Bu kitapta Tacim Çiçek, yakından tanıdığı Çukurova‘yla insanlarını, kapıları birbirine açılan yedi güzel öyküyle, okurlarının da kapısını çalıyor...
Metin TURAN*
Edebiyatın sonsuz yolculuğunda, kendi ifadesiyle “arkasız ve hırkasız” bir biçimde attığı adımlarına bir yenisini daha ekleyen yazar, eleştirmen ve şair Tacim Çiçek’in, “Lafçı Kerim” adlı öykü kitabı yayımlandı. “Geçmişten geleceğe bellek oluşturmak için” şiarıyla çalışmalarını sürdüren Kil Yayınları’nca yayımlanan bu kitapta Tacim Çiçek, yakından tanıdığı Çukurova‘yla insanlarını, kapıları birbirine açılan yedi güzel öyküyle, okurlarının da kapısını çalıyor...
Daha ilk sayfadan, ilk öykünün ilk satırından başlayarak, üzerine yazarın gölgesinin de düştüğü karakteri Avukat Suat‘la birlikte Çukurova’nın insanıyla, ruhuyla, yapısı ve kişiliği yanında baştan aşağıya yaşamsal gerçeğiyle karşılaştırıyor, yüzleşip sarsılıyorsunuz. Sevdiğim bir ifadeyle, “edebiyatın parasız yatılısı” olan öykücülükte dünden bugüne odağına insanı ve onun çıplak hakikatini alan Tacim Çiçek, bu kitabında da “küçük” insanların büyük direncini, etkileyici bir dille anlatıyor...
Sunduğunun, bizi yüz yüze bıraktığının, “kısa” gibi görünen, ama aslında uzun ve bir o kadar derin toplumsal gerçekliğimiz olduğuna şüphe yok. Çiçek, bunu bir halk anlatıcısı gibi, âdeta karşınıza geçip size sözlü hikâye anlatırmış edasıyla yapıyor. Sade, abartısız, akıcı, yer yer mizahı ve ironiyi elden bırakmadan: duyguyla aklı, gerçekle masalı dengeleyerek dile getiriyor...
40 yılı aşkın bir süredir edebiyatla uğraşan Tacim Çiçek (1958), daha çocuk yaşta, doğduğu yer olan Ceyhan’da başladığı “gazete dağıtıcılığı” sayesinde, sadece mekânların ya da insanların değil, aynı ânda zamanın da iyi bir gözlemcisi olmuş yazarlarımızdandır. O bir “eski zaman avcısı” olmanın ötesinde, tastamam bir “hikâye avcısı”dır. “Lafçı Kerim” başta olmak üzere, diğer altı öyküsünde de bunu görmemiz mümkün...
Özellikle de, “Firarcı Asker” adlı öyküde… Zira herkes bir gün bavulunu hazırlayabilir. Sebahattin Ali’nin ifadesiyle, herkes bir gün yola çıkmadan önce bahanesini, sonra da bavulunu hazırlayarak yola düşüp otogara gidebilir. Araç ve insan kalabalığına karışıp içlerinden süzülerek herhangi bir firmanın bürosuna dalar ve aldığı biletle otobüse geçip yola koyulabilir...
Ancak bir yazar, Tacim Çiçek gibi bir “hikâye avcısı”ysanız, daha evinizden çıkarken, aslında koyulduğunuz yolla birlikte bir ya da birkaç hikâyenin içine dalacağınızı bilirsiniz. Otogar kalabalıktır, araç ve insan trafiği tam bir kaostur, karmaşadır, fakat siz sadece süzülüp geçmez, o kaosla karmaşanın, giderek tüm otogarın, bakışınızı daraltıp bu kez bindiğiniz otobüsle içindeki yolcuların fotoğrafını çekersiniz. Görür, gözlemler, kulak verip dinler, sadece işitmez, derininizde duyar, duyumsarsınız...
Yazan insanı, “bir hikâye avcısı”na dönüştüren de bu değil midir? Başkalarının da olduğu herhangi bir yer ya da mekânda, herkes sadece bakar, yalnızca işitir veya izlerken, içinde bulunulan o ânı, zamanı ve insanları görüp duyarak hikâyenin kokusunu almak. Tacim Çiçek, “Lafçı Kerim” adlı bu kitabında, Çukurova insanına sinen hikâyelerin kokusunu alıyor ve satırlarıyla bize, okurlarına taşıyor. “Edebiyata kaçmadan”, ama tastamam gerçek bir edebiyat yaparak, özenli bir dil işçiliğiyle ördüğü öyküleriyle bize hakikatimizi anlatıyor. Memleketin, memleket insanının varoluşsal gerçeklerini…
Tacım Çiçek’in “Lafçı Kerim” (Kil Yayınevi, 2025) adlı kitabında, bir öyküde köylü kurnazlığına, bir öyküde kapkaççılığa, bir öyküde cinayete tanık olacak, ama o ustalıklı bir anlatıyla kurulan hikâyelerin tümünde, aslında görünmeyeni göreceksiniz. Üç satırlık haberlere sığdırılan, sadece “haber” olarak görülen ve sunulanların, aslında nasıl da upuzun hayat hikâyeleri olduğunu fark edeceksiniz...
Kim bilir belki de, daha önce duymadığınız “ubuntu” felsefesinden haberdar olacak ve kitabın son sayfasını kapatırken, şöyle diyerek mırıldanacaksınız: “Ben, biz olduğumuz için benim!”
Sepetinizdeki kitapları paylaşmak için, bu kitabı okumalısınız...
*Öykücü ve hasta mahpus Metin Turan, Bafra T Tipi Cezaevinde tutuluyor...
NOT: Bu haber ve fotoğraf, Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...
* Bu bir editöryal haberdir.








