Farkında Olmak...

Farkında Olmak...

Birol KESKİN'den...
[email protected]

Günümüzde insanlık olarak yaşadığımız krizin adı cehalet değil.Asıl sorun,bilmek istememek. İnsan, ne olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gittiğini bilmek istemiyor. Çünkü hatırlamak sorumluluk getirir. Unutmak ise konforludur...

Kendi geçmişimizi bilmiyoruz.
Dedelerimizin,atalarımızın adlarını, nasıl yaşadıklarını, nelere maruz kaldıklarını bilmiyoruz, ilgilendirmiyor bile bir çoğumuzu. Ancak bu unutuş, masum bir bellek kaybından ibaret değil. Çoğu zaman, gerçeğin karmaşıklığıyla yüzleşmektense, kendi konforumuz için seçtiğimiz anılarla, hatta mitlerle dolu bir geçmiş yaratıyoruz. Atalarımızı yalnızca kahramanlar ya da yalnızca kurbanlar olarak görmek de bir tür "bilmek istememektir". Buna rağmen kendimizi tarihin merkezine koyuyoruz. Sanki bu dünya bizden önce yoktu, bizden sonra da olmayacak. Bu kibir, bireysel değil; sistematik bir körlüktür...

İnsan, ölümlü olduğunu unuttuğu anda zalimleşir.
Çünkü ölüm fikri,hırsı terbiye eder. Yaşamın bir gün sonlanacağını bilen biri, başkasının hayatını çiğneyerek yükselmeyi meşru göremez. Aslında ölüm, nihai ve en keskin sınırdır. Ancak modern düzen bize yalnızca ölümü değil, tüm "sınırlılık" gerçeğini unutturur: Gezegenin kaynaklarının, bir günün 24 saatinin, bedenimizin ve ruhumuzun dayanma kapasitesinin sınırlı olduğunu. Tam da bu yüzden bugünün düzeni,ölümü görünmez kılar: Tüketimle, ihtirasla, hızla, sahte başarı hikayeleriyle...

Daha çok kazan, daha çok biriktir, daha yukarı çık, hep en iyisine ulaşmaya çalış.Kimin ezildiği,kimin dışlandığı, kimin susturulduğu önemli değil. Bu düzenin ürettiği "başarı", insanı yok sayarak var olma becerisidir aslında. Ve buna artık normal diyoruz.Çünkü kendi normalimizi kendimiz yaratıyoruz...

Farkındalık tam da burada politik bir anlam kazanır.
Çünkü insanı merkeze almayan her düzen,bilinçli bir tercihtir. Çocukların korunmadığı, kadınların yalnız bırakıldığı, emeğin değersizleştirildiği bir toplum tesadüfen oluşmaz. Bu, insanın unutulması üzerine kurulmuş bir sistemin sonucudur...

Bize sürekli bireysel çözümler önerilir.
"Sen kendini kurtar."
"Sen uyum sağla."
"Sen güçlü ol."
Oysa mesele birey değil,düzendir. İnsan insana düşman edilmişse, bu bir ahlak sorunu değil; politik bir tercihtir. Ancak bu ikilemde sıkışıp kalmamak için bir köprü inşa etmeliyiz: "İlişkisellik". Sistem bizi yalnızlaştırarak güçlü kalır. O halde, bireysel bir farkındalık değil ama bireysel başlayıp kolektife uzanan bir "ilişki kurma biçimimizi" değiştirmek, bu unutuşa karşı somut bir direniş hamlesidir. Komşuyu tanımak, iş yerinde dayanışmak, bir yabancıya insan muamelesi etmek, sistematik yalnızlığı delen küçük devrimlerdir...

Gerçek farkındalık, hayattan elini eteğini çekmek değildir.Tam tersine,dünyaya karışmaktır. Taraf olmaktır. Sessiz kalmamaktır.Ben geçiciyim ama bu zulüm,bu eziyet kalıcı olmak zorunda değil diyebilmektir...

Hepimiz öleceğiz...

Bu bir karamsarlık değil,bir eşitliktir. Ve belki de bu yüzden bu kadar rahatsız edicidir. Çünkü ölüm, unvanları, serveti, makamları geçersiz kılar. Geriye sadece nasıl bir insan olduğumuz kalır. Ve daha da önemlisi, geriye ne bıraktığımız kalır. "Miras"ımızla "Eser"imiz arasındaki uçuruma bakmalıyız. Sistem bize genellikle bir "miras" (servet, şan) bırakmayı dayatır. Oysa gerçek anlam, bilinçle ve emekle üretilen "eser"dedir: yetiştirilen bir çocuk, kurulan hakiki bir dostluk, adalet için verilen mücadele, insan onuruna adanmış küçük bir iş...

Bugün asıl sorulması gereken sorular şunlardır:
Bu dünyadan geçerken neyi çoğalttık?İnsan onurunu mu? Korkuyu mu, adaleti mi? Sessizliği mi, dayanışmayı mı? Bıraktığımız iz, kontrolümüz dışındaki mirasımızla, bilinçli niyetimizin ürünü olan eserimiz arasında nasıl bir uyum var?

Farkındalık bir iç huzur meselesi değil.Belleğimizin seçiciliğiyle,sınırlarımızla, kurduğumuz ilişkilerle ve bıraktığımız izin niteliğiyle yüzleşmektir. Ve bu hesaplaşmadan kaçan her toplum,insanlığını yavaş yavaş kaybeder, yok oluşunu hazırlar...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Mesem: Söylemde “Dual Eğitim”, pratikte kurumsallaşmış çocuk emeği sömürüsü...
Sonraki Haber Asgari Ücret ve Türkiye’nin Ekonomik Utancı...
Benzer Haberler
Rastgele Oku