*Birol KESKİN'den...
Ağacın gölgesi ağırdı; gök bile bu sahnenin utancını taşıyamıyordu.
Toprak, kızın incecik ayaklarına sarılıyor, ama hiçbir doğa, hiçbir merhamet
insanın insana reva gördüğü bu kaderi silemiyordu...
Kız çocuğu fırçayı kavradı; her darbe, yoksulluğun pasını değil,
bu ülkenin vicdansızlığını kazıyordu yüzümüze.
Karşısındaki ayakkabı artık bir adamın ayakkabısı değildi koca bir düzenin, koca bir suskunluğun kirli sembolüydü...
O an doğa bile nefesini tuttu.Çocukluğun çöktüğü yerlerde rüzgâr bile esmezdi zaten...
Ve kız fırçayı her kaldırışında, bir şey daha kopuyordu dünyadan : Umudun ince bir teli, sessizce, kimse duymadan…
İşte tam o anda, gerçek bütün ağırlığıyla yere çakıldı: Bu topraklarda sahipsiz , yoksul çocukların kaderi bir ağacın gölgesine sığınıyorsa,
bizim kurduğumuz hiçbir gelecek güneş yüzü görmeyecektir...
Çünkü bu kız çocuğu yalnız değildi;
onun ardında isimsiz binlerce çocuk daha vardı.
Sahipsizliğin soğuk taşına bırakılmış,
yoksulluğun karanlık kuyusuna itilmiş,
adaletsizliğin sessiz çığlığına hapsedilmiş...
Ve biz, tüm bunların karşısında hâlâ susuyorsak…
O kız çocuğu değil, asıl biz çıplak, asıl biz yoksul, asıl biz sahipsiz kalmışız demektir.
* Sendikacı...
* Bu bir editöryal haberdir.








