İçimizde,çabalayan insanları değersizleştirmeye çalışan güçlü bir eğilim var...

İçimizde,çabalayan insanları değersizleştirmeye çalışan güçlü bir eğilim var...

Hasan BİLDİRİCİ içinde bulunduğumuz ortamı yazdı...

Yıllar önce kaldığım şehirin psikiyatir kliniğinde Türkiye'li bir karı koca vardı. Şu anda ne durumdalar bilmiyorum. Birbirlerinin ömürlerini yemiş bu karı koca ayrı bölümlerde kalırlar; eski alışkanlık ve özleme dayalı olarak haftada bir görevlilerin gözetiminde bir odada buluşturulurlardı...

İki saatlik görüșmenin ilk on dakikasında görevliler kavgaya tutuşmuş karı kocanın arasına girer, onları tekrar bölümlerine alırdı. O klinikte kendisini traktör sanan bir tanıdık daha vardı. Ziyarete gidenlere uzak koridordan traktör sürer gibi gelirdi...

Türkiye toplumu şu an kadını ve erkeğiyle o hastaneden yatanlar gibidir. Türkiye toplumunu yazdığım gibi görmeyip kendini mükemmel sananlardan özür diliyorum. Onlar bizahmet beni okumasınlar; sağlam ve mūkemmel psikolojileri bozulmasın, çünkü burası sorunlarımızı tartıştığımız bir sayfadır...

Doğruyla yanlışın artık ayırt edilmediği toplumlarda en büyük darbeyi kadın erkek ilişkisi alır. Önce kadınlar ve erkekler birbirini sevmemeye ve birbirinin arkasında dolap çevirmeye başlarlar. Bu durumlarda kadınlık ve erkeklik kırık bir kapı kolu gibi sahiplerinin elinde kalmıştır. İnsanlığın tüketildiği yerde kadınlık ve erkekliğe dayalı ilişkiler pek işe yaramaz. Hiç kimse aradığını bulamaz; aradığını bulduğunu sandığı zaman da o kişinin aradığı kişi olmadadığı hayıflanarak ortaya çıkar...

Peki kişinin aradığı nedir? Aslında ne aradığını kişinin kendisi de bilememektedir; iyi bir kişi aramaktadır ve aslında kendisi de iyi biri değildir. İnsanların güzel kaşı, güzel yüzü, güzel vücudu ve yakışıklı hali bir araya geldikten bir kaç hafta sonra iğrenç bir hal almakta; ancak bireyler hayatın ellerinden kayıp gidiyor olmasının telaşıyla yanlış arayışlarına devam etmektedir...

İnsan aslında en çok kaos, yoksulluk, umutsuzluk ve kendini yalnız hissettiği zamanlarda sevgi ve şefkate ihtiyaç duyar ancak toplumun bireyleri artık o sevgi ve şefkati alıp vermekten uzaktır...

Küba'da aile bir çok yerde nine, kız ve kızın kızı şeklinde sürüp gidiyordu. Nine kızının çocuklarına; kız da kendi kızının çocuklarına göz kulak oluyordu. Öncelerini bilmiyorum, ama benim gittiğim iki yıl öncesinde rejim bunalımı ve yoksulluk aileyi feci vurmuştu.Erkekler kadınlardan kaçıyordu. Evlilik veya birlikte yaşam adı altında erkeğin kalabalık aileyi geçindirecek ve sorunları çözecek takati yoktu. Yoksul Latin Amerika ülkelerinin çoğunda benzer durumlar yaşanıyor...

İyi ile kötülüğü ayırt edememeye başlayan her toplum sonunda zor hayata yenilir. Aile yenilir; kadın ve erkek yenilir, hayatı kaybeder. Hayat; kalitesiz yalnızlığına sığınmış bir hayıflanma ve hayal kırıklığından ibaret bir hüzün olarak son bulur...

Sürekli olumsuz düşünmek doğanın karı, fırtınası ve depremi gibidir. Hiç bir bünye uzun süre olumsuz düşüncelere dayanamaz. Negatif düşüncelere sahip her bünye ve beyin vaktinden önce hastalanıp çöker...

Bir toplum ancak kendi ihtiyaçlarını doğru tespit etmiş bireylerin çoğalmasıyla iyileşmeye başlar. Kendi ihtiyacını ikiyüzlülük yapmadan doğru teşhis edip ona göre davranan her birey hayatı yeniden kazanmaya ve doğru yaşamaya adaydır. Bireyin kendisiyle, yanlışıyla ve iki yüzlülüğüyle yüzleşmesi yürek ister. Politikada da bu böyledir. Kendi çıkar ve ideoloji grupları içinde dönüp dolaşan kabile üyeleri gibiyiz. Aslında kendi kabilemiz içinde de ilişkilerimiz berbat ve güvensizdir. Kendi kabilelerimiz içindeki insan ilişkileri; kadın ve erkek ilişkisi daha çekilmez ve ikiyüzlüdür. Bu alanda gerçek kişilikler inanç ve politik maskelerle gizlenmiştir...

İşte bu noktada yazarlara, düşünürlere ve filozoflara çok ihtiyaç var. Tıkanmış karanlık hayatın içinden çıkmak için onları bir ışık gibi görmek gerekir. Ciddi düşünür ve filozoflara sahip olmadığımız için Alman, Fransız, Ingiliz veya eski Yunan filozoflarından alıntılarla hayatı gõtürmeye çalışıyoruz, ama olmuyor. Onların çağı farklı çünkü, toplumsal ilişkileri de farklıydı...

Ben bazen bu konuları tartışmaya ihtiyacımız var dediğimde "kendini filozof sanıyor!" Diyor bazıları. Bizim toplumumuzda çabalayan insanları değersizleştirmeye çalışan güçlü bir eğilim var.  Onların kör gözleri, bu yazıların içerisinde dile getirdiğim üstün düşünceleri görmeye engel...

Ama aslında tam da bu zamanlarda kendimizi mutsuz eden işe yaramaz maskelenmiş cinsel arayışlarından; eskimiş negativ düşüncelerden; yanlış ilişki ve eğlimlerden ve bizi hiç bir yere vardırmayan ayak üstü alışkanlıklardan uzaklaşamayı başarabilirsek kendi sakin limanımızı bulmuşuz demektir. Bir de bakmışız ki, sakin limandaki nüfus gittikçe çoğalıyor. İşte bu sakin limandaki insanlar ve bu insanlar arasındaki sevgi, saygı, sanat ve düşünce ilişkisi yeni hayatın da müjdesi olacaktır...

Not: Toplumsal sorunlarımızı tartışacak ve daha iyi düşünmemizi sağlayacak bu tür yazıları değerli buluyorsanız paylaşmanızı ve önermenizi rica ediyorum. Politika her şey değildir ve toplumu en çok aşırı politikleşme çürütür. Bu nedenle daha çok düșünceye ihtiyacımız var...

* Bu bir editöryal haberdir.

Önceki Haber Saygıda buluşalım...
Sonraki Haber İsmail Gökhan EDGE ölümsüzdür!
Benzer Haberler
Rastgele Oku