Dersim'in dağ köyünden işçi havzalarına
Gazeteci Barış Avşar ve Vedat İlbeyoğlu’nun kaleme aldığı “Milyonların Milyonda Biri - Metin İlgün Kitabı”, Kor Kitap tarafından yayımlandı. Barış Avşar’la Metin İlgün’ün devrimci yaşamını ve mücadele içinde geçen hayatını konuştuk.
Anıl MERT ÖZSOY...
[email protected]
Dersim’in dağ köyünden, çocuk yaşta cezaevlerinin karanlığına uzanan... Yıllar sonra İstanbul’un işçi havzalarında yeniden doğarcasına kavgaya katılan bir insanın hikayesi: Metin İlgün. Onun hayatı bu topraklarda ‘başka türlü bir dünyanın’ hâlâ mümkün olduğuna dair inatçı bir hatırlatmaydı. Yoldaşlarının deyimiyle, “Metin değişirdi, ama davasından hiç vazgeçmezdi.” Belki de en çok bu yüzden, çocukluk anılarından cezaevi direnişlerine, gazetecilik yıllarından parti örgütçülüğüne kadar her dönemi ayrı bir dönüşümün, ayrı bir arayışın, ayrı bir ısrarın izlerini taşır...
Barış Avşar ve Vedat İlbeyoğlu’nun hazırladığı, Kor Kitap’tan çıkan “Milyonların Milyonda Biri - Metin İlgün Kitabı” işte bu izleği takip ediyor. Tanıklıklardan, yoldaşlıklardan, birlikte geçirilen yılların hafızasından süzülmüş bir Metin İlgün portresi çıkıyor karşımıza: Hem sınıf mücadelesinin kavgacı neferi hem de hayatın tam ortasında karşılaştığı her insana güven ve cesaret veren o samimi yoldaş… Hem parti çizgisine bağlı, kuralları olan bir örgütçü; hem de gerektiğinde kendi doğrusu için en yakınıyla bile ters düşebilen bir karakter… Cezaevinin ağır koşullarından çıkıp Tuzla tersanelerindeki iş cinayetlerinin ortasında yeniden kendini var eden bir mücadele insanı…
Barış Avşar’la Metin İlgün’ü ve mücadeleyle geçen yaşamını konuştuk...
Sınıf mücadelesine adanmış bir hayat…
Devrimci yaşam kimileri için bir ‘hayal’ iken kimileri içinse vazgeçilmez bir tavır. Metin İlgün de bu vazgeçilmez tavrı sahiplenen isimlerden… İlgün’ün hayatını kaleme alırken nasıl bir metodoloji takip ettiniz?
“Milyonların Milyonda Biri - Metin İlgün Kitabı”, Metin’i tanıyan, onunla hayatının bir döneminde birlikte yaşamış, yoldaşlık etmiş çok sayıda insanın katkılarıyla hazırlandı. 6 yıl önceki vefatının ardından bu kitap için yapılan ilk planlamada onun pek çok önemli özelliği içerisinde en çok öne çıkanı olarak “Değişme, değişen koşullara uygun şekilde faaliyetini sürdürebilme yeteneği” ekseninde hayatının ve mücadelesinin anlatılması kararlaştırıldı. Ancak bu ilk hazırlığın hemen ardından gelen korona salgını ve sonrasında kitabı hazırlayacakları öngörülen insanları alıkoyan çeşitli engeller başlangıçtaki planda gecikmelere ve değişikliklere neden oldu. Yine de kitap için yapılan bütün görüşmelerde ve yazım aşamasında ‘değişen Metin’ için dönüm noktalarına