Cemal AKÇA yazdı...
Foto: Cemal AKÇA…
Bahadın’da şenlik biter, kalabalıklar çekilir ama toprağın altındaki o derin sohbet hiç bitmezdi. Eroğlu kardeşlerle birlikte mezarlığın kapısından içeri girdiğimizde, alışık olduğum o ağır ve hüzünlü mezarlık havası yoktu burada. Sanki taşlar konuşuyor, gidenler kalanlara hala bir şeyler anlatmaya çalışıyordu...
Adımlarım kurumuş otların arasında ilerlerken bir taşın önünde çakılıp kaldım. Mermerin üzerine, sanki birisi yan komşusuna sesleniyormuş gibi şu not düşülmüştü: "Ayağıma basma, öteden geç"
Bir an duraksadım. Önce gülümsedim, sonra bu cümlenin derinliğine daldım. Bu yazı, bir sitemden ziyade, dünya ile bağını koparmış ama nezaketini ve şahsiyetini koruyan bir ruhun son uyarısıydı.
Mezarın başında dururken zihnimde o kişinin hayali canlandı. Muhtemelen ömrü boyunca kimseyi incitmemiş, kimsenin kalbine basmamış bir Bahadınlıydı bu. Ölümün o mutlak sessizliğine gömüldüğünde bile, sınırlarını çiziyordu. "Ben buradayım," diyordu. "Hala bir varlığım, bir canım var; bedenim toprak olsa da hatırama hürmet et, öteden geç."
Bu yazı, Anadolu insanının o muazzam zekasını ve ölümle kurduğu barışçıl ilişkiyi özetliyordu. Türkiye’nin başka bir yerinde görseniz belki yadırgayacağınız bu üslup, Bahadın’ın aydınlık toprağında bir hayat dersine dönüşüyordu: Yaşarken de ölürken de başkasının sınırına saygı duy...
Güneş batarken mezarlıktan ayrıldım. Arkamda bıraktığım sadece bir mezar taşı değil, bir yaşam felsefesiydi. Şenlik alanında çekilen halaylar ne kadar hayata dairse, bu mezar taşı da o kadar hayatın içindeydi...
Yol boyunca o ses zihnimde yankılandı durdu. Belki de hepimize söylüyordu bunu; sadece o mezar taşına değil, birbirimizin ruhuna, emeğine, hayatına basmadan "öteden geçmeyi" öğrenmeliydik...
Cemal T.Akça
6 Ağustos 2018
Bahadın / YOZGAT...
* Bu bir editöryal haberdir.








