi döneminin siyasal mirasına bakıyor...

Galiba Kemal Bey’e göre binanın kapısı kutsal.
Ama siyasi iradenin kapısı için “hukukçularla bakacağız.”

Bu da yeni bir demokrasi anlayışı olsa gerek:

Genel merkez kapısı açık olacak.
Çay kahve ikram edilecek.
Herkes içeri alınacak.
Ama genel başkanı kimin seçeceği meselesinde acele etmeyeceğiz...

Tedbir var.
Hukuk var.
Arkadaşlarla bakacağız.
Allah kerim...

Bugünkü mesele artık basit bir parti içi tartışma değildir. Mesele şudur: Son seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olmuş, büyük şehirlerin çok büyük bölümünü yöneten, 2023 kurultayından sonra iktidar umudunu yeniden büyütmüş CHP yönetiminin yanında mı duracaksınız; yoksa 20’nin üzerinde CHP’li belediye başkanının tutuklandığı, belediyelere kayyımların atandığı, kimi belediyelerin operasyon ve transfer siyasetinin gölgesinde AKP’ye geçtiği bu dönemde, AKP yargı kollarının açtığı kapıdan içeri girip buna da “hukuk içinde kalmak” mı diyeceksiniz?

Erdoğan’ın bile CHP’ye bunu bu kadar sakin, bu kadar hukuki, bu kadar bayramlık bir dille anlatabilmesi mümkün değildi...

Kemal Bey konuşmasında “Biz düşman değiliz” de dedi. Elbette değilsiniz. CHP’liler düşman değildir. Ama insan kendi partisinin seçilmiş yönetimi mahkeme eliyle devrilirken, bu işin sonucundan yararlanıyorsa; sonra da çıkıp “ayrışmayı büyütmeyelim” diyorsa, orada mesele artık kırgınlık olmaktan çıkar...

Bu, “evin kapısını ben açmadım ama içeri girince de çıkmadım” hâlidir...

Hele bir de “partinin birlik ve bütünlüğü” cümlesi var ki, siyaset tarihimizin en salakça cümlelerinden biridir...

Ne zaman birileri parti iradesinin üzerinden geçse, “birlik ve bütünlük” der.Ne zaman seçilmişlerin iradesi tartışılsa, “sağduyu” der.Ne zaman sandık can sıkıcı hale gelse, “hukuki süreç” der.
Ne zaman meşruiyet sorusu sorulsa, “arkadaşlarla değerlendireceğiz” der...

Kemal Bey de aynı yolu izliyor...

Kurultay mı?
Elbette yapılacak.

Ne zaman?
Tedbir kalkınca.

Tedbir ne zaman kalkacak?
Hukukçular bilir...

Peki siz genel başkan mısınız?
Karar geldi, uyduk...

Peki genel başkanları kim seçer?
Kurultaylar seçer...

Bu konuşmanın en güçlü yanı, aslında hiçbir dış yoruma ihtiyaç bırakmamasıydı. Çünkü Kılıçdaroğlu, kendi çelişkisini kendi cümleleriyle kurdu, büyüttü ve kamuoyunun önüne bıraktı...

Bize de yalnızca izlemek kaldı...

Bayram sabahı Kemal Bey, gazetecilerle bayramlaşmadı sadece...

Mantıkla da bayramlaştı.
Kurultay iradesiyle de bayramlaştı.
Demokrasiyle de bayramlaştı.

Sonra hepsine iyi bayramlar dileyip, mahkeme kararının gölgesinde yoluna devam etti.

Kapanışta yine kendi cümlesine dönelim:

Genel başkanları kurultaylar seçer.

Evet Kemal Bey.
Aynen öyle.

Zaten bütün mesele de bu...

NOT: Bu yazı izlek.org. sitesinden alınmıştır…

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Kurban...
Benzer Haberler