odaklanılmaya çalışıldı. Hayatını küçük yaşlardan itibaren sosyalist bir devrim için mücadeleye adamış ve son anına kadar bu yolda yürümüş bir insanı anlatırken ‘değişim gücü’ne dikkat çekmek istememiz herhalde 12 Eylül askeri darbesi ile de yakından ilgilidir. Darbe sonrasında iktidarlar eliyle yükseltilen ‘Değişen dünyada artık sosyalizm eskide kalmış bir beladır’ propagandasıyla birlikte düşünülmeli. Kapitalizm ve onun zor gücü, darbe sonrası Türkiye’sinde ve Sovyetler Birliği’nin dağılışı sonrasında tüm dünyada neoliberal rüzgarlar eşliğinde hakimiyetini ilan etmişti. Metin İlgün’ün söz konusu ‘değişim’le birlikte değişen koşullarda mücadeleye devam ederken kendisini yenileyebilme yeteneği sonraki kuşaklar için önemli bir örnek olacaktır. İşte bu ana eksende onun çocukluk ve cezaevi yılları -ki çocuk yaşta hapse girmişti- onunla birlikte büyümüş arkadaşlarının, akrabalarının, yoldaşlarının ve aile üyelerinin tanıklıklarıyla aktarıldı.Yaşam öyküsü içerisinde çocukluğundan sonra pek kalamadığı memleketi Dersim’in bir dağ köyünde doğup büyüyen ve hemen ardından kendisini cezaevinde bulan bir devrimci komünistin değişiminde kritik öneme sahip gazetecilik yıllarını ayrıca ele almaya, haberlerini ve çalışma yürüttüğü alanları anlatmaya çalıştık. Hayatının en uzun bölümü olarak değerlendirebileceğimiz ve Emek Partisi İstanbul İl Yöneticisi olarak Anadolu yakasındaki işçi havzalarında yeniden şekillenen Metin İlgün’ü ise farklı alanlarda onunla birlikte faaliyet yürütmüş, onun yönettiği çalışmalarda yer almış ve ondan etkilenmiş yoldaşlarının, dostlarının anlatımlarıyla aktardık. Elbette Metin İlgün gibi katıldığı ilk günden son gününe kadar davasına ve partisine sadakatle sarılmış birinin hayatını, ona dair söylenebilecek her şeyi bir tek kitaba sığdırabilmek mümkün değil. Ancak kitabın yayımından bugüne kadar geçen sürede duyduklarımız onun üzerinde daha çok konuşulmayı, anlaşılmayı hak eden bir hayat hikayesi olduğunu bir kez daha gösterdi. Onun ‘Koşar adım devrime gidildiği’ düşünülen ve ülkenin geneline göre önemli öznellikler taşıyan Dersim’deki günlerinden, İstanbul’un işçi havzalarına uzanan hikayesi, ‘başka türlü bir dünya’ olasılığının imkansızlığına dair her gün yeniden ve çeşitli yollarla vaaz edilen propagandaya karşı kesin bir yanıt olarak önümüzde duruyor. Biz de sadece partili yoldaşları için değil, daha iyi bir dünya isteyen herkesin okuyabilmesi için elimizden geldiğince bu hikayeyi anlatmaya çalıştık...
"Metin’in kendine has kuralları vardı…"
İnsan, doğası gereği kimi zaman iyi kimi zaman kötü… İlgün’ü objektif bir şekilde ele aldığınızı görüyoruz. Bunun zorlukları, dezavantajları nelerdi?
