Nihai Ölçü İnsandır...

Nihai Ölçü İnsandır...

BİROL KESKİN YAZDI...
[email protected]

İnsanlığı hangi ideolojiye sığdıracağız?

Belki de asıl soruyu yıllardır yanlış soruyoruz. Sosyalizm mi, kapitalizm mi? Komünizm mi, liberalizm mi? Devlet mi, piyasa mı? Ulus mu, sınıf mı?

Oysa benim için daha temel bir soru var: Bütün bu sistemleri ve ideolojileri insan için nasıl kullanacağız? Çünkü bana göre nihai ölçü insandır...

İnsan vardır. Toplum vardır. Devlet vardır. Cumhuriyet vardır. Vatan vardır. Ulus vardır. İnançlar, ideolojiler ve siyasal düşünceler vardır. Bunların hepsinin hayatımızda bir karşılığı, bir anlamı ve bir değeri olabilir. Fakat hiçbiri insanın üzerinde değildir. Hiçbiri insanın özgürlüğünü, onurunu ve yaşam hakkını ortadan kaldırabilecek kadar kutsal değildir...

Devlet insan için vardır; insan devlet için değil. Cumhuriyet insanın özgürlüğünü, eşitliğini ve ortak yaşamını güvence altına almak için vardır. Vatan, insanların üzerinde yaşadığı ortak yurttur; insan vatan uğruna değersizleştirilecek bir araç değildir. Ulus, insanları bir araya getiren tarihsel bir topluluk olabilir; fakat insanı ulusun hizmetine sunan bir kutsallığa dönüşemez...

Aynı şey ideolojiler için de geçerlidir. Bir düşünce sistemi insanın özgürlüğünü, eşitliğini ve onurunu güçlendirdiği ölçüde değerlidir. İnsan o düşünce sisteminin içine sığmadığında ise sorun insanda değil, düşünce sistemindedir...

Ancak burada bir gerçeği göz ardı edemeyiz: “İnsan” dediğimiz varlık tek ve homojen değildir. Farklı çıkarları, kültürleri ve güç konumları olan milyarlarca bireyden oluşur. Bir patron ile bir işçinin, bir mülk sahibi ile bir göçmenin “özgürlük”ten anladığı aynı şey değildir. İşte bu noktada insanizm, tüm bu farklılıkları yok sayan soyut bir “genel irade”ye değil; en savunmasız olanın onurunu koruyan somut bir adalet anlayışına yaslanır. Çünkü bir toplumun medeniyet seviyesi, en güçlü bireylerinin ne kadar özgür olduğuyla değil, en kırılgan bireylerinin ne kadar onurlu yaşayabildiğiyle ölçülür...

Benim için insan merkezli bir dünya görüşünün temelinde önce akıl ve bilim vardır. Çünkü insanın özgürlüğü yalnızca istemekle değil, gerçeği anlayabilmekle de mümkündür. Bilginin, eğitimin ve bilimin olmadığı yerde özgürlük kolayca cehaletin ve manipülasyonun karşısında savunmasız kalır...

Bu nedenle özgürlük vazgeçilmezdir. Ancak özgürlüğü yalnızca güçlü olanın daha fazla imkâna sahip olması olarak göremeyiz. Gerçek özgürlük, herkesin özgür olabilme imkânına sahip olduğu bir toplumsal düzen gerektirir. Bunun için fırsat eşitliği, eğitim eşitliği, eşit yurttaşlık gerekir. İnsanın doğduğu aile, ekonomik imkânları, etnik kökeni ya da inancı onun geleceğini belirlememelidir...

Peki, özgürlük ile eşitlik çatıştığında ne yapacağız? İşte burada insanizmin net bir pusulası olmalıdır: Asgari insan onuru eşiği (barınma, beslenme, sağlık, temel eğitim) dokunulmazdır ve bu eşiğin sağlanması devletin öncelikli görevidir. Bu eşiğin üzerinde kalan alan ise bireysel özgürlüğe, rekabete ve piyasa dinamiklerine açıktır. Eşitlik adına bu eşiğin üzerindeki tüm farklılıkları silmek özgürlüğü öldürür; özgürlük adına bu eşiğin altındaki insanları kendi kaderine terk etmek ise insan onurunu hiçe sayar. İnsanizm, bu iki uç arasında sıkışıp kalmaz; bu eşiği sürekli yukarı çekerek herkese daha geniş bir özgürlük alanı açmayı hedefler...

Devlet adına insanı ezmek de, piyasa adına insanı yalnız bırakmak da aynı temel yanlışa düşer: İnsanı bir amaca ulaşmak için araç haline getirmek...

Bütün bu ideal ilkeleri hayata geçirecek olan araç ise kaçınılmaz olarak iktidardır ve iktidar doğası gereği araçsallaştırmaya meyillidir. Bu nedenle insanizm, yalnızca erdemli liderlere güvenmez; gücü denetleyen, sınırlayan ve sürekli sorgulayan kurumları zorunlu görür. Bağımsız yargı, şeffaf yönetim, katılımcı demokrasi ve sivil toplumun canlılığı, insanizmin olmazsa olmaz yapı taşlarıdır. Çünkü en iyi niyetli sistem bile, hesap verebilirlik mekanizmaları olmadan zamanla kendi amacına ihanet eder...

