Asgari Ücret ve Türkiye’nin Ekonomik Utancı...

Asgari Ücret ve Türkiye’nin Ekonomik Utancı...

*Birol KESKİN yazdı...
[email protected]
Fotoğraf : Evrensel Gazetesi...

Ocak 2026’dan itibaren yürürlüğe girecek 28.075 TL’lik asgari ücret, Türkiye’de sadece yetersiz bir rakam değil; ekonomik ve siyasal bir çöküşün somut göstergesidir. Bu rakamın açlık sınırının altında belirlenmiş olması, milyonlarca çalışanın yaşam standardının ne denli gerilediğini açıkça ortaya koyuyor...

Yoksulluk Sınırı Tarihe Karıştı...

Bir zamanlar Türkiye’de asgari ücret yoksulluk sınırına göre hesaplanırdı. Ama bugün, asgari ücret aç kalmamakla kıyaslanıyor. Açlık sınırı, artık bir ülke için tartışma konusu haline gelmişse, bu yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir çöküşün de göstergesidir. Bu yeni asgari ücret Șubat 2026’dan itibaren yürürlüğe girecek. Ancak o zamana kadar, açlık sınırı ile yoksulluk sınırı arasındaki fark daha da açılmış olacak. Enflasyon ve ekonomik dalgalanmalar, asgari ücretle geçinen 8 milyondan fazla insanın kazançlarını hayatta kalmanın eşiğinde tutacak. Bu rakam, özellikle aile geçindirenler veya tek gelirle yaşamak zorunda olanlar için, temel yaşam giderlerini bile karşılamaktan uzak olacak ve her ayı "çalışan yoksulluk" ile mücadele ederek kapatmaya zorlayacak...

Tablo çok net: Bu asgari ücret politikası, işgücü maliyetlerini baskı altında tutmanın ötesinde, tüketim talebini zayıflatacak, yoksulluğu kalıcı hâle getirecek ve ekonomik büyümeyi frenleyecek bir tuzaktır. Açlık sınırıyla hesaplanan bir ücret, ülkede gelir dağılımını daha da bozar, sosyal adaleti eritir ve üretim kapasitesini daraltır. Düşük ücret, vasıflı işgücünü teşvik etmez, aksine kayıt dışı ve güvencesiz çalışmayı besler; ekonomiyi düşük katma değerli üretimde kilitleyen bir kısır döngü yaratır...

Sonuç: Hayatta Kalma Payı ve Sürdürülemez Tercih...

Asgari ücret artık bir geçim ücreti değil, ekonomik hayatta kalma payıdır. Türkiye’nin bugün geldiği nokta, yalnızca yönetimsel bir başarısızlık değil; stratejik bir yoksullaştırma ve sürdürülemez bir ekonomik politika tercihidir. Bu rakam, sadece milyonlarca asgari ücretlinin değil, ülkenin gelecekteki sosyal dokusunun ve üretim potansiyelinin de geriye gidişin fotoğrafını ortaya koyuyor...

Çözüm, bu hayatta kalma payını geçim ücretine dönüştürecek radikal bir paradigmada ısrardır. Bu da, asgari ücretin dar bir komisyon kararı olmaktan çıkarılıp, şeffaf ve hakkaniyeti esas alan gerçek bir toplumsuz pazarlık mekanizmasıyla; yoksulluk değil, insan onuruna yaraşır bir yaşam sınırı üzerinden belirlenmesini gerektirir. Ekonomik büyümenin nimetlerinin adilce dağıtıldığı, emeğin karşılığını aldığı bir sistem, sürdürülebilir kalkınmanın olmazsa olmazıdır. Bugünkü tercih ise, bu politikaların bedelini en çok ödeyen emekçi milyonların sırtında, toplumsal refahın ve istikrarın da ipotek altına alınması anlamına gelmektedir...

*Sendikacı...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Farkında Olmak...
Sonraki Haber 2026 Almanya’nın karar verme yılı...
Benzer Haberler
Rastgele Oku