Metin İlgün,Tuzla’da her gün yeni bir iş cinayetinde tersane işçilerinin katledildiği günlerde bu işçilerin örgütlenip haklarını birlikte savunmaları için bir dernek kurmalarını sağlamaya çalışıyordu. Ama aynı anda yine tersane işçilerinin seslerini duyuracakları bir gazete yayımlamakla, partisinin günlük faaliyetinin devamı için gerekli işleri yürütmekle, bir yandan yoğun bir seçim çalışmasını organize etmekle uğraşabiliyor, tüm bu canhıraş mücadele içinde örneğin bir tek işçinin yaşadığı küçük bir sağlık probleminin çözümü için de çare arıyordu. Aynı anda birbirine benzer benzemez bunca işi yüklenip taşıyabilen bir enerjiyle yıllarca bu şekilde devam etti. Böyle bir ‘mesai’ içerisinde ve aslında canı pahasına çalışırken hiç hata yapmadan, çatışmaya düşmeden, farklı yöntemler arasında tereddüt yaşamadan devam edebilmek zaten hayatın doğal akışına aykırıdır. Elbette söz konusu gerilimleri, çatışmaları ve anlaşmazlıkları yaşandıkları gündeki koşullarla, ülkenin/siyasetin genel durumuyla, işçi sınıfının karşılaştığı saldırılarla, Kürt halkının yaşadığı inkar uygulamalarıyla birlikte düşünerek değerlendirmek gerekir. Metin tüm bu konularda elbette partisinin çizgisine ve o çizginin gereklerine bağlıydı. İyi ama ‘parti çizgisi’ neydi? Sadece parti merkezince ortaya konulup bütün partililerin kabul ettiği bir politik platform mu? Herhalde bununla birlikte her yoldaşın merkezi kararları kendi çalışma alanındaki koşullara göre uygulamaya çalışması, bunu yaparken ulaştığı ya da ulaşamadığı sonuçlardan dersler çıkarması, o dersler ışığında değiştirilip güncellenecek bir kolektif bütün olma gayretidir aynı zamanda. İşte Metin’in bu bütünlüğün sağlanabilmesi yolunda kendisine has değişmez kuralları vardı. Örneğin cezaevinde genç bir militan ve mahpusken ‘bağımsızlar koğuşuna’ geçerek davadan uzaklaşan bir yoldaşını ikna edip geri getirmek için bütün riskleri göze alarak kendisinin de bağımsızlar koğuşuna gitmesiyle bu olaydan yıllar sonra yöneticiliğini yaptığı partisinin tek bir üyesinin bile kendisini yalnız hissetmemesi için gösterdiği inatçı çaba arasında net bir devamlılık vardır. Dünyanın mevcut halinde insanların sosyalizm davasına kazanılmasının ne kadar güç ve kaybedilmelerinin ne kadar kolay olabileceğini görerek, bunu hep aklında tutarak, kimseyi kaybetmemeye çalışarak faaliyetini yürütmek gayreti, bazen kendisiyle aynı fikirde olmayan yoldaşlarıyla karşı karşıya gelmesine neden olmuştur. Yine de sonuna kadar bu tavrından vazgeçmeden, doğru olduğunu düşündüğü iddiasına dört elle sarılarak, gerektiğinde en yakını olanla bile ters düşmeyi göze alarak yaşamak, beraberinde hayatı zorlaştıracak büyük dezavantajlar da yaratabilir. Ancak Metin yine de bundan hiç vazgeçmedi... Elbette bir ‘kör inat’tan söz etmiyoruz. Çünkü iddiasının geçerli olmadığını anladığında bunu kabul edip durumu düzeltmeye çalışacak güçlü bir öz güveni de görüyoruz Metin’in hayatında...
12 yıl cezaevi, sonsuza dek devrim mücadelesi
Metin İlgün, devrimci mücadelenin bir neferi olarak kimi zaman alanlarda kimi zamansa cezaevlerinde…Bu noktada ‘içeride’ ve ‘dışarıda’ iki farklı Metin İlgün’le karşılaştınız mı? Uzun tutukluluk ve işkenceyle geçen yıllar sizce onun hayatını nasıl etkiledi?
