Sezai SARIOĞLU...
Eskiden meddahlar muhabbete başlamadan önce, “Herkesin meseli ve meselesi başka” deyip dinleyenleri merak burcuna sokarlarmış...
Madem tarih bizi buluşturdu birkaç hikmetli cümleyle başlamak isterim:
Masallar bize der ki; mademki karşılaştınız, adlarınızın, önyargılarınızın ötesine geçmeden ne kıssayı ne hisseyi ne de anlatıcıyı anlayabilirsiniz...
Şiirler bize der ki, sözcüklerin sözlük anlamının, fotoğrafların görme mesafesinin ötesine geçin ki kalbiniz hakikate değsin…
Devrim denen sihirli sözcük bize der ki,
birbirinize sığınmak ve sığmak için zaaflarınızı değil saflalarınızı sıklaştırın...
Bazı şeyler de isimleri de eskimez. Başından ne geçerse geçsin umut da düş de hiç ihtiyarlamaz...
Sözün burasında, hiç kimse hatırlatmadan hatırladım: Kalbime el basarım ki, geçmişten önce geleceği gördüm. Uzaklara baktıkça uzadı boynum, yakınlara baktıkça kısaldı. Baktıkça gözümün sağlamasını yaptı duvar yazıları, kendimi hep alıntılarla, ustalardan sayfa numaraları vererek haklı çıkardım!
Bazı yenilgiler aslının aynıydı, bazen bildim bazen bilemedim...
Çiçeklerle ve gerçeklerle göz göze gelmek bazen yanlış anlaşılabilecek bir şeydir... Her şey geçicidir, gelecek günlerde, aylarda, yazlar geçip eski "yaslar" eskiyince "yeni yaralar ve yaslar" aramak ihtimal dâhilindedir...
Bazı cümleler ve eylemler sahibinden başka kimseyi haklı çıkarmasa da, bazı insanlar haklılığı mülk edinmiştir bir kere...
En haklı yerlerimizden, sözcüklerimizden de yenildiğimiz zamanlarda, karamsar olmak için neden çok, ama neşemizi ve tarihsel umudumuzu kaybedersek hayata ve kendimize yeniden başlayamayız...
Böylesi zorun sıratı zamanlarda hayat insana kendine kaçmayı ve hiç'liği dayatabilir. Hâl böyle olunca insan üşenmeden, bıkıp usanmadan kendinden ve cevaplarından huylanarak kendini yeniden okumalı ki hayatta, kitaplarda ve kendinde karşılığını keşfedip nihilizme kaydolmasın...
Kendimizi ve cevaplarımızı kerelerce eskitmiş olsak da geçmişinize ve geleceğinize küsmeyin, kendinizi ve soruları kendinize evlat edinmeyi unutmayın...
O meşhur, neden-sonuç ilişkisi bağlamında insanlar birbirine olan borcunu ödemekle kalmıyor, neden sonuca, sonuç nedene, teori pratiğe, pratik teoriye borcunu ödemek zorunda oluyor. Ama borcunu unutanların çoğunlukta olduğu bir ilişkiler çelişkiler yumağında yaşıyoruz...
Her şeyin birbirlerine yaptıkları haksızlıkların bedelini ödemekle ömür tükettiği bir dünyada, kendimizin kendimize ödettiği ve/veya başkalarına ödettiği bedelleri unutmamak için işaret ve itiraz parmağınıza şu cümleyi bağlayın : Mektup zarfın, ağaç ormanın, oda evin, sokak caddenin, kalp aklın, pratik teorinin, devrimci devrimin, insan kendinin "aşırı ucudur."
Bir ömür ne çok şeyi
bazen bildim bazen bilemedim...
(5 Mart 2024/ NARistanbul)
* Bu bir editöryal haberdir.