İnsanizm; insanlığı hiçbir ideolojinin, devletin, ulusun, sınıfın, piyasanın aracı haline getirmeyen; özgürlüğü, eşitliği, aklı, adaleti ve insan onurunu siyasal düzenin temel ölçütü kabul eden bir dünya görüşüdür...

Sosyalizmin adalet arayışından öğrenebilir, liberal düşüncenin bireysel özgürlük vurgusunu önemseyebilir, sosyal demokrasinin sosyal adalet anlayışını geliştirebiliriz. Ama hiçbirini insanın üzerinde konumlandırmak zorunda değiliz. Çünkü mesele, insanı bir ideolojiye sığdırmak değildir. Mesele, ideolojileri insan için kullanabilmektir...

Ancak bu “her şeyden biraz” almak, eğer bir iç tutarlılıkla yapılmazsa eklektik bir karmaşaya dönüşebilir. Bu nedenle insanizm, yeni bir dogma değil, bir filtre işlevi görür: Hangi politik araç olursa olsun, “İnsan onurunu yüceltiyor mu? En savunmasızı koruyor mu? Gelecek nesillere yaşanabilir bir dünya bırakıyor mu?” süzgecinden geçer. Bu süzgeci geçen her fikir, hangi kamptan gelirse gelsin, insanizmin bünyesine katılabilir...

---

İnsanizmin Ufku: Küresel Adalet, Sınırlar ve Barış...

Ancak insanizmin ufku yalnızca ulusal sınırlarla çevrili değildir. Bugün dünyanın bir ucunda doğan çocuk ile diğer ucunda doğan çocuk arasında uçurumlar vardır ve bu uçurum, insanlığın ortak vicdanında en derin yarayı açmaktadır...

İnsan ve Sınırlar: Bir insanın onuru, doğduğu topraklara göre değer kazanmaz veya kaybetmez. Sınırlar, yönetim için pratik araçlardır; ancak insanlık için ahlaki birer kategoridir. İnsanizm, göçmeni bir "yük" veya "güvenlik sorunu" olarak değil, eşit haklara sahip bir özne olarak görür. Savaştan, kıtlıktan veya zulümden kaçan her insan, devletlerin yasalarının ötesinde, insanlığın ortak vicdanının güvencesi altındadır. Pasaportlar, insanları ayırmak için değil, devletlerin sorumluluklarını düzenlemek için vardır...

Küresel Eşitsizlik ve Kaynaklar: Fırsat eşitliği, bir ülkenin sınırları içinde kaldığı sürece yarım kalmış bir vaattir. Bugün bir çocuğun geleceğini belirleyen en büyük etken, ailesi değil, doğduğu enlemdir. İnsanizm bu adaletsizliğe sessiz kalamaz. Kaynakların adil dağılımı, yalnızca bir ulusun iç meselesi değil, tüm insanlığın ortak sorumluluğudur. Dünyanın bir ucundaki lüks tüketim, diğer ucundaki açlıkla aynı anda var olduğu sürece, gerçek bir insan onurundan söz edemeyiz. İnsanizm, uluslararası dayanışmayı bir tercih değil, ahlaki bir zorunluluk olarak kabul eder...

Savaş ve Şiddet: Savaş, insanizmin mutlak reddidir. Hiçbir millî dava, hiçbir ideolojik üstünlük iddiası, hiçbir ekonomik çıkar, masum insanların hayatlarını araçsallaştıramaz. İnsanizm, çatışmaları ne "kader" ne de "kaçınılmaz" görür; barışı, insan onurunun var olabilmesinin ön koşulu olarak kabul eder. Diplomasiyi, adaleti ve uzlaşmayı, savaşın karanlığına tercih eder. Çünkü savaşta ilk yok olan, insandır; ve insan yoksa, geriye hiçbir kutsal amaç kalmaz...

---

Son Söz...

Bugüne kadar ürettiğimiz bütün ideolojilerin önüne insanı koyabilmek asıl meseledir. Çünkü nihai ölçü devlet değildir, ulus değildir, piyasa değildir, sınıf değildir. Nihai ölçü insandır...

Ancak burada son bir genişleme yapmalıyım: İnsanı nihai ölçü kabul etmek, onu doğanın fatihi veya sahibi konumuna koymak değildir. İnsan, nehirlerin, ormanların, atmosferin dışında ve üstünde yaşamaz; onun bir parçasıdır. İklim krizi ve ekolojik yıkım çağında, insan onurunu korumak demek, aynı zamanda onun yaşam alanını, yani gezegeni korumak demektir. Bu nedenle insanizmin pusulasına, ekolojik sürdürülebilirlik zorunluluğunu da ekliyorum. İnsan onuru, yaşanabilir bir dünyanın garantisi olmadan anlamsızdır...

Siyasal düşüncenin başlangıç noktası da, sınırı da insandır. Bir sistem insanı özgürleştiriyor mu? Eşit fırsat sağlıyor mu? Onurunu koruyor mu? Bilgiye, bilime ulaşmasını mümkün kılıyor mu? Emeğin hakkını gözetiyor mu? Savaşa değil barışa mı hizmet ediyor? Ve tüm bunları yaparken onu başka bir kolektif amacın aracı haline getirmiyor mu?

Benim için ölçü budur...

Ben buna, şimdilik, Etik İnsanizm diyorum...

*Sendikacı yazar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber FAŞİZMİN ESKİ HİKAYESİ: İHTİŞAM VE GÜÇLÜ LİDER...
Benzer Haberler