Metin’in 12 yılı kesintisiz şekilde cezaevlerinde geçmiştir ve bu süre ömrünün 18-30 yaş aralığındadır. Askeri darbenin eşiğindeki gözaltına alınmasıyla başlayan ve cezaevinde de devam eden işkenceleri, baskı uygulamalarını dost sohbetlerinde anlatmayı pek tercih etmezdi. Ancak siyasi faaliyeti sırasında yeri geldiğinde bir konuyu açıklamak için değindiği olurdu. 12 yıllık hapisliğin onun hayatının sonraki dönemlerinde bir derin yara ya da travmadan çok ‘mücadele deneyimi’ olarak yer aldığını söyleyebiliriz. Çok sade ve net bir kabuldür bu: İşkencehaneler ve cezaevleri gerektiğinde mücadelenin devam ettirileceği alanlardan biriydi sadece ve o da bunu yapmıştı. Ancak bir yoldaşının deyimiyle ‘Yeri doldurulamayacak fakat asla boş bırakılmayacak’ şekilde ve erken yaşta hayata veda etmesine neden olan hastalığına varıncaya kadar yaşadığı bir dizi sağlık sorununda bu 12 yılın önemli etkisinin olması uzak bir ihtimal değil. ‘İçerde’ ve ‘dışarıda’ iki farklı Metin var mıydı? Bu aslında yanıtı kesin olarak verilebilecek bir soru değil. Çünkü çocuk yaşta cezaevine girip kişiliğinin oluşumunu burada tamamlayıp bir yetişkin olarak cezaevinden çıkıp hızla ve yeniden dışarıdaki mücadeleye hem de en iddialı olacak şekilde İstanbul’dan devam eden birinin ilk yılları ile ilerleyen yaşları arasında kıyaslama yapmak pek doğru görünmüyor. Farklılıklar varsa da hiç değişmeyen bir durum olarak Metin’in her yeni alanda, her yeni mücadelede kendisini yeniden var edebilme ısrarı ve öğrenme gücünün yarattığı, yukarıda vurguladığımız değişimlerine dairdir...
Tanıklıklar üzerinden inşa ediyorsunuz kitabı… Okurla geçen ortak duygu ise sınıftan yana ‘kavgacı’ ancak yeri geldiğinde ‘mavracı’ bir Metin İlgün… Yıllar önceye dayanan cezaevi arkadaşlıkları da var, yoldaşlıklar da… Kitabı yazarken yeniden keşfettiğiniz, ilk kez karşılaştığınız durumlar oldu mu?
Köyde geçen çocukluk maceralarının tanığı kuzeninden, Gezi Parkı eylemlerinde sürekli yan yana durduğu genç yoldaşına kadar kitaba katkı sunarak Metin’i anlatan herkes için onun daha önce bilmediği taraflarını görmek söz konusu oldu elbette. Bazı değişmez durumların sağlaması da tekrar tekrar yapılmış oldu: Tanıyan herkesin ona karşı beslediği yüksek güven, en anlatılmaz sorununu bile aktarabilmesini sağlayan samimiyeti, sık sık ve farklı insanlardan duyduğumuz, ‘Onunla konuşurken partiyle konuşuyor gibi oluyordum’ vurgusuyla ifade edilen adanmışlığı ilk akla gelenler...
Metin İlgün’ün gelecek tahayyülü: Yeni bir ülke…
Metin İlgün’ün parti geleneği içinde tartışmalardan, öz eleştiriden kaçınmadığını okuyoruz. Gelecek tahayyülü, devrimci mücadeleye dair görüşleri nelerdi?
Eleştiri-öz eleştiri partili devrimci mücadelenin alfabesinde yazsa da bu mekanizmaları hakkını vererek kullanabilmek her zaman çok kolay değildir. İkinci sorunuza verdiğimiz yanıtta da değindiğimiz gibi Metin birçok durumda bunu yapabilmek için en yakınındaki yoldaşlarıyla bile ters düşmeyi göze almıştır. Ancak ‘Hiç kimseyi kaybetmeden birlikte ilerleyebilme’ konusundaki tutumunu da aynı kararlılıkla sürmüştür. Özellikle İstanbul’daki parti çalışmasına dair kitapta yer alan anlatımlar gösteriyor ki gelecek tahayyülü de bu yıllar içerisinde olgunlaşmıştır. Farklı sektörlerde çalışan yüzlerce, binlerce işçi arasında ve elbette gençler, kadınlar, aydınlar içinde günlük, düzenli bir parti faaliyeti yürütülerek kurulabilecek bir gelecek için mücadele etti. Bunları yapabilmek yolunda her fırsatı kullandı. Konuşmaya yeni başlamış bir çocukla sohbetinden tutun da otobüste yer verdiği biriyle diyaloğuna kadar her gün ve yeniden kendi hayatının içine bu ilkelere uygun onlarca örnek katarak ilerledi. Geleceğe dair tahayyülü de bütün bu insanların birlikte inşa edeceği yeni ülkeden başka bir şey değildi...
İlgün’ün gazetecilik günleri Evrensel sayfalarında şekilleniyor. Deyim yerindeyse teoriyle pratiği birleştiren bir noktadan gazeteciliğe başlıyor. Bu noktada neler söylersiniz?
Metin’in hayatındaki bu dönem çok ilginç. Devrim ve sosyalizm davası için genç yaşında Dersim gibi büyük işçi yığınlarının olmadığı, daha çok kırsal bir alanda mücadeleye atılıp sonrasında uzun yıllar cezaevinde kalan ve komünist teorinin asıl unsuru olan sanayi proletaryası ile ancak 30 yaşından sonra ve gazeteci olarak tanışan bir devrimcinin meseleye nasıl yaklaşabileceğine dair arayışı söz konusu. Elbette burada klasik anlamda bir ‘gazeteci’ kimliğinden değil, aynı zamanda partisi adına faaliyet yürüten bir devrimci olarak Zonguldak madenlerinden deri sanayisine, sendikal mücadelelerden sigortası bile olmadan çalışmak zorunda bırakılan genç işçi kuşaklarının sorunlarına varana kadar üretici güçlerin durumuna bizzat tanık olan Metin İlgün, hayatının belki de en önemli değişimini de yaşıyordu. Böyle büyük bir alanda, böylesine karmaşık ilişkiler içinde her gün binlerce yeni üyesiyle büyüyerek var olma kavgası veren işçi sınıfının engin denizinde yolunu bulabilmek için ne yapmalı? Bu noktada Metin’in çok dikkatle karşısındakini dinleyerek, bir önceki konuşmada söylenenleri bir sonraki görüşmede de aklından çıkarmadan takip ederek, ortaya konulan görevlerin hakkıyla yapılıp yapılmadığını denetleyerek, engellerin nasıl ortadan kaldırılabileceğini bizzat kendisi de dahil olup ince ince işleyerek ilerlettiği bir mücadeleyi görüyorsunuz. Örneğin, özellikle sınıf mücadelesi içinde öne çıkması gerektiğini düşündüğü insanların peşine ısrarla düşüp, ev içindeki en ‘özel’ görünen sorunlarına bile dahil olarak, eşleriyle ve çocuklarıyla da yakından ilgilenerek o kişiyi olması gerektiğini düşündüğü konuma gelmesi için teşvik edebilme kabiliyeti de çok etkileyici. Bugün onun çalışma alanlarındaki takipçileri tarafından halen anlatılan çokça örnek var böyle. Eğitimsizliğe, kuralsız çalışmaya, ucuz iş gücü olmaya mahkum edilmiş onlarca genç, kadın ve işçi ile bu çerçevede kurduğu öyle geniş bir ilişki ağı var ki...Tüm bunları dinlediğinizde sosyalizm mücadelesine dahil olan herkesin Metin’in yaptığına benzer bir faaliyet yürütebilmesi durumunda dünyanın yeni bir hal almasının kaçınılmaz olacağını hissediyor insan...
Yoldaşlarının omzunda yolcu edilen bir devrimci Metin İlgün… Bugün hayatta olsaydı ve bu kitabı okusaydı sizlere ne söylerdi?
Kitap için ne derdi sorusunun yanıtını okurlarına bırakalım ama bir önceki yanıtımızın son cümlesini görmüş olsa herhalde o kendisine çok yakışan gülümsemesiyle, ‘abartmayın’ derdi... ‘Milyonların milyonda biri’ olarak alçak gönüllülüğün de bir sıra neferinin temel özelliği olması gerekir çünkü... İşte onun ve onun gibilerin yoğrulduğu hamurda en eşsiz örnekleri bulunan bir özellik daha!
NOT : Bu yazı ve fotoğraf Günlük Evrensel Gazetesi'nden alınmıştır...
* Bu bir editöryal haberdir.








